“Uyan anne uyan, bir filmin içinde değiliz, bir roman konusu değiliz, uzak zamanlara ait kötü bir hikâye, masal, efsane, her neyse onlar da değiliz… Biz bunları yaşadık, çırılçıplak hakikat bu. Bunları dinlemeye dayanabilir misin? Sen dinlemesen de dinleyenler çıkacaktır, anlattıklarıma inananlar olacaktır, bu kadar sert, bu kadar yakıcı, cehennem kadar azap verici bu gerçeklikle yüzleşmek isteyenler olacaktır mutlaka. Bir insanın ne kadar ileri gidebileceğini, kötülüğün bir sınırı olmadığını anlayanlar olacaktır.”
Başüstü Mahallesi’nin içine kapalı, ağırbaşlı, yüzünü Tanrı’ya dönmüş Ongun Apartmanı’na içgüveyi olarak gelen Sıddık her şeyi geri dönülmez bir biçimde değiştirecektir. Bütün aile, hatta bütün mahalle bu karanlık, gizemli adamın günaha çağrısının peşinden gidecektir. İnsanlar büyülenmişçesine Sıddık’a itaat edip onun kurduğu dünyada hazzın, günahın, suçun, tövbenin, inkârın iç içe geçtiği bir hayat sürdürürken, mahallenin genç imamı İsmail de her yeri saran çürümüşlüğün ve yıkımın kaynağını bulmaya çalışacaktır. Bu sofuca günahkârlığa bir son veren de kutsal kitapların kurban hikâyesini tersine çeviren oğul İshak olacaktır.
Cem Kalender, Palu ailesinden yola çıkarak yazdığı bu romanda toplumun ve bireyin çürümüşlüğünü gözler önüne seriyor.
Cem Kalender (d. 1976) Kahramanmaraş, Afşin'de doğdu. Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi'ni bitirdikten sonra öğretmen olarak İstanbul’a atandı. Bir süre Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nde okudu. Daha sonra okulu bırakıp tamamen yazmaya odaklandı. İlk romanı "Klan" 2007'de Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Ödülü'nü aldı. Bir yıl sonra ikinci kitabı "Zamanın Unutkan Koynunda" çıktı ve Ömer Türkeş'in 2010'da hazırladığı "Ölmeden Önce Okunacak 140 Kitap" listesinde yer aldı. 2013’te üçüncü kitabı "Kayıp Gergedanlar" okuyucuyla buluştu.
'Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür' diye bir söz var ya, ahir zamanda her şeyi o kadar hızlı kabullenip o kadar hızlı unutur hâle gedik ki 'hafıza-i beşer nisyandan mamüldür' desek yeri. Gündem olmuş ben çok bilmiyorum. Takip etmemişim. Ama bu Palu ailesi epey konuşulmuş. Kitabı bitirene kadar aslında ne olmuş bakmayacağım dedim kendi kendime. Okurken midem bulandı. Kitabın hikâyesinin ismiyle müsemma olduğunu hissettim. Cinayet, tecavüz, darp, dinle aldatma, yüceltilmiş cehalet... ne ararsan var. Gerçekte bu kadar da olamaz derken Palu ailesi meselesinin özetini de okudum. Tiksindim. Cem Kalender bir hafıza romanı yazmış. Palu ailesini yeniden kurgulamış. Çürüye kopa bir çöp yığınına dönüşen ama en yüce değerlerimizmiş gibi ipek mendillere sardığımız sözde toplumsal değerlerimizi yüzümüze çarpmış. İyi etmiş ama ne fayda. Nasıl olsa bu romanı okuduktan bir süre sonra Ongun apartmanında vuku bulan olayları da unutacağız bir ara. Yazık bize.
Bir dönem hepimizin hayatında merak ve tiksinme konusu olan Palu ailesinden yola çıkılarak kaleme alınan Çürüme romanı, gerçeklik payının da etkisiyle çok vurucu ve etkileyici. Cem Kalender, sade bir dille kaleme aldığı Çürüme romanı üzerinden toplumun ve bireylerin çürümüşlüğünü, yozlaşmışlığını gözler önüne seriyor. Karakterleri okurken gözünüzün önüne Palu ailesinden kişilerin gelmemesi çok zor. O garip, çökmüş, çürümüş ifadelerle bağdaştırdım karakterleri hep.
Kitabın bu denli etkileyici olmasında elbette bu hikayenin arkasında yer alan kanlı canlı insanlara bir şekilde tanık olmamız yatıyor. Fakat Kalender, her bir karaktere bir ses vererek karakterle empati yapıp bağ kurmamızı sağlıyor. Yakın dönem Türkiye'sine dair, deliliğin ve bir şeye inanma ihtiyacının arasındaki o inceye çizgiye dair güçlü bir metin Çürüme.
Palu Ailesi vakasının temel alınması ilgimi çekti. Belli bir toplumsal tabakanın muhafazakarlık örtüsü altında yaşadığı karanlığı ve yozlaşmayı uç ama yaşanmış bir örnekle açık ediyor. Sosyolojik değeri olan bir roman.
İsmi bir romana bu kadar mı uygun olur? Psikotik vakaların tedavi görmediklerinde ne kadar büyük bir etki alanında zarar verici olabildiklerini göstermesi adına çok carpıcıydı. Dinin ne kadar kaygan bir zeminde ne kadar kolay bir sömürü aracına dönüşebildigini, cehaletin ne kadar büyük bir illet olduğunu, bilimin ne kadar güzel bir şey olduğunu göstermek adına çok etkileyiciydi. Palu ailesinden ilham aldığı söylenen bu romanda (ki Palu ailesine dair hiç bir fikrim yok) psikotik bir adamın tüm ailesinin ölümle, istismarla, dini sarlatanliklarla sonunu getiris hikayesi tüm kasabanın çıkar ilişkileri ve ataletleri üzerinden anlatılıyor. Anadolu irfanı denilen şeyin nasıl bir vitrinden ibaret olduğunu çok çarpıcı bir şekilde ele alıyor. Karakterler, kurgu, ritm çok yerinde olmakla birlikte kısmen ince işçilik diyebileceğimiz dil, imla, cumle, anlatım bozuklukları konusunda biraz daha editör desteği fena olmazmış.
Cem Kalender'in okuduğum ilk kitabıdır. Okuma açısından öyle ilginç bir yazım ki kendimi hikayenin içinde akıp giderken buldum. Rahatsız bir içeriğe sahip böyle söylemek tuhaf ama kitabın sadece okumamla beni oturduğum yerde huzursuz etme özelliğini sevdim. Ülkemizde hala böyle insanların varlığını okuyunca hatırlıyoruz tekrardan bence. Sonu bana da süpriz oldu ama güzel bitti diyebilirim.