KIRKİKİ - Bilim-Kurgu Klasikleri Okuma Grubu discussion

Çocukluğun Sonu
This topic is about Çocukluğun Sonu
412 views
Ekim 2017 > Çocukluğun Sonu | Tartışma

Comments Showing 1-18 of 18 (18 new)    post a comment »
dateDown arrow    newest »

Nilüfer (kahveli) | 28 comments Mod
Çocukluğun Sonu kitabını okuduktan sonra "spoiler" içeren yorumlarınızı bu başlık altında yapabilir ve kitabı kendi aranızda da tartışabilirsiniz.


Toygar Akın | 5 comments belki biraz abartılı olacak ama ben bu kitabı özellikle son çeyreğine kadar neoliberalizm ve onun doğrultusunda şekillenmiş bir emperyalizm bağlamında değerlendirdim. daha resmi açıdan ise postkolonyal demek daha isabetli olur belki.

daha romanın başlarında uzaylılara "Hükümdar" ismi veriliyor, bir yerde onlardan Olimposlular diye bahsediliyor, ve sürekli olarak insanların onların varlığına alıştıklarının altı çiziliyor. bu, gayet alışılmış biçimiyle, sömürülen, geri kalmış ve "aşağı" ırkın "aşağılık" durumunu içselleştirip benimseyerek sömürücülere tanrı gözüyle bakması durumu. sömürgeciliğe dair iki üstü kapalı gönderme örneği verecek olursam da, biri ispanya'da boğa güreşlerinin bitişinin ardından kriketin baskın spor oluşu (abd'de pek rastlamasak da ingilizler dünyanın kalanındaki sömürgelerine bu sporu yerleştirmişlerdir), öbürü ise Jan'ın babasının viski değil, "ülkesinin en ünlü ürününü" tüketmesi olabilir. yazarın genelde doğrudan anlatım kullanmasını ve daha öncesinde biradan bahsettiği için alkollü içeceklerle ilgili çekincesi olmadığını göz önünde bulundurursak, burada kısmen sömürülen bir bölgenin kendisiyle özdeşleşmiş, onun bir nevi markası olan bir ürünün isminin sansürlenmesiyle üstü kapalı biçimde sömürgecilik anlayışına gönderme yapıldığını düşünüyorum.

sömürgeci anlayışın bir başka ürünü ise sömürdüğü bölgenin kültürünü yok etmesidir. kitapta da Hükümdarlar insanların "iyiliği" için savaşları ve çatışmaları önlemiştir. tabii burada savaşın insanların kültürünün parçası olup olmadığı tartışılabilir, orası ayrı. zaten ilerleyen sayfalarda kültürün yok edildiği daha belirgin biçimde anlatılıyor. 6. bölümün sonunda çatışmaların sona ermesinin sanatı bitirdiği, sanat icra eden onlarca insan olmasına rağmen sanat üreten kimse kalmadığı; edebiyat, müzik, resim ve heykeltıraşlığın bittiği açıkça söyleniyor. bu vaziyetle beraber zaten ütopya vs distopya tartışması açılıyor. dünyayı ütopyaya çevirdiği düşünülen değerler ise neoliberalizm değerleriyle fazlasıyla uyuşuyor. (yok edilen bir başka kültür ise dindir. nasıl ki emperyalist güçler gittikleri yere kendi dinlerini taşıyorsa, dünyada da başta semavi dinler olmak üzere dini inançlar yok olmuş, insanlar Hükümdarların getirdiği bilim ve teknolojiye odaklanmışlardır. bir not daha, vikipediye göre Arthur Clarke gizli Budisttir ve Budizmi din olarak görmemektedir, bu da romanın sonlarında Budizmin niçin kayrıldığını ve az da olsa varlığını koruduğunu gösteriyor.)

romanın 1953 yılında yazıldığını okudum, o dönemde net bir neoliberal kavramdan bahsetmek belki mümkün değil ama, böyle bir yazarın o günün düzeninin gelecekte neler getirebileceğini tahmin etmesi zor değil. bu kavramın gerçek hayatta öne sürdüğü gibi, romanda da üretimin fazlasıyla arttığını, hatta artık insanlar yerine köle robotların fabrikalarda çalıştırıldığını, dünyanın her yanındaki insanın dilediği her ürüne ulaşabildiğini, ticaretin mükemmele yakın olduğunu, insanların tüketime rahatça erişebilmesi nedeniyle mutlu olduğunu ve refahın ve bu mutluluk-tüketim ilişkisine dayanarak artmış olduğunu görüyoruz. insanların dünyanın bu güzel düzeninden yararlanabilmesinin tek şartı ise "üretken bir birey olmaları". tabii sanat ve kültürün yok edildiğini göz önünde bulundurursak, üretkenlikten kasıt bu düzene hizmet etmenin seviyesiyle ilişkili. bu düzenin insanları aynı zamanda tembelleştirdiğine, ve insanları uyutmak için televizyonu bir araç olarak kullandığına da güzel biçimde değinilmiş. yazarın Hindistan'ın komşusu niteliğindeki Sri Lanka'ya yerleştiğini hatırlarsak, romandaki başkaldıran karakter Jan'ın bu tekdüzelikten mutsuz olan, idealleri bulunan, ve güçsüzlerim emperyalizmle mücadele yöntemlerinden biri olan sivil itaatsizlik örnekleri gösteren biri olması tesadüf olmasa gerek.

her etkinin tepkiyi doğurması gibi, Hükümdarların yerleştirdiği bu düzen Yeni Atina'nın ortaya çıkmasına neden oluyor. yönetim kadrosunun özenle ve herkese eşit ve adil davranarak seçilmesi, her bireyin kendi uzmanlaştığı alanda çalışması, sıkı doğum kontrol ve nüfus önlemleri, üretim miktarının dahi devlet tarafından belirlenmesi, ve en önemlisi Hükümdarların politikaları nedeniyle yok olmaya yüz tutan kültür sanat etkinliklerini harlayarak canlandırma çabası, Yeni Atina'yı sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı tutkularla beliren komünist düşünceye benzetmeme neden oldu.

romanın sonunda görüyoruz ki, Hükümdarlar sadece vali niteliğindeyken, gerçek emperyalist güç dünya halkını onca sene dilediği gibi ekip biçmiştir. hasatı kendi bekası için kullandıktan sonra ise dünyada canlı hiçbir şey kalmıyor (emperyalizm yıkıcıdır; gittiği ülkelerin kaynaklarını talan ettikten sonra ortada hiçbir şey bırakmaz, ve ardından çeker gider), son olarak ise sömürülen bölge - Dünya - merkezden gelen büyük bir kuvvetle şiddetli biçimde yok oluyor. açıkçası bu yok olma anlatımı okurken beni çok üzdü :(

yazı biraz uzun olduğu için atlamak istemediğim birkaç konudan ise not olarak bahsetmek istiyorum:

1- emperyalizmin şeytanlaştırılması; yazar ince görmüş :)

2- zaman zaman üstü kapalı biçimde, zaman zaman da "bilim, bir şeyin mümkün olduğunu duyuruyorsa, günün birinde elbet gerçekleşecekti.." tarzında söylemlerle açık biçimde bilimin mutlak gerçeklik olduğuna defalarca değinilse de, Karellen'in insanlığa yaptığı son konuşmasında bilimin sorgulanması gerektiğine ve yanlışlanabilirliğine dair vurgular, dolayısıyla küçük çapta postmodern bir anlayış sezdim.

3- balina maketine girme fikri ve giriş anındaki anlatımlar, uzay mekiğine girişi andırıyor, yazar yine ince görmüş.

4- einstein'ın izafiyeti, uzay-zaman, kütle çekimi ve zaman bükülmesi gibi teorilere çok sayıda atıf var. belki de analoji kurabilmemiz için Jeff'in rüyasında gördüğü iki boyutlu canlılarla üç boyutlu bir canlı olarak iletişim geçmenin zorluğundan bahsedilmiş; zamanı da dördüncü boyut olarak ele alırsak üç boyutlu cisimler olarak algılamamız çok zor olur, zaten insanların zamanı anlayamayacağına çok defa değiniliyor. ancak Hükümdar siluetinin insanlığın başından beri zihinlerde yer ediyor olması biraz da buna dayanıyor. yine de Interstellar filmini beğenmeyenlerin kitapta işlenen bu konulardan da pek hoşlanmayacağını düşünüyorum.

5- izleme ekranlarının kullanımıyla ilgili olarak günümüzdeki güvenlik vs özel hayat gizliliği tartışmasına dair güzel bir öngörüde bulunulmuş.

6- biraz da komplo teorisi: dönüşüm geçiren çocukların ve hatta uzayla ilgili birçok şeyin birbirine sıkı ağlarla bağlı olduğunun birkaç defa vurgulandığını bir köşeye yazın. dünyanın yok oluşunu izlerken Jan, dağımsı ve dev bir bulutumsu yapının, "bulanık da olsa çizgi ve çemberlerden oluşan bir ağ" ürettiğini söylüyor. buradan Zihindar'ın Hükümdarlarla da benzer bir yöntemle iletişim kurduğu çıkarımını yapıyor. ağ vurgusunu geri hatırlayalım, çizgi ve çemberleri de 1'lere ve 0'lara benzetelim. Clarke resmen interneti ve günümüzdeki bulut sistemlerini öngörmüş :) Clarke'ın matematik ve fizik eğitimi aldığını, uydu sistemleriyle ilgili insanlığa hatrı sayılır katkılar yaptığını da ekleyelim.

son olarak, kitap seçimi çok iyi ve başarılı olmuş. kendi adıma çok beğendim. seçim için çok teşekkürler!


Mert | 3 comments "Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlayamaz."

Bu söz, gerçekten kitabın altında yatan fikrin omuriliği niteliğinde.


Zelal Ay (zelalay) | 7 comments Kitabı az önce bitirdim ve tek kelimeyle bayıldım. Kuru bir bilim kurgunun çok çok ötesinde insanı birçok düşünceye teşvik eden, birçok şeyi sorgulatan bir kitaptı.

Ben ütopya distopya tartışmalarına pek giremeyecegim cünkü benim gözümde ütopya ya da distopya olarak degerlendirebilecegim bir tarzda bir kitap degildi, ama savaşların, suçların, hırsızlıkların bittiği bir dünyanin baya hoşuma gittigini söylemeliyim (bu bakımdan ütopya düşüncesine daha yakınım ama insan eliyle yapılmamıs bir düzen ütopya dedigimiz seye ne kadar yakın olabilir ki?)

Jan ve jean-george ciftinin hikayesinin birbirine baglanış seklini cok sevdim (baslarda ayni ortamda bulunmaları dısında bir baglantı kuramamıstım)


Ben hükümdarların gercekten iyi niyetli oldugunu hic bir zaman düsünmedim, ki bence iyi niyetli degillerdi kendilerine dayatılan bir seyi yapıyorlardi.
kitabı bitirdigimde ise karallenin o son sahnesinde gercek anlamda hüzün hissettim, kitabin en güzel yanı en basından beri "Hükümdar" diye tabir ettiği varlıkların aslında birer piyondan ibaret oldugu gerçegiyle yaşadıgım twist oldu..

Cok güzel bir seçim olmuş, tebrikler ve teşekkürler :)


message 5: by Eda (new) - added it

Eda Cankaya (edacankaya) Şahsen çok kolay bilim kurgu okuyabilen bir insan değilim, bu kitap kulübüne katılma amacım da bu zorluğu aşıp bilim kurgu literatürüne alışmaktı. İyi ki de katılmışım, Çocukluğun Sonu kitabını çok beğendim. Öncelikle dilinin çok akıcı olduğunu söyleyebilirim, okurken asla sıkılmıyorsunuz. Bırakın kitabın sonunu tahmin etmeyi, birkaç sayfa sonrasını bile tahmin etmek çok güç bu nedenle yazarın hayal gücüne hayran oldum (Özellikle kitabın adının neden çocukluğun sonu olduğunu anlayana kadar da çok meraklanmıştım.). Aynı zamanda salt hayal gücüyle yazılmış değil de aynı zamanda çok güzel mesajlar barındıran bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kısacası okumaktan ve kitaplığımda bulundurmaktan çok mutlu olduğum bir kitap oldu. Gelecek ay diğer kitapla görüşmek üzere :)


message 6: by Pelin (last edited Oct 27, 2017 03:31PM) (new) - added it

Pelin Sarıoğlu (pelinius) | 1 comments İnanılmaz akıcıydı ya. Resmen elimden bırakamadım. Bırakmak zorunda kaldığımda da dakikaları saydım tekrar okumak için... Kitabı bitirdiğimde düşündüğüm tek şey "ben ne kadar muhteşem bir şey okudum ya" cümlesiydi. İnanılmaz kafa açan, neredeyse imkansızı düşleterek insanlığa dair bir çok konuyu sorgulamamı sağlayan ama bunu yaparken asla hikayeden kopmadığım efsane bir kitap olmuş. Bayıldım. Arka kapaktaki "Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlayamaz" cümlesinin ne kadar şahane ve doğru olduğunu anladım. Kafamda oturmayan ve kabullenemediğim tek nokta ise insanlığın nasıl bu kadar kolay Hükümdarların hakimiyetini kabul ettiğiydi. Kendini öldürmeye ve bazen de feda etmeye bu kadar meyilli olan insan ırkının, böylesine çabasız bir teslimiyet doğasına aykırıydı bence. Tekrar tekrar aklıma takılan, olasılık dahilinde düşünmekte zorlandığım kısım bu oldu. Bunun dışında bayağı beğendim. Bilim kurgu klasiklerinden okuduğum ilk kitap oldu. Efsane bir başlangıç yaptım bence. :D


ayşnr._.r (iambooklocked) | 4 comments Eğer bir gün dünyamız uzaylılar tarafından ziyaret edilirse, çocuklarımızı alıp sığınaklara kaçalım.


şahsenem meriç topçu (merictopcu) | 8 comments bu kitabı 10 gün önce bitirdim. Beklentimin çok büyük olmasından mıdır , ya da favori yazarlarımdan C. S. Lewis'ın kitap hakkındaki yüreklendirici sözlerinden midir bilmiyorum, biraz hayal kırıklığı yaşadım.Aslında, yazarın yaşadığı döneme kıyasla teknoloji hakkındaki öngörüleri, hayal gücünün özgünlüğü, resmedilen Ütopya içine çok tatmin edici sebeplerle bir Distopya sızdırma becerisine hayran oldum. Bende birşeylerin eksik olduğu hissini bırakan şey tamamen kitabın üslubu, karakterlerin derinine inememek ve anlatım dili ile ilgili. Sonuçta bu edebi bir eser ve ben edebi anlamda doyacağımı düşünerek kitapları değerlendiriyorum. Ama çok basit hatta monogram bir anlatımla karşılaşınca kitap bana tesir edemedi. Özellikle de final sahnesine kadar oldukca ayrıntılı işlenen olay örgüsü, finalde çok önemli bir durumu koştururcasına anlatıyor. ( dünyanın yok olma sahnesi ) Tamam belki vermek istediği ana tema bu değil ama böylesine önemli ve bizi doğrudan etkileyen bir olayı biraz daha "yaşatmasını" tercih ederdim. Cesur Yeni Dünya gibi içerisinde çok sağlam temelli aforizma, metafor, psikanaliz barındıran ve edebi anlamda çok doyurucu olan bir yapıttan sonra bu kitabın dili üzülerek ve belki de çoğunuza göre abartarak söylüyorum ki biraz fanfiction gibi geldi bana. Örneğin Karellen'in en sonunda " panpa valla biz de emir kuluyuz" modunda takılması yerine Mustafa Mond tarzı aforizma patlatmasını çok isterdim. Yine de kitabın bu kadar ünlü olmasına şu yönden hak veriyorum; kurgu gerçekten çok başarılı, biraz daha iyi bir kalemle benim gözümde efsaneleşebilirdi. (en sevdiğim yazar Tolkien ve Tanpınar. Bu sebeple beni cümleler ve betimleme konusundaki hassasiyetim için mazur görmenizi diliyorum ) Üçüncü kitabımız için sabırsızlanıyorum ve bu grubu çok seviyorum !!


Seli.nnn | 4 comments Uzaylılara çok çabuk alışıp güvenmediler mi ? Onları hemen hemen hiç sorgulamadan hayatlarının bir parçası yaptılar ama her iyiliğin bir sebebi yada amacı olabileceğini düşünmediler . Son dönemlerde uzaylılarla ilgili kitaplar filmler çoğaldı geçen bi yerde uzaylıların keşfedildiğini ve bizi bu fikre alıştırmak için bu tarz yapımların artırıldığını yazıyordu.Gerçek mi bilemem ama gerçekse çok mantıklı. Yani şuan uzaylılar gelse o kadar şaşırmayız değil mi ? zaten var olduklarına ve bir gün geleceklerine inanıyoruz umarım bize gelenlerin amacı bu denli kötü olmaz.


Eylül öder | 5 comments Kitapla ilgili yorumuma kitabı çok beğendiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Öncelikle kitabın dili çok yalın ve akıcıydı hiçbir noktası havada kalmadı her cümlesini zihnimde tasavvur edebildim. Dilinim yalın olması kesinlikle basitliğinden değil aksine cümleler çok dolu ve üstünde düşünülmüş cümlelerdi. Felsefi göndermeleri kitaba daha fazla yükselmemi sağlayan bir diğer unsuru oldu. Okumak için her elime alışımda bırakamadım, bi bölüm daha okumak için beni çok heyecanlandırdı. Kitabın farklı karakterler üzerinden hikayesini anlatışı çok hoşuma gitti mesela Jan karakterinin hikayesini çok sevdim. Aslında bu yanı kitabın ilk başta beni korkuttu. Heralde Jan hükümdarların gezegenine gittikten sonrasını bize aktarmayacak diye düşünmüştüm ama kitabın sonunu yine Jan ile getirmesi kitabın beni tatmin eden yanı oldu. Kitabı okurken kafamda birçok seneryo ürettim fakat kitap bunların hepsini boşa çıkaracak bi son bulmuş. Daha farklı bi sonu olabilirdi ama bu sonda beni tatmin etti açıkcası. Bilimkurgudan fanatiğe kayma konusunda bence ince bi çizgi de tutturmus yazar. Akıl ve mantığı göz ardı etmeden, onların açıklama getiremediği konuları düşünerek belkide mistisizmide göz önüne alarak yazmış olabileceğini düşündüm.Ütopya mı distopya mı ikilemine gelecek olursak da Cesur Yeni Dünya da kararımı distopya olarak verebilsem de bu kitapta gerçekten bi karar veremiyorum. Hükümdarlarla birlikte gelen barış dalgası, herkesin kendi istediği hayatı kurma imkanı yakalaması bunlar beni ütopya demeye iterken; kültürlerin yok oluşu, bilime ve sanattaki yozlaşma beni distopya fikrine zorluyor.


message 11: by Nil (new) - rated it 4 stars

Nil | 1 comments Kitabı son bölüme kadar gerçek bir heyecan ve merakla okudum. Ama son bölüm bana göre oldukça havada bittti. Ne amaçla hükümdarlar dünyayı yok ettiler mesela??🤔🤔


message 12: by Ecem (new) - rated it 5 stars

Ecem Çelik | 1 comments Biraz geç kalıp kitabı bitirmekte kasım ayına kaysam da kitabı az önce bitirdim ve bence gerçekten övgülerinin hakkını veren güzel ve doyurucu bir bilimkurgu klasiğini okumuş olduğumu düşünüyorum. Öncelikle kitabın bilimkurgu sosu ve insanlığın kafasını çok uzun yıllardır kurcalayan "Evrende yalnız mıyız?" ve "Eğer yalnız değilsek dünya dışı varlıklarla iletişime geçmenin insanlığa getireceği sonuçlar ne olabilir?" sorularına getirdiği farklı yaklaşımın altında çok ciddi politik, sosyal, felsefi eleştiriler barındırması okuduğumda tatmin olmamı sağlayan en önemli unsurlardı. Gerçekten kitabı okurken farklı bakış açıları edindim, o zamana kadar belki de hiç sorgulamadığım şeyleri sorguladım. Örneğin kitabın ilerleyen bölümlerinden birinde insanlığa yasaklanan uzaya çıkma hayalleri ve Hükümdarların getirmiş olduğu bilim ve teknolojiyle birlikte, insanlığın kocaman bir oyun parkında dış dünyadan soyutlanarak oyun oynayan çocuklara benzetilmesi kitapta beni en etkileyen cümlelerden biri oldu. Her ne kadar insanların çoğu günlük hayatlarında eğlenmenin, mutlu olmanın peşinde koşsa da aslında kitapta yansıtıldığı şekliyle dünya ve insanlığın bir şekilde bu aşamaya gelmesi bir ütopya gibi gözükse de gerçekte distopik bir durum da yaratabileceği sorgulamasını yaşattı bana. Sonuçta insanların düşünen, analiz eden, sorgulayan, üreten varlıklar olmalarına karşın bir anda gelen dış bir etki sebebiyle fanusa kapatılıp fanus dışındaki çevrenin farkında olmadan geçecek bir yaşama sürüklenmelerinin haksızlık olabileceği düşüncesini uyandırdı bende. Bunun dışında kitap kendi içinde bazı bilgileri verirken akla takılabilecek soruların çoğunu ilerleyen sayfalarda açıklayarak havada bir yer bırakmıyordu ancak benim kafam takılan tek bir yer kaldı, belki ben o kısımları yanlış anladım bilemiyorum ancak kitabın bir yerinde artık kış olmaması ya da uzun süren yazların yaşanması gibi bir cümle geçiyor, bunun da dünyaya, doğaya ve canlılara olabilecek olumsuz etkilerinden ve bu etkilere karşı nasıl bir çözüm üretildiğinden bahsedilmemesi benim kafamda pek oturmadı açıkçası, dediğim gibi belki de ben yanlış anladım o kısmı bilemiyorum. Bu uzun yazıya son verirken son olarak, 2. kitap için bu kitabın seçilmesi ve bu grup sayesinde benim de okuma şansı elde etmem beni çok mutlu etti, sırasıyla okuyacağımız diğer kitaplar da her birimizde ayrı tatlar bırakır umarım :)


Sevide | 2 comments biraz hava da kalmış hissetttiğim yerler oldu. ki karellen ben de çözemedim dedi.zira hükümdarların birer piyon olduğunu öğrenmek şaşırtı. jana ne olduğunu merak ederken dünyaya dönmesi ve insanlığın bittiğini görmesi hüzünlendirdi. çocuklarla iletişim kuramamaları ise her nesil bir öncekini yadırgamıyor mu birbirimizi anlamakta zorluk çekiyoruz buna atfı güzeldi. anne babalarımız bizi bizde onları anlayamıyoruz.


İrem | 1 comments Bu kitapta benim en sevdiğim şey dünyamıza gelen uzaylıların görüntüsünün şeytana benziyor oluşu. Tam net hatırlamıyorum ama, kitapta insanların beyinleri belki de her zaman bir tür bilgi akışı içerisinde olduğundan bahsediyordu, doğmamış çocukların beyninden bile. Bu yüzden insanlar bir gün uzaylıların geleceğini hep biliyordu, uzaylıların görüntüsünü biliyordu. Bu bilinmezlik nedeni ile oluşan korku ve bilgi akışının zerreleri korkunç şeytan figürünü oluşturdu. Ama aslında onlar bizi gelecekte bekleyen, bilinmezlik dolu, çok uzaklardaki komşularımızın birer resmiydi.


message 15: by Gözdenur (new) - added it

Gözdenur Yurttaş | 5 comments Bilim-kurguya başlangıcım grup sayesinde "Cesur Yeni Dünya" ile oldu. Şimdi "Çocukluğun Sonu" ile yavaş yavaş alışmaya çalışıyorum. İlk başta biraz ön yargılı davrandığımı itiraf etmeliyim. "Bilim-kurgu, uzay" kavramı bana nedense evrende başka hayatların varlığını değil de, dünya semalarında yaldır yaldır ışıklar saçıp gezen UFO fenomenini daha çok düşündürüyordu. Ama o düşünceden uzaklaşmaya başlamak güzel :)
Kitapla alakalı bir kaç şey söylemek gerekirse, kendimizi evrendeki en üstün yaratık (!) olarak gören egomuzu duvardan duvara çarpmış bir eserle karşı karşıyayız. Aslında kitap "ütopyadan doğan distopya" gibi değerlendirilse de bence en baştan beri distopyanın ta kendisiydi. Bilim, sanat adına tüm çalışmalar duruyor. Özellikle de bilim konusunda, aradan ne kadar zaman geçse de hükümdarların sahip olduğu güce, ilerleyişe sahip olunamayacağının düşünülmesi bunda bir numara etken. Bana garip gelen şey insanların bu kaybedişi kabullenmeleri. Çünkü insan amacı ve o amaca hizmet eden umudu olmadan yaşayamaz diye düşünüyorum. Eğer o dünyada yaşayan bir birey olsaydım Yeni Atina'nın kurucularından olurdum sanırım. Medeni yaşam adını verdikleri bir düzen, kendini hükümdarların ellerine bırakmak, kabullenmek... Bir gölge-oyununda kuklabazın elindeki kuklalar gibi...
Aslında konuşulacak, yorumlanacak o kadar şey var ki... Çok güzel bir münazara konusu olabilir.
Yeni kitaplarda buluşmak üzere derken son sözüm, evrende sandığımız kadar önemli olmadığımızı hiç düşündük mü?


Nilüfer (kahveli) | 28 comments Mod
Video geldi!
İlk videoya göre daha fazla yorum olduğu için her yazdığınızı okuyamadığım oldu, bunun için lütfen kusura bakmayın ancak ana konulara değindiğimi düşünüyorum.
https://www.youtube.com/watch?v=ECgdQ...


Doruk özgür Tum canlilarin bir sekilde zamandan bagimsiz olarak birbiriyle iletisim kurabildigi ve hatta birbirleriyle tumden baglantili oldugu fikri uzerine yazilmis bir kitap oldugunu dusunuyorum. Ornegin Jack London-Yildiz Gezgini, ya da Carl Sagan’in Kozmos’ta belirttigi tum evrenin enerjiden olustugu ve bir sekilde bu bireysel enerjilerin birbiryle baglantida oldugunu belirtmesi gibi.

Kitabin kurgusunun bu fikir uzerine kurulmasi sonucu hukumdarlarin insanlarin hic gormedigi fakat yuzyillar icerisinde tipatip ayni sekilde resmedebildigi bir formda olmalari; bu nedenle hukumdarlarin verilecek tepkinin dozunu dusurmek icin beklemeleri ya da kitabin sonunda tum bir jenerasyonun gorsel ya da isitsel bir baglanti olmaksizin iletisim halinde bulunarak tum enerjiyi sogurmasini hic yadsimadan okudum.

Bir ust yaratici(tanri gibi) yerine evrenin sahip oldugu enerji uzerinden bir baslangic fikri size mantikli geliyorsa kitap bunu cok yalin bir sekilde aktariyor bana sorarsaniz.


Dilay (dilayetta) | 2 comments Kitabı planlanandan çok geç bitirmiş olsam da, yorum yazmak istedim.

Çocukluğun Sonu'nu ben çok beğendim. Bir çok farklı konu üzerine düşünmemi sağladı.

İlk başta hükümdarların "şeytan" şeklinde olmasına bir anlam verememiştim. Sonunda beni bu kadar tatmin edebilecek bir açıklama beklemiyordum.

Kitabı bitirdikten sonra düşünürken, tasvir edilen ortak bilince ulaşmanın aslında mümkün olduğunu farkettim. İnsan nesli devam ederken bilincimiz kümülatif şekilde ilerleyeceği için, (bahsedilen kıyamet kopmaz ve türümüz varlığını sürdürmeye devam ederse) sonsuzda bir yerlerde, tüm insanlık bütün olasılıkları sonsuz sayıda yaşayıp bilincine katıp, en sonunda herkes birbiriyle aynı (ortak) ve üst bir bilince ulaşabilir. Hatta o sırada bizim yarattığımız şimdi adına "yapay zeka" dediğimiz varlıklar kendi bilinç seviyelerinde bizleri "tanrı" diye isimlendirebilirler. Yani biz aslında çok tabii bir şekilde böyle bir döngünün içinde bulunuyor olabiliriz. Sonsuz evren ve sonsuz zaman içinde hiç de imkansız değil.
Sadece bu evrimin kitaptaki gibi tek bir nesille dönüşümün tamamlanıp, bir basamak atlamak gibi gerçekleşebileceğini düşünmüyorum. Evrimin tüm aşamaları gibi zamana ve nesillere yayılmış olarak gerçekleşebilir. (ya da zaten gerçekleşiyor. :) )


back to top