Türk Kitap Kurtları discussion

60 views
Maximum iletişim/Minimum etkileşim...

Comments Showing 1-4 of 4 (4 new)    post a comment »
dateDown arrow    newest »

message 1: by A. (new)

A. Çok kısa bir süre önce üye olduğum bu grupta bir şey dikkatimi çekti. İletişim her nedense tek yönlü. Örneğin "ne okuyoruz" başlıklı paylaşımda birçok üye ne okuduğunu yazıyor ama kimse bir başkasının ne okuduğu ile ilgilenmiyor. Diğer paylaşımlarda da benzeri bir durum söz konusu. Bu davranışın mutlaka sosyolojik bir nedeni vardır–benimkisi sadece bir gözlem...

A. Yavuz Oruç


message 2: by A. (last edited May 25, 2017 02:40AM) (new)

A. Serin wrote: "Ne kadar haklı olduğunuzu şu an fark ettim. Aslında birbirimiz için yazmamıza rağmen iletişim gizilde kalıyor. Nedene dair bir fikrim oluşamıyor. Belki sitenin kullanım şekli."

Öncelikle, zamanınızı kullanıp paylaşımım hakkında yorum yaptığınız için teşekkürler. Bunun iki nedeni olabileceğini tahmin ediyorum. Biri ürkeklik ya da çekingenlik olabilir. Yani, bir başkasının paylaşımına direk yorum yaparsam, belki yanlış anlaşılırım veya istenmeyen başka bir durumla karşılaşabilirim endişesi. İkinci neden de birinci nedene biraz bağlı olduğunu düşündüğüm, "Ben istediğimi paylaşayım, isteyen istediğini düşünsün, beni fazla ilgilendirmez," türü bir yaklaşım. Her ikisi de sosyolojik olarak bakıldığında, insanların düşüncelerini iletme arzu işlevinin çalıştığını ama etkileşim arzularının baskılandığını yansıtıyor. Bu, belki de toplumun içinde bulunduğu genel durumdan kaynaklanabilir. Oysa okumakla ilgili (Kitap Kurtları) bir grupta insanların kurtların yaprakları kıtır kıtır yemesi gibi birbirlerinin paylaşımlarının içini dışına getirmesi beklenmez mi? Örneğin "Şu an ne okuyoruz," sorusuna verilen cevaptaki romanı okuyan birinin en azından, "Ben de okumuştum," diyerek bir iki şey eklemesi iletişimi etkileşime dönüştürebilir...

A. Yavuz Oruç


message 3: by A. (last edited May 27, 2017 04:38AM) (new)

A. Katılıyorum. Çekingenlik daha ağır basıyor. Atasözlerimiz bile bize susmayı salık veriyor. Örneğin, "Söz gümüşse sükut altındır," diyerek. Ama konuşmayı cesaretlendiren altın değerinde ata sözlerimiz de yok değil. "Derdini söylemeyen derman bulamaz," örneğinde olduğu gibi.

Konuyu değiştirip kitap okumaya geçelim. Türkiye'ye gelmeden önce Fikrimin İnce Gülü'nü okumuştum. Adalet Ağaoğlu'nun harika bir romanı. Hangi kitabı okusam diye soranlara mutlaka öneririm. Şu anda elimde Aşk Kapanı diye bir roman var. Çok amatör dille yazılmış ve kurgusuz sayılır. Bir tür biyografi. Yazar Korfu'da doğan anneannesinin hikayesini anlatıyor. Doğan Kitap yayınlamış. Biraz zorlanarak okuyorum ama bitirmeye kararlıyım.

Bir yandan okurken bir yandan da yeni romanım İsmail Öğretmen'in İngilizceye çevirisine odaklanmaya çaba sarfediyorum. İsmail Öğretmen 1940'lı yılların başında Akpınar Köy Enstitüsü'nde okuyan bir öğrencinin yaşam öyküsü. Öğretmenlik mesleğinin toplumdaki yeri ve önemi gibi evrensel bir konuyu işlediği için çeviriye önem veriyorum. Yine de çok zamanımı alacağı bu konuda yardımcı olmak isteyen Kitap Kurtlarına ihtiyacım var....

Şimdilik paylaşımı burada noktalayalım. Tüm Kitap Kurtlarına bol okumalı bir hafta sonu diliyorum.


message 4: by A. (last edited Jun 01, 2017 01:41PM) (new)

A. Ben teşekkür ederim. Galiba Kitap Kurtları'nda en verimli aktivite, zaman buldukça okuduğumuz kitapları konu etmek olabilir. Şu anda okuduğum Aşk Kapanı biraz daha düze çıktı sayılır. Romanın kahramanı Mari biraz daha öne çıktı. Okuma arzum negatiften nötüre dönüştü. Havva'nın Üç Kızı okuduğum sondan dördüncü romandı. Kurguyu biraz yapay ve itici buldum. Ona rağmen güncel ve toplumsal konuları işlemesi belki okurların ilgisini çekmiş olabilir. Bir yazar olarak bariz (açık) kurgular fazla ilgimi çekmiyor. Elif Şafak'ın İskender'deki çaprazlaması da biraz barizdi ama biraz daha sürükleyiciydi. Aşk romanı her ikisinden de daha sürükleyiciydi benim için. Diğer romanlarını okumaya zamanım olmadı maalesef. Aslında bir yazarın bütün romanlarını okumak ne kadar doğru bilmiyorum. Üç kitap yeterince bilgi veriyor yazar konusunda. Bu birçok başka yazar için de geçerli sanırım. Orhan Pamuk örneğinde olduğu gibi. Orhan Pamuk'un en beğendiğim romanı Beyaz Kale. Kırmızı Saçlı Kadın da fena değildi. Benim Adım Kırmızı daha farklı. Yine de üçünün de aynı yazarın kaleminden çıktığını tahmin etmek zor değil. Ayşe Kulin, Sabahattin Ali, Oğuz Atay, Yusuf Atılgan ve diğer yazarlardan bir başka notta söz edelim. Bu arada Ercüment Cengiz'in Gırnatacı'sını okudunuz mu?


back to top