İhsan Hoca, gerçekten çok iyi bir yazar.
Onu yıllardır sıkı bir şekilde takip ederim, çünkü nadir eserler çıkartan ve tumturaklı, derinlemesine düşünülmüş bir kalem erbabıdır.
Kitaplarla ilgili bir sohbet ortamına girdiğimde, “Puslu Kıtalar Atlası” ve “Amat”tan bahsetmediğim bir oturum olduğunu hatırlamıyorum. Bu iki eser, İhsan Oktay Anar’ın en bilinen ve en çok takdir edilen yapıtları olarak hafızamda hep özel bir yer tutuyor.
“Tiamat,” özellikle fiziki edisyonuyla okuru hemen içine çeken ve büyük bir merak uyandıran bir eser. Kutsal kitap alıntıları veya onlara atıfta bulunan cümleleriyle de zihninizin arka planını sürekli bir sorgulama ve düşünme sürecine itiyor. İhsan Hoca’nın eserlerinde her zaman bir denizcilik anlatısı veya bu terimlere rastlarsınız, “Tiamat” da bu geleneği sürdürüyor. Ancak bu kitapta, denizcilik temasının yanı sıra karanlık denizler, gizemli yaratıklar ve korku unsurları da oldukça ön planda.
Amat’tan farklı olarak “Tiamat,” daha fazla karanlık bir atmosferde, mistik ve korkutucu unsurların yoğun olduğu bir anlatı sunuyor. Ancak, bu kitapta dilin akıcılığı ile anlatım tarzı arasında bir tür kilitlenme yaşandığını hissettim. Tiamat, diğer eserlerine kıyasla daha yoğun ve karmaşık bir yapı sunuyor. Bu durum, bazı okurlar için eserin akışını yavaşlatabilir ve anlamayı zorlaştırabilir ki benim için de öyle oldu.
Yine de, Kitabın kötü olduğunu, konunun yetersiz ya da dilin başarısız olduğunu iddia etmek doğru olmaz. İhsan Hoca’nın felsefi temelli Türkçeleştirmelerine, tarihi bilgiyi karakterler aracılığıyla dramatize ederek anlatma yeteneğine ve Osmanlı günlük diline olan hakimiyetine hayranlık duyuyorum. Bu yetenekleriyle, birçok akademik klişeden uzak durarak eserlerine mizahi ve eleştirel bir dokunuş katıyor. Ancak, bir yazarı bu kadar yakından takip ettiğinizde, onun kaleminin farklı yönlere doğru gittiğini veya anlatımında tıkanma noktaları yaşadığını fark etmeniz kaçınılmaz oluyor. Bu da bazen bir okur olarak rahatsızlık hissine kapılmanıza neden olabilir.
Sonuç olarak, İhsan Hoca’nın kaleminden çıkan her eser gibi “Tiamat” da değerli bir yapıt. Belki “Amat” kadar geniş kitleler tarafından hemen benimsenmeyecek, ancak edebiyat dünyasında önemli bir yer edinecek bir eser. İhsan Oktay Anar’ın edebi yolculuğunu bu kadar yakından takip eden biri olarak, onun yeni eserlerini her zaman büyük bir merak ve heyecanla bekleyeceğim. Var olsun Uzun İhsan, hep yazsın.
Saygılar.