Tutku… Güzellik… Aşk ve savaş... Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş... Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim’i de Şah İsmail’i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren, bir basamak yukarı çıkaran savaş... Çaldıran... Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride. Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi? Kızılbaşlık! Sünnilik! İktidar hırsı. Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman! Korku? Ya o? Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir. Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir. Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta. Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir. Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri. Ve işte bir kez daha aşk! Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar... Şah ve Sultan… Dünya incisi zarif ve asil kadınlar... Yeminlerine bağlı erkekler... Masal kadar gerçek. Büyüleyici olduğu kadar umut verici. Şah & Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap. İskender Pala’dan…
İskender Pala (born 1958, in Turkey) is a Turkish Divan (Ottoman) Poetry Professor and author of best seller novels. He also used to write a column in the Turkish daily newspaper Zaman.
İskender Pala graduated from Istanbul University Faculty of Letters Turkish Language and Literature Department in 1979. He entered Turkish Navy as a lieutenant in 1982 and taught Turkish Literature in Naval Schools and Boğaziçi University. In 1987 he established Turkish Navy Museum Archives. He oversaw classification and restoration of many historic documents dated from the times of the Ottoman Empire. He published Encyclopedic Dictionary of Divan (Ottoman) Poetry and received Writers Union of Turkey Award in 1989. He was discharged from the Navy without any conviction during what is now called the "Postmodern coup". Later, he wrote a book about his life in Navy and his discharge, called Between Two Coups referring to military coup in 1980 and 1997 military memorandum in Turkey. He said that the reason for his discharge was his practicing İslam in his private life.
Sonu gelmesin istedim... haftalar, aylar sürsün istedim...
Bu kitapla bir kere daha anladım ki ben Divan Edebiyatını çok seviyorum. Şiiri yaşamlarının ortasına koymuş tüm o isimler... gözümde çok başka yerdeler. Mevzunun maşuka ulaşmakta ya da ulaşmamakta değil, aşık olmakta daha doğrusu olabilmekte gizli olması... sevgilide kaybolmak, onun uğruna kendinden geçmek...
"Masal kadar gerçek. Büyüleyici olduğu kadar umut verici. Şah & Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap."diyor kitabın arkasında, kitaba dair duygularım şu an epey yoğun olduğu için bir yorum yapamasam da, bu cümlelere aynen katılıyor ve bir edebiyat ziyafeti isteyenler için öneriyorum. Aklınızdan çıkmayacak bir kitap olacaktır.
It was really good. I am a big fan of historical books so I loved it. İskender Pala is an amazing author. I am definitely gonna read his other books. And Şah&Sultan is a must read.
Sonuçta bir roman. Objektif olmak gibi bir misyonu barındırmıyor zaten en başta. Böyle değerlendirilmeli.
Objektif olduğunu düşünenler de, şunu sorsunlar yazara (ve kendilerine): -Anadolu'da Şah'ın çağırmasıyla yerini yurdunu terkeden insanlar neden ve nasıl bu kadar kolay ayrılabilmişler? Yazar, sadece bir kaç cümleyle, "baskı görme" deyip geçiştirmiş bunun cevabını. Nedir ve ne kadardır bu baskının boyutu??? Yani, Yavuz sadece "baskı göstermiş".
Fakat, Şah'ın yaptıkları -kızgın kazanlarda adam kaynatmak gibi- fantastik öğelerle fazlasıyla anlatılmış. Bundan dolayı romanda illa objektiflik arayanalara, sadece kargalar güler.
Ben iddia etmiyorum, ikisi de yapto veya yapmadı diye. Ama en başta eşitlik kaidesinde gidiyor izlenimi veriyorken, daha sonra bunu kaybediyor kitap.
İskender Pala yine iyi iş çıkarmış. Kitabı okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Çaldıran Muharebesi, hakkında tarihi bilgiye sahip olmamakla birlikte yazar Şah&Sultan'ın yaptıklarının doğru ya da yanlış, eksikleri ya da artılarını gayet iyi bir şekilde belirtmiş. Yazarın objektif bakışını sadece Şah'ın Tebriz'e girdikten sonra yaptıkları ve Sultanın Tebriz'e girdikten sonra yaptıklarını anlattığı bölüm'de kaybettiğini düşünüyorum ki bu da o olayın o şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğine göre değişir. Eğer ki gerçekleşmiş ise yazar objektif bir eser çıkartmış. Gerçekleşmemişse o bölümde objektif bakışını kaybettiği söylenebilir ki zaten roman da yazarın objektif olması beklenemez. Tabi ki bu kitap'tan sonra mutlaka bu olayı araştıracağım. Sizleri de bu kitabı okumaya davet ediyorum. Pişman olmayacağınızı düşünüyorum.
Biterken bogazimda dugumler olusturan kitap.. okumaya doyamadim... tarihimizden bir kesiti boyle bir ask hikayesiyle susleyerek bize sunmasi cok hostu..
Bu kitaba başlamadan önce okuduğum yorumlarda herkes çok fazla tarihi hata olduğunu söylemişti. Yavuz Sultan Selim dönemi hakkında pek de bir bilgim olmadığı için tarihi hatalar benim için çoğu yerde sorun olmadı ama özellikle bir bölüm vardı ki beni çok rahatsız etti: Şah İsmail’in henüz on dört yaşında bir kız çocuğuyla evlenmesi! Bu kızın adı Bihruze. Taçlı Sultan diye de geçiyor kitapta ama kitabı okurken Şah İsmail hakkında az bir araştırma yaptım ve gerçekten de Taçlı diye bir sultan var ama onun adı Taçlı Begüm ve anladığım kadarıyla Şah’ın bilinen başka eşi yok. Eğer gerçekten tarihte Bihruze diye birisi olsa ve on dört yaşında evlendirilse bu beni o kadar rahatsız etmezdi ama gerçek olmayınca gerçekten rahatsız edici bir durum oldu. Bir diğer beni rahatsız eden durum kitabın iki baş karakterin ağzından anlatılmasıydı: Kamber ve Can Hüseyin. Kitap onların ağzından anlatılmasaydı da ilahi bakış açısıyla yazılsaydı bence çok daha güzel olabilirdi. Böylelikle “ Şah ve Sultan”a daha çok odaklanabilir ve iç dünyalarını görebilirdik. Ya da illa birinci şahıs anlatımı kullanılacaksa bu Sultan Selim’le Şah İsmail olabilirdi. O ikisi dururken kitabın başka kişilerin ağzından anlatılması bence çok mantıksızdı. Kötü bir kitap değildi bence ama özellikle sonlara doğru gerçekten çok sıkıldım. Beklentilerim yüksekti ve karşılamadı maalesef:(
yazar tarihte gerçekleşen yavuz ve şah ismail arasındaki savaşa sanatsal bir bakış açısı getirmiş her iki cepheden de birbiriyle ilişkili aktörler seçerek empati kurmamızi yazar sağlamış bir çırpıda okudum gayet akiciydi
Çok ciddi araştırılmış emek verilmiş bir kitap olduğu için 3. Ancak edebi olarak oldukça zayıf. Tarih kısmı bir noktada bitiyor ve sadece sevgi, içsel çatışma, aşk acısı okuyorsunuz. Roman kısmı için 2 verirdim.
Geçmişin siirle, güzellik ve güçle harmanlandigi, olağanüstü bir hikaye olmus. Gercekle örülmüş hayaller taşmış bizlere de şiirlerinde...
Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail'in yaptigi savaştan ve aralarındaki denklikle gücün onlari değiştirdiği kişilikleri uzerine, sevgilinin zuluflerininde işin içine katıldığı, avcinin av olmaya gönüllü oldugu dolu dolu bir İskender Pala eseriydi yine.
Sadece muslumanin Müslümanı kırdığı veya Hristiyanlık değilde neden türkülerin birbirleriyle savastiklari gibi detayların bilmeyenler icin kafa karıştırıcı olduğunu dusunuyorum.
Tarih kitaplarını seviyorum, Yavuz Sultan Selim' i de ayrıca severdim Sultanlar içinde. Ama bu kitapta aşık oldum Sultan Selim' e! Asaletine, adaletine, bilgisine, görgüsüne, hatipliğine, şairliğine, zekâsına, en çok da cesur duruşuna, dirayetine! ...Şah'la Sultan arasındaki hicivli mektuplaşmalarsa ayrıca hoşuma gidenlerden. Mesela: Şah, mektubun yanında at pisligi gönderir birinde Yavuz'a . Sultan Selim, cevaben : " bana at pisligi göndermişsin, ben sana bal gönderiyorum. Ne de olsa insan yediğini ikram eder karşısındakine! " der. :)
Kitabı 13 günde okuduğum doğru ama Bayram Tatili boyunca elime almadığım için sanırım 4 günde bitirmiş oldum. Bunu özellikle belirttim çünkü kitap çok akıcı ve gayet sade. Bundan önceki okuduğum İskender Pala romanları Od ve Efsane'ye göre bir tık aşağıda bulduğumu itiraf etmeliyim. İskender Pala'nın dili çok ama çok güzel. Konu olarak biraz açarsak Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail' in savaşı diyerek ön başlık; Sünni ve Kızılbaşlık ( Alevi ) olarak da iç yapı kurgusu var. Aslolan ise bir aşk hikayesi. Taçlı Sultan'ın Ömer'i, Şah'ı ve Sultan'ı. Çaldıran Savaşı ile başlayan macera diğer Yavuz'un savaşları ile devam ediyor. İçerisinde aşkı, sevgiyi, sadakatı anlatan onlarca altı çizilecek cümle bulabilirsiniz. 34 bölümden oluşuyor kitap ve her bölümün başında Yavuz'un ( Selimi ) Şah İsmail ( Hitai, Hatai) nin şiirleri ile başlıyor. Yavuz'un hayatı ve devlet adamı nasıl olmalının timsali gibi. Türk'ün Türk'le savaşmasını çok güzel anlatmış. Osmanlı Hanedanlığının içersindeki kargaşa ve askerinin çektiği çile yükseliş aşamasını çok iyi göreceksiniz. Tebriz'i tanımak ve öğrenmek isteyeceksiniz. Yavuz'un Şah İsmail'le nasıl karşılıklı Satranç oynadığını ve şiirlerle atışmalarını öğrenmek için bu romanı okumalısınız. Yavuz'un büyük bir şair olduğunu ben bu romandan öğrendim. Aleviliğin ne olduğunu ve iç dünyasını bu romandan öğrendim. Mezhep çatışması başlığı altında; aşkı anlatan bu güzel roman benden 10 aldı ama çok zorladım 10 için. Çünkü yine sonu hemen bir çırpıda bitmesi beni sinir ediyor. Son 3 bölümde gözleriniz dolabilir ve aşkın ne olduğunu; şimdiki sevgilerle kıyas bile edilemeyeceğini anlayacaksınız. Çok şey yazabilirim ama içimden gelenler ve spoiler vermemek adına kısa kesiyorum. Çok güzel bir roman. İskender Pala okumaya devam edeceğim. Sizlere de tavsiye ederim. İyi okumalar....
Sevgi belli ki kendi canından evvel sevilenin canını düşünmek, kendisine bir zarar erişmesinden evvel sevgiliye gelecek zararı bertaraf etmekti.
Guzel yazilmis kitap. Okudukca insani olaylarin olup bittigi zaman goturuyor. Kitapdan tarihle ilgili cok malumat aldim umid ederim ki bu malumatlar arasdirilmis ve dogrudur. Iki turk hükümdarlamıza da Allah rahmet eylesin. Kısaca, kitap tarih ve romantikayı sevenler için tavsiye edilir. Teşekkürler İskender Pala.
bu kadar güzel bir eser yazdığı için İskender Pala'ya teşekkürlerimi iletiyorum. Eserde Yavuz ve Taçlı öylesine güzel anlatılmış ki okuyan herkesin beğeneceğini düşünüyorum. Zaten dizide kimse mükemmel değil herkesin kusurrları açıkça belirtilmiş ve birazda Osmanlı dönemine hitap ettiği ve bende Osmanlı dönemini seven ve bu tür eserleri yakından takip eden ve padişahlara karşı zaafı olan biri olarak başta konusu ve kapsadığı dönem itibariyle en başta kitap tarafından "tavlandım" diyebiliriz. Kitapta heyecanlı sahneler oldu ve kalp atışlarımı yüksek oktandan duyabildim ama bazen öyle yerler de oldu ki buna basitçe "dram" veyahut "duygusal bir sahne" diyip geçemeyeceğimiz kadar derin yerler mevcuttu. [SPOILER!] Taçlının başına gelenler ve ölümü ile iki kardeş Hasan Ve Hüseyin'in hikayesinden öylesine etkilendim ki tekrar tekra şok olayım diye aynı satırları 5 kez filan okumuşumdur. Tadı uzun süre damağınızda kalacak ve "İskender Pala" diyince aklınıza hoşnutlukla ilk gelecek kitaplardan birisidir. Okumayanalrın bile isminin ağırlığından dolayı içeriğini bile bilmeden övmee başlayacağı kaliteli bir yapıt. Zaten İskender Pala'nın adını en çok duyurup ününe ün kattığı eserlerin başında gelmesinden de anlamışsınızdır "İskender Pala"nın niçin "İskender Pala" olduğunu ;)
Son sayfayı da okudum ve hemen yazmam gerektiğini hissettim bu satırları. Kitabı okumayı düşünenler acele etsinler. Çünkü okuduğum hiçbir an bulunduğum zaman ve bulunduğum mekanda değildim sanki. Karakterler üzerinden bölümlerden oluşan kitapta, 16. yüzyıla damgasını vurmuş Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail arasında geçenler hikayenin ana çerçevesini oluşturuyor. Birinci tekil şahıslarla anlatım gerçekleştiği ve muhteşem bir duygu paylaşımı ile yapıldığı için, bazen savaş meydanında kılıç sallayan bir cengaver, bazen sevgilisine kavuşamayan bir şair, bazen hayal kırıklığının en derinini yaşayan bir yaralıya dönüştürüyor insanı. Hikayelerde kaybolmayı sevenler için yazılmış, ya da yazıldıktan sonra insanı içine hapseden bir hikaye. Keyifli okumalar.
Yazarın kurgusu alışık olduğumuzun dışında, farklı bakış açılarından bölümler sunarak ilerliyor. Böylece karakterleri tanımakla birlikte o dönemi daha yakından tanıma fırsatı sunuyor. İskender Pala'nın kurgu biçimi bana farklı gelse de, böyle bir kurguyla çizilen yolu izlemek aşırı keyif verdi diyebilirim. Bu sayede o dönemin tarihi sürecini Çaldıran Savaşı'nı öğrenmek daha kolay oldu. İskender Pala'nın kitabını ilk okudum. Tarihi olayları anlatış biçimi; hikaye kurgusunu kardeşlik üzerinden yola çıkarak dönemin toplumsal olaylarını meraklandıran çatışmalar, semboller, divan edebiyatına ait şiirler, göndermelerle romanla buluşturması tam benim sevdiğim tarzdı.
Yuzeysel konu anlatimi. Edebi yonu rakiplerine gore zayif. Ama asil sorun icerigin dogrulugu. Bir cok tarihcinin kabul etmeyecegi bilgileri kesin bilgiymis gibi sunuyor. Cok tehlikeli. Ayrica Yavuz'un ve Şah'ın kafasinin icine girip, onlari cok kesin ifadelerle konusturuyor ve bu yolla ciddi ithamlarda bulunuyor. Ornegin yaptigi savaslari gazadan cok gururlarini tatmin icin yaptiklari gibi. Kisacasi, benim icin hayal kirikligiydi bu kitap...
İstanbul Şah İsmail'e, Tebriz Yavuz Sultan Selim'e, Taçlı Hatun her ikisine de yar olmamış. Kardeş kardeşi kırmış, çok acılar çekilmiş. Kitabın başında Kuran'dan yapılan alıntıda da dediği gibi, "Onlar bir ümmetti, geldi geçti. Onlara kendi kazandığı size de kendi kazandığınız. Siz onların işinden sorulacak değilsiniz." Bir tarih kitabı değil bir romandır, tarafsızlık ve salt doğruluk beklemek saçmadır.
Iskender hocam, devam zorunluluğu olmadığı halde mühendislik fakültesi öğrencilerini bile sabahın köründe dersini dinleyebilmek adına anfiyi doldurtacak kadar güzel hatip, İskender hocam... Bir kitabını daha okurken dağıldım gittim. Harikasın be hocam. Rabbim, Nice kitaplarını okumayı nasip etsin. Yavuz Selim ve İsmail Şah isimlerini Taçlı, Kamber, Hasan ve Hüseyin ekseninde çok farklı bir dünyada algılamış olduk. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.
Şah ve sultan akıp gitti. Tarihi Roman severlere tavsiyemdir. Bu kitabı okuduktan sonra İskender PALA'nin diğer kitaplarını araştırmaya başladım zira yazarın anlatis biçimi beni etkiledi. Notum 5 yıldız
Tarihi bir tema ile döşenmiş Yavuz ve İsmalin savaşı. Arka fonda bir ince bir aşk hikayesi. İmparatorluklar çarpışırken kalpler de birbiri için çarpıyor. Bu çatışmanın hikayesi bu roman. Sıkılmadan okuyacağınız bir eser.
Tarih kurgusu deyince aklıma ilk gelen kişi İskender Pala'dır. Normalde tarih kitapları kurgusu iyi olmayınca sıkar sizi boğar kelimelerle ama Pala'nın kitaplarında sayfaların, kelimelerin arasında kayboluyorsunuz... Tekrar tekrar okuyabileceğim harika bir kitap.