Buzdan Kılıçlar, Türk edebiyatında post-modern kırılmalarla yoksulluk anlatısının birleştiği örneklerden biri. Bu roman, yoksulluğun yalnızca ekonomik değil, ontolojik bir travma olduğunu gösteren ve onun imgelerle, dille, objelerle nasıl kristalleştiğini anlatan sarsıcı bir eser. Tekin, diğer romanlarında olduğu gibi burada da gerçekle hayal, akıl ve delilik, teknolojiyle yoksulluk arasında tuhaf, büyülü bir denge kuruyor ama bu sefer daha ağır bir ton kullanıyor. Bu romanı okurken çoğu zaman sırtınızda bir yük taşıyormuşsunuz gibi, soğuk bir ateşle yanıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz - bu iyi bir şey.
Gerçeklikten Kaçanmayan, Onu Bıçak Gibi Kesen Bir Dil
Latife Tekin’in dil tercihi bir tercihten öte: bir yoksulluk stratejisi. Buzdan Kılıçlar, kelimeleri eğip bükerek gerçekliğin kendisine saldırıyor. Romandaki anlatı, dilin “dil gibi” işlememesi üzerine kurulu. Noktalama işaretleri kırık, cümle yapıları devrik, anlatım çoğu zaman bilinç akışını andıran bir kopuklukla ilerliyor. Ama bu kopukluk yapay değil; tam aksine, yoksulların gündelik hayatlarının içsel mantıksızlığına birebir karşılık geliyor.
Otomobilin Altında Ezilen Ruh
Halilhan karakteri, yoksulluğun birikmiş travmasını teknolojiyle uzlaştırmaya çalışan, ama her denemesinde biraz daha çözülen bir adam. Volvo’ya aşık olması yalnızca bir yoksulun “kalkınma” fantezisi değildir; aynı zamanda erotik, şizofrenik ve trajik bir kaçış.
Kadınlar, arabalar, kediler, kardeşler, mahalle: hepsi aynı trajedinin parçaları. Halilhan’ın arabasıyla şehirde tur atması aslında sınıfsal bir turdur. Yol alıyor ve kendinden de uzaklaşır.
Tekin, bilinçli olarak konvansiyonel anlatıyı reddediyor. Okuyucudan alışıldık anlam ve yapı beklentilerini bırakmasını istiyor. Gerçek diye bildiğimiz şeyin, aslında nasıl üretildiğini ortaya seriyor. Hatta bir adım ileri gidip, “gerçeğin kendisi belki de sınıfsal bir kurmacadır” demeye getiriyor. Hal böyle olunca da bu romanı okurken birçok okur için "ne oluyoruz?" hissi kaçınılmaz oluyor.
Sonuç: Buzdan Kılıçlar, Yoksulluğun Frankenstein’ı
Eğer bu romanı bir metaforla özetlemek gerekirse, Buzdan Kılıçlar bir “yoksulluk Frankenstein’ı" olarak niteleyebilirim. Dikiş dikiş parçalanmış kimlikler, şehir, teknoloji, aşk, aile ve delilikten oluşan bir beden bu. Ama bu beden, sahibine ait değildir. Halilhan bu bedene hükmetmeye çalışır ama beden her seferinde dikiş yerlerinden patlar. Yani romanın adı tam yerindedir: Buzdan (soğuk, kırılgan, keskin), Kılıçlar (yaralayan, savrulan, tehditkâr).