Metin Eloğlu, Garip akımı doğrultusunda, ancak kendine özgü şiir diliyle çekti. Vedat Günyol'un deyişiyle "Türk şiirinin bıçkın, hırçın ve külhan ağızlı uçarı şairi", acılı bir ironinin egemen olduğu şiirleriyle döneminin önde gelen şairleri arasında yer aldı. Keskin, eleştirel, alaycı diliyle Türkçeyi tadını çıkartarak kullandı. Şairane söyleyişi elinin tersiyle itti. İkinci Yeni akımına yaklaşarak imgeyi ön plana çıkaran dönemdeki Eloğlu'nu Doğan Hızlan "Dili ve yaşamın dilini tepe tepe kullanan şair" olarak tanımladı. Toplumsal eleştiri bağlamının zayıfladığı son dönem şiirlerinde resminin büyük etkisi görülür.
Ortaokuldan mezun olduktan sonra, 1943’te Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü'ne girdi. 1946’da siyasi nedenlerden dolayı iki ay tutuklu kaldı. Olay üzerine Akademi’deki kaydı silindi. 1947’de başladığı askerlik hizmetini, disiplinsizlik nedeniyle aldığı uzatma cezaları nedeniyle ancak 5 yılda tamamlayabildi.
Edebiyata öyküyle adım attı. 1942’de Servetifünun-Uyanış dergisinde ilk öyküsü yayınlandı. 1943’te İzmir’de basılan Kovan dergisinde de Mehmet Metin imzasını taşıyan „Sabah Şarkısı” şiirine yer verildi. Ressam olarak birçok çalışma ve sergiye imza attı. 1967’de düzenlenen 1. DYO Sergisi ile ve 1976’da yapılan Yarımca Sanat Şenliği’nde birincilik ödüllerine layık görüldü. Eserlerinde adının dışında Mehmet Metin, Mehmet Emin, Ali Haziranlı, Etem Olgunil ve Nil Meteoğlu imzalarını kullandı. Ayrıca birçok eleştiri yazısı kaleme aldı. 1985'te İstanbul'da öldü.
Şairin şiiri hakkında yazdığım inceleme yazısını profildeki blog adresinden okuyabilirsiniz. Ayrıca şiir kitaplarını tarayıp hazırladığım Metin Eloğlu Sözlüğü 160. Kilometre Yayınları'ndan 2015 yılında çıktı, ilgilenen bakabilir.
Kendine özgülük ne demek bir kez daha anladım. Türk şiirinin aslında ne kadar da "lezzetli" olduğunu bir kez daha tecrübe ettim. Resim duydum. İroniyi gördüm. Yüksek şiir bu dedim. Metin Eloğlu sustum.