Türk Yazar Sözleri Quotes

Quotes tagged as "türk-yazar-sözleri" (showing 1-30 of 693)
Oktay Akbal
“Sadece kendini düşünmek gereğini duyuyordu. İnsan, mutluluğu ancak kendi eliyle yakalardı. Ya sen, ya başkası! İkisi birden olmazdı. Biri ezilir, öteki ezerdi. Biri sevinir, öteki ağlardı. Biri kaybeder, öteki kazanırdı. Bu, böyleydi. Böyle olması tabiatın işiydi. Kimsenin suçu yoktu. Olsa olsa belki insan olmaktaydı suç. Suç, insan olmakta.”
Oktay Akbal, Suçumuz İnsan Olmak

Mehmet Murat ildan
“Yolunu kaybettiğinde, daha önce bilmediğin bir dünyayı keşfetme şansı elde edersin! Ve daha iyi dünyalar çoğu kez böyle bulunur! Karanlık ve belirsizlik, kendi içinde hediyeler gizler!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Farkındalık başka bir dünya yaratır - varlığından haberdar olmadığın hâlihazırda var olan bir dünya! Farkındalık, bir ‘olgunlaşmış katarakt’ operasyonudur!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Umut edelim ki hayat, altın saraylarda yaşayanlara kırsaldaki bir tahta kulübenin sonsuz huzurunu tatma şansını bağışlasın ve böylece sefaletleri sona ersin!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Sıkılmak, bu harikalar gezegeninde yalnızca aptal insanlara mahsustur! Akıllılar için, hayatın en basit şeyleri bile - güneşin doğuşu veya batışı gibi - eğlencenin harika birer kaynağıdırlar!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Ne zaman bir çocuk görsek unuttuğumuz zamanlara seyahat ederiz ve bir yetişkin olma adına bizden alınmış bütün güzel şeyleri buruk bir şekilde ziyaret ederiz!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Kendimizi çok zayıf hissettiğimizde, hayat son derece güçlü ve gaddar görünecektir! Yaşamın ne denli güçlü olduğu konusunda kendi gücümüzün derecesi kilit unsurdur! Biz daha güçlü oldukça, hayat daha zayıf olacaktır!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Başka bir yere bakarsın, sonra farklı bir şey görürsün ve böylece bilgelik yolculuğun başlar! Bilge adamın zihni, her yere bakan zihindir!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Perdeler bizim tutsaklarımızdır; yalnızca pencereden dışarı kaçtıklarında ve havada özgürce uçtuklarında kendilerini hür hissederler! Gururlu bir bayrak gibi rüzgârda dalgalandıkları an yaşamlarının en iyi anıdır!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Seni hiç kimse görmezken başkaları için yaptığın iyi şeyler seni gökyüzünde gerçek bir yıldız yapar, parlayan, asil, erişilemez bir yıldız!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Yalnızca çok tuhaf bir şey yaptığında insanlar senin farkına varıyorlarsa o zaman çok şanslısın! Çok tuhaf bir şey yapmadığın sürece fark edilmeden hayatını keyifle yaşayabilirsin!”
Mehmet Murat ildan

Mehmet Murat ildan
“Ne zaman terkedilmiş bir gül görsek, derhal bozulmuş bir ilişkiyi ve onların yaşadıkları hüznü hayal ederiz, zavallı ölü gülü asla düşünmeden!”
Mehmet Murat ildan

Ahmet Ümit
“İnsanın iyi olup olmadığının ilk belirtileri güzlerinde saklıdır, derler bu doğru degil,' demiş ona psikolog. 'Bu aptalları kandırmak için uydurulmuş bir yalandır. Sözcükleri söyleyiş biçimi, konuşurken yüzün aldığı hal, daha çok ele verir insanı. Ama herkes göremez bunu. Anlayabilmek için ayrıntıları okuyabilme yeteneğinin olması gerekir.”
Ahmet Ümit, Kukla

Ahmet Ümit
“Bazen yaşam aniden hızlanır. Hızlanmanın nedeni bellidir aslında, ama geçen dakikaların, saatlerin, günlerin içinde genellikle farkına varmayız bunun. Ancak, hızdan başımız dönü de şöyle bir sendeleyince, neler oluyor, buraya nasıl geldik, diye durup geriye bakmaya çalışır, olayları yeniden değerlendirme gereği hissederiz.”
Ahmet Ümit, Kukla

Ahmet Ümit
“Yaşam, kaybetmeyi öğrenmektir,” diye başlardı rahmetli Tufan Abi. Genellikle ikinci kadehin dibine darı ektikten sonra felsefe yapma hastalığı tutar, sağ elinin tersiyle dudaklarını kurulayarak, iştahla girişirdi söze: “Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar. Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz, dünyanın en güvenli, en yumuşak korunağını, ana rahmini kaybederiz önce. Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki niye çıktın oradan dercesine, gözlerimizi yakan ışıkları, kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri, hastalığıyla saldırır üzerimize. Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir, üstelik yanında bir de baba verilmiştir emrimize. Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca, kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz. Ancak büyüdükçe annemiz de babamız da bizden uzaklaşmaya başlar; onları kardeşlerimizle paylaştığımızı anlarız. Kardeşimiz yoksa babayı anneyle, anneyi ise babayla paylaştığımızı fark ederiz. Bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayaller uydurur, kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı, bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz. Yeniyetmelik çağımızda anne, baba sevgisinin yerini arkadaşlara duyulan bağlılık alır. Arkadaşlarımızla hiç ayrılmayacağımızı düşünürüz. Keşke sonsuza kadar böyle aynı mahallede, aynı okulda yaşasak diye dilekler tutar, birbirimize sözler veririz, ama yıllar birer birer alır arkadaşlarımızı elimizden. Ancak yeryüzünde ne kadar kötülük varsa bizde de o kadar umut vardır. Ergenlikle birlikte aşk denilen o büyülü, o rezil, o soylu, o kahraman, o korkak duygu utançtan kıpkırmızı olmuş bir yüzle çalar kapımızı. Aklımız, yüreğimiz birine takılır kalır. Bu kez yaşamın merkezine onu koyar, her davranışın, her duygunun, her düşüncenin anlamını onda ararız. Kendimizi onun gözlerinde izleyip, bir benzerimizi bulduğumuzu sanarak, dünyanın en güzel, en olmayacak, en aptal düşünü kurarız. Artık mutluluğu yakaladığımızı sanırız. Şansı yolunda gidenler belki de mutluluğu yakalar, ama kısa süreliğine. Çok geçmeden, koca bit kamyonun, küçük bir çocuğun bisikletini çiğneyip geçmesi gibi gerçek dünya, düşlerimizi parçalayıp verir elimize. Yaşam o kahrolası oyunlarından birini daha oynar bize. İlk sevgili ellerimizin arasından kayıp bilinmeyen sularda kaybolup gider. Bu serüvenden bize düşen ise, dokunduğumuzda içten içe sızlayan bir yara gibi onun anısını sonsuza kadar yüreğimizin en derin yerinde saklamaktır.
İlk sevgiliyi yitiriş de bir uyarıdır aslında. Ömür tanrısı, gençliğin geçici olduğunu sezdirmek istemiştir ama bunun da farkına varmayız. Yeniden âşık oluruz, olduğumuzu zannederiz, severiz, sevdiğimizi zannederiz ve kaçınılmaz sonuç: Evleniriz. Biriyle birlikte yaşarsak, yazgılarımızın birleşeceğini, yazgılarımız birleşince de kaybetmekten kurtulacağımızı zannederiz. Derken, çocuklarımız olur. Yaşam bir yandan alırken bir yandan da vermektedir, diye düşünerek, kurnaz bir tüccar gibi kandırırız kendimizi. Oysa o gözüpek yol arkadaşı, o deli dolu gençlik, bedenimizdeki gücü, tazeliği, ruhlarımızdaki sert fırtınaları toparlayıp çoktan terk etmiştir bizi. Derken annemiz, babamız en büyük ihaneti yapar; hangi yaşta olursak olalım, henüz yeterince büyümediğimiz bir anda tek başımıza bırakıp giderler. Ağlarız, yıkılırız, öfkeleniriz, kahrederiz, ama ne yapsak boşuna, ömür rendesi durmadan bir şeyler eksiltecektir yaşamımızdan. Taa ki artık taşımakta zorlandığımız yorgun bedenimizi, bıkkın ruhumuzu sonsuza dek teslim alana kadar.”
Ahmet Ümit, Kukla

Ahmet Ümit
“Ama tuhaftır kaybedeceğimizi bilsek de yine de yaşamayı sürdürürüz. Çünkü hiçbir yerde yazılı olmayan o büyük yasa böyle demiştir. Çoğumuz kaybettiğimizin bile farkına varmayız; her gün biraz daha azala azala yanmakta olan mum gibi tükeniriz. Bazılarımızsa bu acı gerçeği fark eder. Fark edenlerden bir kısmı kaybetmeye dayanamaz, oyunda yenildiklerini anlayınca mızıkçılık yapan çocuklar gibi, hem kendisinin hem de çevresindekilerin günlerini cehenneme çevirip, mutsuzluk denizinde ağır ağır boğulup gider. Diğerleri ise bir gün yok olacaklarından emin oldukları halde ne heyecanlarından ne umutlarından ne de sevinçlerinden vazgeçerler. Sonunla başlarına neler geleceğini bile bile, ölümle sınırlı bu maceranın her evresini, her anını merak eder, bir çocuk gibi şaşırarak ve hayretler içinde kalarak yaşarlar. Onlar yaşamı asla mutluluğa indirgemezler, çünkü mutluluğa indirgenmiş bir yaşam, yoksul geçirilmiş bir ömürdür. Yaşamı mutluluğa indirgeyenler de ruhsal açıdan yoksul kimselerdir. Ruh zenginliğini kazanmış olanlar, yaşamı acısıyla, mutluluğuyla, ihanetiyle, çirkinliğiyle kabul edenlerdir. Onlar ki kaybetme sanatını öğrenmişlerdir, bu yüzden yaşama katlanabilme yeteneğini geliştirmişlerdir.”
Ahmet Ümit, Kukla

« previous 1 3 4 5 6 7 8 9 23 24