Tarık Buğra bu romanında Türkiye'nin tek parti egemenliğindeki cumhuriyetten çok partili rejime, "demokrasi"ye geçiş aşamasını, Cumhuriyet döneminin kavşaklarını ele alan öteki romanlarında olduğu gibi, yine Anadolu taşrasından, oraya özgü insanların dünyasından ele alıyor. Ancak bu kez, daha önce mağduriyet hallerinde, hırpalanan, bastırılan yanları ile tipleştirilen bu insanların, DP'nin harekete geçirdiği bireysel kar, kazanç, girişim, hırs ve saikleri ile sarmalanmış portreleri ön plandadır. Tarık Buğra, bu eserinde hem bu ortamın demokrasinin yüce siyasal değerleri ve amaçları ile muhataralı ilişkisini sorguluyor, hem de bu ortam ve insan ilişkileri bağlamında bir aşk hikayesini aşk kavramının labirentlerinde dolaştırarak anlatıyor.
2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir’de okudu. İstanbul Lisesi’nin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi’ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936). Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle hik(ye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü’nün son sınıfında ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi’nde muallim muavini olarak işe başladı.
Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada Oğlum(uz) adlı öyküsüyle bin liralık büyük ödüle layık görüldüğü ilan edildi. (1948). Ancak, Tarık Buğra’ya bu para yerine altın bir kalem ödül olarak verildi. Aynı yarışmada Doğan Nadi’nin bölük komutanı birinci ilan edildi ve bu zatın hikayeci olarak adına ikinci bir kez daha rastlanılamadı. Yine de bu ödül neticesinde aldığı yoğun iş teklifleriyle basın hayatına atılma konusunda cesareti artan Tarık Buğra, Akşehir’e dönerek Nasrettin Hoca gazetesi’ni çıkardı (26 Temmuz 1949-28 Haziran 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi (1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul’da öldü.
Türkiye'm savaş sonrası halka bakışını ve çember olmus insanların doğru kritikleri bence yansitilmis.
Kucuk bir çevrede bir aşk hikayesi üzerinden karakterimiz Şerifin insanları ve geleceği, Turkiyenin geleceğini, beklentileri ve hayal kırıklıklarıyla cok güzel anlatmış. Benim en sevdiğim kısım yazarın ters köşe yaparak aydın kesimden değilde halktan dini bütün birinden doğru öngörüler göstermesi.
"Önce düşünceler ve kavramlar ortaya çıktı, benimsendi, toplumların ortak değerleri haline geldi de, sonra savaşları verildi ve gerçekleştirildi. Bu bir yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıktı? kördüğümü değildir: Önce düşünce ve kavramlar çıktı, onları garantiye alan yasalar da ondan sonra geldi, düzen ondan sonra kuruldu. Ortada fikir yok, fikir hürriyeti diye tepkinenler sürüyle." S.113 Çok partili rejime geçişin okumuş kesim ile kendi halinde olan Anadolu insanının düşüncelerini Doktor Şerif Bey tarafından enfes tahliller ile okumaktayız. Şerif Bey müthiş bir idealist memleket için. Düşünceleri, görüşleri, tespit ve eleştirileri o kadar yerinde ve ileri görüşlü ki.. En sevdiğim Cumhuriyet Dönemi yazarlarından Tarık Buğra ;)
Onca kitap okudum bu yaşıma kadar ama Tarık Buğra'nın yazdığı bir kitabı ilk kez okudum. Lise yıllarından kalma bir zorla ezberleme sürecinin marifeti bu durum. O kadar çok ve nedeni açıklanmadan öğretilmeye çalışıldı ki Cumhuriyet dönemi Türk yazarları. Ancak bu sene kırabildim bu önyargımı. İyi ki de okumayı denemişim. Müthiş güzel bir kitaptı.
Fıskiye ve suyun topla oyunu insanın hayatına yapılan müthiş güzel bir benzetme.
Doktor Şerif'in ilçeye gelen her yeni sûrete aradığı dost gözüyle bakması ve her defasında hayal kırıklığına uğraması ise modern zaman ilişkilerinin de bir açıklaması.
Çok partili siyasi hayata geçiş sürecinde yaşanan sancılar, küçük bir anadolu kasabasında kendiliğinden oluşan cepheleşmeler üzerinden ifade edilmeye çalışılmış.
Ey maksadına ulaşmak için oyunlara başvuran, hoş olmayan vasıta insanı hoşlanılacak duruma ulaştıramaz.