Kuş Diline Öykünen Türkiye'nin yakın tarihinden, belleğimizden silinmeye çalışılan bir dönem üzerine yazılmış bir roman.
"Belki de bütün bu olan bitenler, yalnızca sezgiyle anlaşılabilecek şeylerdi; bugüne kadar kitaplarda yazmayan, henüz insan dilinde söylenmeyen şeyler. Otuz-kırk sene sonra sosyologlar bu döneme bakıp yorumlar yapacak, isimler koyacaklardı. 'Ölenler,' diyeceklerdi, 'hepsi genç insanlardı. Çok genç insanlardı. Öyle gençlerdi ki, o kadar gençlerdi ki...'"
1956 doğumlu. İstanbul'da yaşıyor. 1977 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nden öğrenimini tamamlayamadan ayrıldı. 1986'dan sonra gazete, dergi ve televizyonlarda çalıştı. Çeşitli dergilerde makaleleri, denemeleri yayımlandı. Ağlayan Dağ Susan Nehir, 2008 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı.
Kuş diline öykünen Ayşegül Devecioğlu'nun ilk kitabı. Bir 12 eylül romanı diyebiliriz kitap için. Ana hikaye darbe sonrası siyasi harekete dahil olanların yaşadıkları ve katlandıkları işkencelerin darbeden sonraki hayatlarına tesiri üzerine kurulu denilebilir.
Kurgusu akıllıca yapılmış bu kısa romanda 2 ana karakter üzerinden ilerliyor hikaye. Gülay ve Yavuz'un hikayelerini birbirinden bağımsız bir şekilde okurken ilerleyen bölümlerde güzel şekillendirilmiş kurgunun da sayesinde iç içe geçişine farkına varmadan şahit oluyoruz.
12 Eylül üzerine yazılmış daha çok "biz çok çektik bakın bu işkenceleri gördük" demek yerine en insani duygular üzerinden bu insanların yaşamlarını devam ettirme çabasını göstermiş yazar. Kitap boyunca bir çok metafor kullanılmış ki bunların en önemlisi "Çocuk". Bunları okuyucunun kendisinin fark etmesi ayrı bir zevk vereceği için spoiler vermemek için bahsetmeyeceğim ancak gereksiz benzetmeler ve kasıntı betimlemeler yerine ustaca seçilmiş ve hikayenin gerek bütününe gerekse kurgu icabı hikayeye yerleştirilen olaylara akıllıca monte edilmiş metaforlar bunlar.
kitap daha önce de söylediğim gibi acındırma unsuru üzerine kurulu değil ancak karakterlerin geçmişlerinden kesitlerin yer aldığı bölümler abartısız ve yalın anlatım sayesinde daha vurucu olmuş. Esas olarak hikayenin vuruculuğu hiç bir grotesk ögeye gerek duyulmadan anlatılan yaşamların trajikliği. Yazarın da kitapta dediği gibi;
"Büyük acıların giysisi gösterişsizdir, hatta bayağıdır; keder öyle iyi gizler ki kendini tanımak mümkün olmaz"
Darbe sonrası bir akrabalarının yanında çalışan Gülay'ın emniyette yaşadıkları ve Yavuz'un mücadeleye inancı uğruna yaptıklarını sorgulamalarını izliyoruz ilk bölümlerde. Daha sonra devrime olan inancın yitip gitmesi ve mücadele içinde yalnızlaşmalarını. Üzerine saatlerce konuşulabilecek bir çok konuya kısa ve yerinde göndermelerin mevcut olduğu kitap her şey gibi ölümlerin sıradanlaştığı bir dönemin insanlara belki de hayatları boyunca taşıyacakları anıların yüklenişini anlatıyor kısaca. Ve her şeye rağmen yaptıklarının boşa gitmediğine inanarak ölen güzel insanları anıyor bir kez daha, unutulmaması için, hayal kuran güzel insanlar bitmesin diye.
daha kisa surede biter de benim salakligim,,, kadinlarin HER donem HER olayda zaten erkekler tarafindan kotu seylere maruz kalmalari yetmezmis gibi kadinlarin da birbirine kostek olmasi beni kahrediyor maalesef 💔💔 turkiyem hic mi duzelmezsin
Eyüp Aygün Tayşir’in övgüsünü görünce merak edip başladığım Kuş Diline Öykünen, bir 12 Eylül romanı ve ben bu dönemi okumayı seviyorum. Bence kitabın en güçlü yanı, karakterlerin çok gerçekçi olmasıydı ve bu, siyasal romanlarda pek görmediğimiz bir şey. Yine de hiçbir bağ kuramadığım erkek karakterin hikayesinden çok, Gülay’ın hikayesi beni cezbetti. “Ağız”a “aksan” denmesi gibi bazı editoryal hatalar gözüme batsa da okuduğuma memnun olduğum bir roman. 3.5’tan 3.
Yazar 12 Eylül öncesi ve sonrası dönemi çok çarpıcı bir biçimde anlatmış. Romandaki karakterlerin yaşadıkları bize unutulan o dönemi tekrar hatırlatıyor.
Şimdi baktım, kitabı okuyalı neredeyse bir ay oluyor. Tabii Cer Modern'e gelecek yazarları öğrendikten hemen sonra, gelmeye yakın param çıkışmazsa diye kitaplarını hemen alıp okumaya çabalıyorum. Ayşegül Devecioğlu'nun geleceğini öğrendiğimde...