Articles considering the theoretical, sociological, and legal aspects of suicide, its prevention, suicide in children and the elderly are followed by notes of suicidal and nonsuicidal persons. Bibliogs
Dr. Edwin S. Shneidman (born c. 1918) is a noted American suicidologist/thanatologist. He with co-workers from the Los Angeles Suicide Prevention Center provided a major stimulus to research into suicide and its prevention. He was the founder of the American Association of Suicidology and of the principal United States journal for suicide studies, Suicide and Life Threatening Behavior. He is Professor of Thanatology Emeritus at the University of California and lives in Los Angeles.
If I presented you with a selection of genuine suicide notes and a set of manufactured suicide notes from a matched set of individuals, would you be able to tell the difference? This is at the heart of Clues to Suicide. Edward Shneidman famously got interested in suicide by stumbling across suicide notes. (See Definition of Suicide.) He and Norman Farberow started the Los Angeles Suicide Prevention Center and edited Clues to Suicide in 1957. It’s a part of an initial set of research and writing to start the modern period of suicide research.
Bu metin, özellikle ergenlik dönemindeki bir kız çocuğunun anneyle olan ilişkisinin, yeme davranışları üzerinden nasıl psikolojik bir anlam kazanabileceğini anlatıyor. Basitleştirerek açıklayayım: 1️⃣ “Terk edilme” ya da “yutulma” kaygısı ne demek? • Terk edilme kaygısı: Annenin sevgisini kaybetme, yalnız bırakılma korkusu. • Yutulma (engulfment) kaygısı: Annenin aşırı kontrolcü, müdahaleci olması nedeniyle bireyselliğin yok olacağı korkusu. “Kendi benliğim yok olacak” hissi. Bu iki korku aynı anda var olabilir ve birbirine zıt gibi görünse de içsel olarak çok çatışmalı bir durum yaratır. 2️⃣ “Anneye yönelik uzlaşmaz düşmanlık” ne demek? Ergen kız: • Hem anneye ihtiyaç duyar, • Hem de ondan bağımsız olmak ister. Eğer anne: • Aşırı kontrolcü, • Müdahaleci, • Ya da çocuğun duygusal ihtiyaçlarına duyarsızsa, ergen kız içinde yoğun öfke ve düşmanlık gelişebilir. Ama bu öfke doğrudan ifade edilemeyebilir. 3️⃣ “Sadistik besleme davranışı” ne anlama geliyor? Buradaki “sadistik” kelimesi teknik bir psikanalitik terimdir. Şu anlamda kullanılır: Anne: • Zorla yediriyor olabilir, • Yeme üzerinden kontrol kuruyor olabilir, • “Ne kadar yediğin = seni ne kadar sevdiğim” gibi mesajlar veriyor olabilir. Yani besleme, sevgi değil kontrol aracı haline gelmiş olabilir. 4️⃣ Ergen kızın tepkisi ne olur? Metne göre kız: • Besleme işlevini ele geçirir (kontrolü alır), • Ne kadar yiyeceğine kendisi karar verir, • Yemeği reddeder, • Kusabilir. Yani: 👉 “Bedenim benim.” 👉 “Kontrol sende değil, bende.” 👉 “Beni besleyerek yönetemezsin.” Bu durum özellikle: • Anoreksiya • Bulimiya • Kontrol odaklı yeme bozuklukları gibi tablolarda görülür. 5️⃣ Psikolojik özeti Metin şunu söylüyor: Anneyle yaşanan yoğun bağımlılık–bağımsızlık çatışması, ergen kızın öfkesini doğrudan anneye değil, yemek ve beden üzerinden ifade etmesine yol açabilir. Yemek burada: • Sadece yemek değil, • Güç, • Kontrol, • Ayrışma, • Kimlik kurma aracıdır. İstersen bunu: • Bağlanma kuramı açısından • Psikanalitik açıdan • Travma perspektifinden • Ya da güncel klinik psikoloji açısından ayrı ayrı da açıklayabilirim.
Bunu bir ebeveyne anlatır gibi, sade ve net şekilde açıklayayım: Bu metin şunu söylüyor: Bazen bir genç kız, annesiyle ilişkisinde iki zıt korkuyu aynı anda yaşayabilir: • “Annem beni bırakır mı?” (terk edilme korkusu) • “Annem beni çok kontrol ediyor, kendi benliğim yok oluyor.” (boğulma / yutulma korkusu) Bu iki duygu bir arada olduğunda çocuk çok karışık ve yoğun bir iç çatışma yaşar. Hem anneye çok ihtiyaç duyar, hem de ondan uzaklaşmak ister. Peki yemek bunun neresinde? Yemek, anne–çocuk ilişkisinde çok erken dönemden itibaren önemli bir alandır. Bebeklikten beri: • Anne besler • Anne kontrol eder • Anne karar verir Eğer anne: • Aşırı müdahaleciyse, • Sürekli “şunu ye, bunu yeme” diyorsa, • Yemeği kontrol aracı olarak kullanıyorsa, • Kızın sınırlarına saygı göstermiyorsa, ergenlikte kız çocuğu şunu diyebilir: “Kontrol sende değil, bende.” Ama bunu doğrudan söyleyemez. Öfkesini açıkça ifade edemez. O zaman beden üzerinden konuşur. Nasıl? • Yemeği reddederek • Çok kısıtlayarak • Kusarak • Aşırı kontrol ederek Yani mesaj şu olabilir: • “Beni kontrol edemezsin.” • “Bu beden benim.” • “Beni besleyerek yönetemezsin.” Bu davranışlar çoğu zaman anneye bilinçli bir saldırı değildir. Genç kızın iç dünyasındaki karmaşık duyguların dışa vurumudur. Ebeveyn için önemli olan ne? Bu durum: • “İnat” • “Şımarıklık” • “Dikkat çekme” değildir. Genellikle: • Ayrışma mücadelesidir, • Kontrol savaşına dönüşmüş bir ilişkidir, • Sevgi ile kontrolün birbirine karıştığı bir bağdır. Ergenlikte genç kızın ihtiyacı: • Hem güvende hissetmek • Hem de birey olarak alan bulmaktır. Çok kontrol → isyan Çok mesafe → terk edilme korkusu Denge kurmak zor ama iyileştirici olan budur. İstersen sana şunu da anlatabilirim: 👉 Böyle bir durumda anne nasıl davranırsa ilişki zarar görmeden toparlanabilir?
Bu metin, özellikle psikanalitik kuram çerçevesinde yeme bozukluklarını açıklamaya çalışıyor. Adım adım psikolojik olarak açıklayayım: 1) “Çocuğun bir parçası saldırganla özdeşleşir” Bu ifade, psikanalizde “saldırganla özdeşim” (identification with the aggressor) denen savunma mekanizmasına işaret eder. Bu kavram ilk olarak Anna Freud tarafından tanımlanmıştır. Çocuk, kendisini inciten, ihmal eden ya da aşırı kontrol eden ebeveyne karşı çaresiz hisseder. Bu çaresizlikle başa çıkabilmek için: • “Zayıf ve terk edilmiş olan ben” yerine • “Güçlü ve kontrol eden olan ebeveyn” ile özdeşleşir. Yani saldırıya uğrayan taraf olmak yerine, saldıran tarafın psikolojik konumunu içselleştirir. 2) “Anne tarafından terk edilmiş ya da istilaya uğramış hissetmek” Metin iki temel erken dönem deneyime gönderme yapıyor: a) Terk edilme (abandonment) Çocuk, bakım verenin duygusal olarak ulaşılmaz olduğunu deneyimler. Bu durum: • Derin bir yok olma korkusu, • “Ölümüne yalnız bırakılma” hissi, • Değersizlik şeması oluşturabilir. b) İstilacı/uygunsuz besleme (intrusive feeding) Anne çocuğun ihtiyacına göre değil, kendi ihtiyacına göre besler. Çocuk için bu: • Bedensel sınırların ihlali, • Kontrol kaybı, • “İçime zorla bir şey sokuluyor” deneyimi yaratır. Bu iki uç deneyim de temel güven duygusunu zedeler. 3) “Beden kötü, açgözlü çocuk-benliği temsil eder” Psikanalitik bakışta beden, erken çocukluk ihtiyaçlarını (açlık, bağımlılık, arzu) temsil eder. Eğer çocuk: • İhtiyaç duyduğu için utandırılmışsa, • Açlığı veya bağımlılığı nedeniyle suçlu hissettirilmişse, o zaman “ihtiyaç duyan ben” kötü ve cezalandırılması gereken bir parça haline gelir. Bu noktada kişi bilinçdışı olarak şunu yapar: • Açlığı bastırır (anoreksiya), • Yiyip sonra cezalandırır (bulimi), • Bedeni kontrol ederek erken dönemde kaybettiği kontrolü geri almaya çalışır. 4) “Yeme bozuklukları örtük biçimde intiharsaldır” Metin, ağır yeme bozukluklarını dolaylı bir kendine zarar verme biçimi olarak görüyor. Örneğin: 🥀 Anoreksiya nervoza • Aç kalma üzerinden kendini yok etme • Bedeni küçülterek varlığı silme • İhtiyaçları ortadan kaldırma fantezisi 🥀 Bulimiya nervoza • Yeme → suçluluk → kusma döngüsü • İçine alınanı atma (psikolojik olarak “zehirli anne nesnesini” atma sembolizmi) Bu yüzden “örtük intiharsal” deniyor: Kişi açıkça ölmek istemeyebilir, ama bedenine yönelik saldırı ölümcül sonuçlar doğurabilir. 5) Özet Psikodinamik Mekanizma • Erken dönem travmatik bakım deneyimi • Saldırgan ebeveynle özdeşim • İhtiyaç duyan çocuk-benliğin kötü olarak içselleştirilmesi • Bedenin cezalandırılması • Yeme bozukluğu semptomu Eğer istersen bunu: • Nesne ilişkileri kuramı açısından, • Travma kuramı açısından, • Bağlanma teorisi açısından, • Ya da nörobiyolojik perspektiften ayrıca da açıklayabilirim. Ayrıca şunu da eklemek önemli: Bu açıklama tek bir teorik bakış açısıdır. Yeme bozukluklarının nedenleri çok boyutludur (biyolojik, genetik, kültürel, ailevi, kişilik özellikleri vs.). İstersen metni daha sade bir dille de açıklayabilirim.
Tamam. Önce ergenin anlayacağı sade dilde, sonra da nesne ilişkileri kuramı açısından açıklayayım. 1️⃣ Ergenin anlayacağı dille Bunu şöyle düşün: Küçük bir çocuk için anne sadece bir kişi değildir. Anne = güvenlik, sevgi, hayatta kalma demektir. Eğer çocuk: • Kendini terk edilmiş hissederse veya • Aşırı kontrol edilmiş, zorla beslenmiş, bastırılmış hissederse içinde çok karmaşık duygular oluşur: öfke + korku + suçluluk. Ama küçük bir çocuk için anneye kızmak çok tehlikelidir. Çünkü: “Anne kötü” demek = “Ben güvende değilim” demektir. Bu yüzden çocuk bilinçdışı olarak şunu yapar: 👉 Anneye kızmak yerine kendine kızar. 👉 “Kötü olan benim.” diye düşünür. Büyüdüğünde bu iç ses şöyle konuşabilir: • “Çok yedin, iğrençsin.” • “Zayıf olmazsan sevilmezsin.” • “İhtiyaçların olmamalı.” Yani kişi aslında kendine değil, içindeki o “zayıf çocuk” kısmına saldırır. Bu yüzden: • Anoreksiya → “Hiç ihtiyacım yok. Kimseye muhtaç değilim.” • Bulimi → “İhtiyacım var ama bu utanç verici, hemen yok etmeliyim.” Yeme bozukluğu bazen açıkça “ölmek istiyorum” demez. Ama “var olmak istemiyorum” gibi çalışabilir. 2️⃣ Nesne İlişkileri Kuramı Açısından Burada “nesne” demek eşya değil. “Nesne” = bakım veren kişi (genelde anne). Bu yaklaşım özellikle şu kuramcılardan gelir: • Melanie Klein • Donald Winnicott • Wilfred Bion 🔹 1. İyi Nesne – Kötü Nesne Bölünmesi Bebek başlangıçta anneyi bütün olarak algılamaz. • Süt veren anne = iyi nesne • Aç bırakan anne = kötü nesne Eğer bakım çok tutarsızsa, çocuk bu iki imgeyi birleştiremez. Zihninde bölünme olur. 🔹 2. Kötü Nesnenin İçselleştirilmesi Çocuk zamanla anne imgesini içine alır (içsel nesne oluşturur). Eğer anne: • İstilacı, • Eleştirel, • İhmalkâr olarak deneyimlenmişse, çocuk içinde “cezalandırıcı bir anne sesi” taşımaya başlar. Bu iç ses süperego gibi çalışır ama çok daha acımasızdır. 🔹 3. Beden = Kötü Nesnenin Sahnelenme Alanı Yeme bozukluklarında beden bir savaş alanına dönüşür. • Açlık → bağımlılık • Yemek → anneyle ilişki • Kusma → kötü nesneyi içerden atma Örneğin: 🥀 Anoreksiya nervoza Kişi bağımlılığı inkâr eder. “Anneye ihtiyacım yok.” Bu, erken dönemdeki kırılgan bağımlılığı yok etme girişimidir. 🥀 Bulimiya nervoza Yeme = nesneyi içe alma Kusma = kötü nesneyi dışarı atma Bu, Klein’ın “içe alma–dışa atma (introjection–projection)” süreçleriyle açıklanır. 3️⃣ “Saldırganla Özdeşleşme” Nesne Kuramında Çocuk kendini korumak için şunu yapar: “Madem bana zarar veriliyor, o zaman zarar veren ben olayım.” Bu, Anna Freud’un tanımladığı savunmadır. Sonuç: • Anne çocuğa saldırıyordu → • Şimdi çocuk kendi bedenine saldırır. Yani saldırgan dışarıdan içeri taşınmıştır. 4️⃣ Neden “Örtük İntiharsal”? Çünkü burada doğrudan ölüm arzusu olmayabilir. Ama: • Bedeni yok etme • İhtiyaçları sıfırlama • Varlığı silme bilinçdışı olarak “kendini ortadan kaldırma” teması taşır. İstersen bir de bunu: • Bağlanma stilleriyle, • Travma ve dissosiyasyon açısından, • Ya da süperego gelişimi üzerinden daha derin teknik düzeyde açabilirim.