Sokakta hiçbir gerçek tek başına dolaşacak kadar cesur değil. Sokaklar ne dediği anlaşılmayan hayallerle dolu. Varacakları hiçbir yer yok. Zaten bir yer aramıyorlar. O yüzden eğildikleri bir alın yok. -Umay Umay- (Tanıtım Bülteninden)
Umay Gedikoğlu - Türk yazar ve pop rock sanatçısı. İlk müzik çalışmalarına 1990 yılında “Hush” grubundan Eray Artan ve Melih Rona ile bir araya gelerek “Leprechaun” grubuyla başlamıştır. Umay Gedikoğlu, kısa süren bu çalışmadan sonra asıl çıkışını tüm müzik ve sözlerini Barlas’ın (Barlas Erinç) yazdığı pop rock tarzındaki "Umay Umay" albümüyle yapmıştır.
Umay Umay’ın müzik çalışmalarının yanı sıra beş adet de kitabı bulunmaktadır. Kitaplarını eşcinsellere adamıştır. Kürtleri, eşcinselleri, devrimcileri ve Mardin'i anlatmıştır. Bir dönem Birgün Pazar'da köşe yazarlığı da yapmıştır. Kazım Koyuncu'nun Gyuli Çkimi şarkısının üzerine Kalbim Acıdı adlı şarkısını söylemiştir. Kendi albümlerinin dışında, Kent Ozanları adlı karma albümde de Şeker Anne şarkısıyla yer almıştır.
"Şimdi bana kötülükten koruduğun şarkını söyle. Sevdiklerin için yazdığın şiiri oku. Ateşim yükselirse su içir, korkunç rüyalar görürsem sarılabileceğim kadar yer ayır kendine. Işığı hep açık tut. Işığı hep açık tut. Bu çok önemli. Vücutları ölüm oruçları yüzünden küçülmüş, yüzleri yanmış kadınlar görüyorum. Onların sadece gözleri var. Dünyaya hala o gözlerle bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar."
Dağınık, kopuk bir anlatım. Beğenemedim. Hiç sarmadı kitap beni. Anlatmak istediğini de öyle drama dökmüş ki dram olmaktan çıkmış. İlk ve son Umay umay kitabım oldu bu.
"Budistler, Himalayalar,da İnternet Kafe açmışlar. Dünyanın her yeriyle ama hiçbir keşif duygusu taşımadan iletişim kuruyorlar. Artık çok uzak yerlerin, asla dokunamayacakları yakınlıkların peşindeler"
"Gülmeyi yeni öğrenen bir çocuk gibi acemiyim"
"Sana anlatacak doğru dürüst bir gerçek, ya da avutacak kadar güzel bir yalan bulamıyorum. Sadece seni hayatımda üç kez görmüş ve unutamamış olabilirim. Sadece seni sevmiş olabilirim"
"Ama benim için haykırmak istediğim bir şiirsin. Yazamadığım, koklayamadığım, yetişemediğim bir şiir"
"Sakın üşütme. Sakın yaşlanma. Sakın yıkılma. Sakın, sakın, o güzel ruhunu ayaza tutma. Tahtadan defterler yap, deniz kabuklarından kutular, şiirin yetişemediği müzikleri duymak için kalbini yastığın altına koy"
Sözcüklerin, vicdanın özü olamayacak kadar yaralı olduğu bir yerden; içimde biriken kusma isteğinden ve kusamamaktan yorgun, birkaç dilek, birkaç gönül rahatlatıcı şey düşünmeye çalışıyorum. Olmuyor. Hayatın bittiği yerde nasıl durulur bilmiyorum. Gururlu mu, cesaretsiz mi, yeniden doğacak gibi hırslı mı, öfkeli mi? Nasıl durulur, durulursa ilk ne söylenir bilmiyorum. Bildiğim içimizde insanlık dileyen büyük bir parçanın yıllar boyunca yaralı ve kimsesiz kalacağı. Nefretin ve sevginin ötesinde, anlamsızlığın ortasında kalem uçlarına paslı iğnelerle dikilmiş yüzümüze bakıyorum. Bu nasıl yazılır? Bu suç mahallinde unutulan umudu nasıl dile getireceğim. Hangi küreklerle, hangi toprağa gömeceğim bunca cesedi.
Orospu Kırmızı'dan sonra Umay Umay'ın en sevdiğim kitabı oldu. Kitabın ilk sayfasindan son sayfasına kadar sanki sadece Atilla'ya yazıyormuş, Atilla için yazıyormuş gibi hissettim. Veda Busesi'nde ismini bile yazmaya korktuğu sevgilisi Atilla'yı tanimak, hikayelerini okumak ve en sonunda ölümünü öğrenmek tüm siirlerini daha iyi anlamami sağladı. 1 puanı da muhtemelen sadece Umay Umay ve Atilla'nin anlayabileceği sayfaya bomboş baktığım şiirlerden kırdım.
"Bu kadar kırılmışken ve hala kırılabilecekken bırak sayfalar onarsın bizi."
"Sokakta hiçbir gerçek tek başına dolaşıcak kadar cesur değil. Sokaklar ne dediği anlaşılmayan hayallerle dolu. Varacakları hiçbir yer yok zaten bir yer aramıyorlar. O yüzden eğildikleri bir alın yok. Utanacakları bir şiir yok."
"Onu bir çocuk gibi öpmüştüm. Dışarısı soğuk, ölür diye içime sokmuştum. Kaybettim.”
Devrimin aydınlattığı kanlı sokaklar, düşünen insanların ayak altından çekilmesi için demir parmaklıklar ardına hapsedilmesi, sıkıntılı bir süreç ve bu süreçte sevdiği adamdan ayrı kalmış, acı çeken bir kadın... Bir yanı intihara meyilli, bir yanı umut çığlıkları atıyor. Bir tarafı vazgeçmiş, diğer tarafı hâlâ bekliyor... Okuduğum ilk Umay Umay kitabıydı ve sevip sevmediğime karar veremedim. Sanırım bu tarz kitaplar belli dönemlerde okunduğunda daha anlaşılır ve daha iyi geliyor. Tavsiyemdir. =)
"Vücutları ölüm oruçları yüzünden küçülmüş, yüzleri yanmış kadınlar görüyorum. Onların sadece gözleri var. Dünyaya hala o gözlerle bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar."
Bu dizeleri okurken Nuriye Gülmen'in gülümsemesi belirdi gözümün önünde istemsizce. Bu kitap "uzaklardaki ormanda bir ağaç kendiliğinden devrilmişse" o ağacın çıtırdayışını, devrilmesini bize duyumsatıyor.
Düzene karşı çıktığı için hapse giren uzun saçlı Atilla'ya mektup yazan kırmızı rujlu kadının feryadıdır bu kitap, şiirdir kimine göre. Umay Umay'ın sivri ve acı sözlerinden derleme. Yakıyor, buruk tat bırakıyor, hafifçe sersemletiyor. Bir günde de bitiyor.
beyninin derin kivrimlarinda dolasan kelimelerin hayaletleri gelmis gibi/bunu nicin kitap yapmis diye dusunuyor insan.sanki sadece kendi anlayacagi dilde kendine yazdigi seyler/
Siyasi kısımları olmasaydı dedirtti biraz ama buna rağmen çok güzel bir kitap. Sanat her şeyi tüm çıplaklığı ile göstermek değil çıplaklığın arkasına ışık tutmak bence. Bunu her alanda yapabiliyor insanlar fakat konu siyaset ve futbola gelince...