...::::: Karantinanın 13. Kitabından selamlar::::....
Bu kitabı okuyan kesinlikle paranoyak olur. Her yerde her zaman bir miktar toz var ve olacak; ancak bunların içeriği ve kaynağı gibi bilgiler sağlığımız için gerekli olduğundan yalnızca beni değil, okuyan herkesi kaygılı düşüncelere sevk edeceğine eminim.
Beni şaşırtan en önemli şeylerden birisi Karayip Adalarının tamamen Afrika'daki Sahra Çölü'nden gelen toz tarafından sürekli bir bombardıman edilmesi. Diğer bir şey de kesinlikte "talk pudrası" kullanmamaya karar vermem. Kışlık lastikleri yazlıklarla değiştirmeye gittiğimde muazzam tozun içinde çalışan işçileri gördüğümde dehşete düşmüştüm.
Birçok insanı endişeye sürükleyen bilgiden seçtiğim birkaç alıntıyı buraya "kendim için" aktarayım:
"....Yalnızca Çin değil, Asya kaplanının tamamının soluğu kötü kokuyor. Singapur’dan Tayland’a, Kore’den Çin’e kadar ülkeler, ekonomileri büyürken, fosil yakıtlara karşı doymak bilmez bir iştah geliştirmişlerdir. Ne yazık ki, bu yakıtların yanmasıyla ortaya çıkan dumanı filtreleyen teknolojiler pahalıdır. Bu yüzden de Bangkok’un romantik manzaraları genellikle gözleri sulandıran, boğazı tıkayan parçacıklardan oluşan bir sise bürünmüştür. Hong Kong limanında, gemiler bazen görüş mesafesini 1,5 kilometreden aza indiren sapsarı bir gaz ve toz bulutunun içinden geçerken sis düdüklerini kullanmak zorunda kalırlar...."
"...Genelde Çin’de her yıl yaklaşık bir milyon insanın havadaki ölümcül tozlar yüzünden öldüğünü söyleyebiliriz. Bu, Maine eyaletinin toplam nüfusunun her yıl tozdan zehirlenip ölmesi ve bunun durmadan tekrarlanmasından farksız..."
"...Yanardağlardan kadmiyum, talyum ve indiyum sızar. Okyanustaki kabarcıkların patlaması selenyum salınmasına yol açar. Çok miktarda silisyum ve alüminyum, kalsiyum ve demir de havaya yükselir, çünkü kayalarda bu bileşenlerden bol miktarlarda bulunmaktadır..."
"...Peki, bu fazladan çöl tozu bugünün iklimini nasıl etkiliyor? Bizi bir buz devrine doğru mu itiyor? Yoksa bir erime dönemine mi? Biscaye’in dediği gibi, çöl tozu mekanizmanın kritik önemde bir parçasıdır, fakat ısıtan bir parça mıdır yoksa soğutan bir parça mıdır, henüz anlayabilmiş değiliz..."
"....Dünya yüzeyinin her metrekaresinin ortalama 240 Watt güneş ışığı aldığını hatırlayalım. Steve Warren bugün atmosferdeki ortalama sülfür parçacığı yükünün Kuzey Yarım küreyi ortalama bir vattan fazla soğuttuğunu söylüyor...."
"...Muhs, "Resifler saf kalsiyum karbonattır,” diyor. “Kalsiyum, karbon, oksijen. Bunlar toprak oluşturmak için doğru bileşenler değildir..."
"....Bu kutuyu oluşturan alüminyumun her zerresi, yüz binlerce, hatta milyonlarca yıl önce, birer birer uçarak Sahra dan Atlantik Okyanusunu aşıp Karayipler’e gelmiştir..."
"...Büyük kıtaların "tahıl ambarlarının” haritasını çıkaracak olursanız, inen tozların en büyük bölümünü yakalayan arazilerin haritasını elde etmiş olursunuz. ABD’nin orta batı eyaletleri, Arjantin pampaları, Avrupa’nın büyük bölümü, Ukrayna, Orta Asya ve Çin’in beşte biri, yani dünyanın tozdan oluşan bütün toprakları gezegendeki tahılın beşte birini ve bunun yanı sıra hayvan yemi olan tahılları ve çayırları yetiştirir..."
"...Demek ki yere inen toz sadece Barbados’un palmiyelerini ve zambaklarını beslemekle kalmıyor. Hepimizi doyuruyor..."
"...İnsanların kanalizasyon atıkları, hayvan atıkları ve karada, kıyıya yakın bölgelerde üretilen tarımsal gübreler, hepsi de bir yoldan denize karışmaktadır. Bütün bu sözde besinler bir mercanın üstüne çöreklenerek çoğalan algleri besleyebilir...."
"...Porto Riko’da toz yağışı olduğu zaman orada bir toplantıya katılmıştım,” diye devam ediyor. “Güneşe dosdoğru bakabiliyorsunuz çünkü toz bir pus oluşturuyor. Kokusunu da alabiliyorsunuz. Toprak gibi kokuyor, tozlu bir yol gibi. Tozu hissedebiliyorsunuz. Toz yüzünden havaalanları kapatılıyor. Sahra tozunun Aspergillus yüklü olduğunu biliyoruz. Fakat gerçek şu ki, şimdiye kadar hiç kimse bu tozun içinde olması gereken diğer maddelerin kültürünü hazırlamaya çalışmadı. İçinde başka neler olduğunu görmek gerekir...."
"...Mavi küf bu tür tozlardan biridir. Tütün yetiştiricileri genellikle, bu tehdidi önlemek için haftada bir kez ürünlerini ilaçlar; bu yüzdendir ki tütün Dünya’da kimyasalların en yoğun olduğu ürünlerden biridir..."
"....Bir ülke balıklarını, ayılarını, kurbağalarını ve insanlarını zehirli toz yağmurlarından korumak istiyorsa, o ülke zehirli tozların dünyanın neresinde olursa olsun, yükselmesini engellemenin bir yolunu bulmalıdır...."
"...Her gün burnumuzdan ve ağzımızdan içeri en az bir buçuk milyar toz parçası girer; tabii eğer özellikle çok temiz bir hava soluyorsak. Çoğu insan, bu sayının kaç kat fazlasını solur. İnsan vücudu toza yabancı değildir elbette. İnsan soyu çöllerde ve mağaralarda, polenlerin bol olduğu savanalarda, nemli ve küflü ormanlarda gelişmiştir. Burnumuz ve boğazımız, doğal tozların birçoğunu, ciğerlerimize inmeden durduracak biçimde evrimleşmiştir. Bu yüzden çöl tozlarının ve polen tanelerinin çoğu, boğazımızdan aşağı inemez. İnsan vücudu, hayran olunacak derecede toz geçirmez özelliktedir. Fakat çevremize inen toz geçen yüzyılda değişmiştir. Sanayi çağının tozları genellikle doğal toz zerrelerinden çok çok daha küçüktür. Başımızın ve göğsümüzün içinde bekçilik yapan yapışkan tuzakları aşabilirler. Akciğerlerimizin en küçük dalına kadar inip oraya yerleşebilirler. Dünyanın her yerinde, kavraması oldukça zor sayıda insan -Çin’de her yıl bir milyon, ABD’de ise 60.000 kişi- hava kirliliği yüzünden ölmektedir..."
"....Kaliforniya’daki bir hava kirlilik kurumu daha da ileri giderek, Los Angeles bölgesinde açık havayı kirleten maddelerin yarattığı toplam kanser riskinin yaklaşık üçte ikisinden dizel kurumunun sorumlu olduğu tahmininde bulunuyor...."
"...Nerede yaşıyor olursanız olun, kapınızın önündeki tozların özel ve yerel bir çeşnisi olacaktır. Dünyanın bazı yerlerinde ise yerel tozlar belâ demektir. Bu kötücül tozların bazıları tamamen doğaldır...."
"...Sanayi devrimi, insan elinden çıkma "polen” bulutları yarattı; bunlar işçilerin ve orada yaşayan diğer insanların akciğerlerinde yeniden üreyen sanayi tozlarıydı...."
"....Akciğerlerin bu kadar tozlanması, amatörce yapabilecek kadar kolay bir iş değildir. İnsan akciğerleri epeyce bir miktar tozu ağırlamaya alışıktır. Tozu yakalayıp dışarı atma yetenekleri hayret vericidir. Ama bir noktaya kadar. Akciğerlerimiz her gün ortalama yaklaşık 15.500 litre hava alır. Bu havanın içindeki oksijen akciğerlerimizde 500 milyon alveolün duvarlarından geçer. Bu küçük hava keseciklerinin toplam yüzeyi, bir patoloğun hesaplarına göre bir tenis kortu büyüklüğündedir...."
"....Bu hikâyenin rahatsız edici yanı, talk pudrasının kansere yol açtığı kesin olan asbestle güçlü bir kimyasal benzerlik göstermesi..."
"...Ölümcüllük açısından hiçbir toz tütün dumanıyla yanşamaz: Bu toz ABD'de her yıl neredeyse yarım milyon sigara tiryakisini öldürüyor...."
"...Aslına bakarsanız insanlar hâlâ ev tozuyla aşılanıyor. Bir ev tozu özü üreticisi, hâlâ tozu elektrikli süpürge torbalarından alıyor: Kuzey Carolina’daki Lenoir’da Greer Laboratuvarları’nın yöresindeki kiliseler ve okullar halktan toz torbalarını toplayıp içindeki tozu şirkete yaklaşık kilosu dört dolardan satıyor..."
"....Hindistan’ın, Asya’nın ve Afrika’nın bazı kesimlerinde uygulanan, cesedin etlerinin ayıklanması daha hızlı bir süreçtir. Ceset genellikle bu amaç için belirlenmiş bir yere, ya da bir ağaca yerleştirilir. Sonra, kimi zaman bu ritüele gayet alışık oldukları gözlenen hayvanlar, gelip cesedi parçalarlar. Örneğin Tibet’te ölen bir insanın ailesinin, bir grup cenazeciye, yakınlarının cesedini bir tepeye taşıyıp orada, bekleyen olan akbabalar için parçalara ayırtmaları hâlâ yaygın bir uygulamadır. Tibet’e yardım toplayan Güney Kaliforniya'lı Pamela Logan, yerel olarak gökyüzüne gömülme olarak bilinen bu uygulamaya tanıklık etmiş az sayıdaki yabancıdan biridir. “Akbabalar cenazecilerin tepeye tırmandığını gördüklerinde, havada dönmeye başladılar," diyor. Logan’ın anlattığına göre cenazeciler taş bir platformun üzerinde, cesede hızla birkaç kesik atmışlar. Yaklaşık 50 tane, muazzam büyüklükte akbaba geldi,” diyor. “On beş dakikayı bulmadan geriye et namına bir şey kalmamıştı. Sadece kıkırdak ve kemikler kalmıştı. Sonra adamlar ellerinde çekiçlerle geldiler ve kemikleri döve döve hamur haline getirdiler.” Ardından da bunu unla karıştırıp, tıka basa doymuş akbabalar gittikten sonra, kenarda bekleyen kargalara ve şahinlere vermişler. Logan, böylece yaklaşık 45 dakika içinde, ölmüş bir insanın kendisinde zaten ödünç olan elementlerinin yeni vücutlara girdiğini anlatıyor. Böyle bir tören düzenleyecek maddi imkânları olmayan Tibetliler için, cesedi tepede kuşların, köpeklerin, böceklerin ve bu töreni gönüllü olarak gerçekleştirecek başka yaratıkların eline bırakmak âdettendir. Bu kanatlı, pençeli, kıskaçlı yeni ev sahipleri cesedi sindirirken, bazı elementleri hazmedip diğerlerini reddederler. Reddedilmiş bileşenler hayvanın gerisinden çıkıp çabucak kuruyarak toz haline gelir. Sindirilmiş elementlerin bir bölümü ise tozlaşmaktan ebediyen kurtulabilir...."
"...Su buharı stratosfere çıktığında, güneşin radyasyonuna maruz kalır, bu da moleküllerini parçalar,” diye devam ediyor Caldeira. “Hidrojen atomları o kadar fazla enerji yükleneceklerdir ki, gezegeni sonsuza kadar terk edebilirler. Peki, suyu kaybedince ne olur? Sanıyorum ki Dünya biraz tozlu bir yer haline gelecektir...."
"....Akbabalara yem olan bir insan vücudu hayatın geniş ağı içinde dolanmayı sürdürür; yenir, sonra dışkılanır, yenir ve dışkılanır. Dünyamızdan kalanların başına da muhtemelen aynı şey gelecektir. Güneş sistemimizi oluşturan uzay tozu üzerinde bize 10 milyar yıllık kullanım hakkı tanınmış. Ama bu hak sona erdiğinde dahi, evren hâlâ bebeklik evresinde olacak. Evrenden ödünç aldığımız toz daha birçok kereler hayat bulacaktır...."
"....Fred Adams’ın evren yaşlandıkça oluşacağını tahmin ettiği tuhaf yıldızlar kuşağı yalıtıcı tozlarla öylesine dolu olacak ki, atmosferlerinin içinde buz kristalleri dolanacak. Ve sonra, tıpkı tavan arasında kalmış eski bir gazete gibi, yıpranmış evren, kalınlaşmakta olan toz tabakasının altında yavaş yavaş gözden kaybolacaktır...."