Jump to ratings and reviews

The Psychopolitics of Food

The Psychopolitics of Food probes into the contemporary ‘foodscape’, examining culinary practices and food habits and in particular the ways in which they conflate with neoliberal political economy. It suggests that generic alimentary and culinary practices constitute technologies of the self and the body and argues that the contemporary preoccupation with food takes the form of ‘rites of passage’ that express and mark the transition from a specific stage of neoliberal development to another vis-à-vis a re-configuration of the alimentary and sexual regimes. Even though these rites of passage are taking place on the borders of cultural bi-polarities, their function, nevertheless, is precisely to define these borders as sites of a neoliberal transitional demand; that is, to produce a cultural bifurcation between ‘eating orders’ and ‘eating dis-orders’, by promoting and naturalising certain social logics while simultaneously rendering others as abject and anachronistic. The book is a worthwhile read for researchers and advanced scholars in the areas of food studies, critical psychology, anthropology and sociology.

134 pages, Paperback

First published January 1, 2016

Loading...
Loading...

About the author

Mihalis Mentinis

4 books1 follower

Ratings & Reviews

What do you think?

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
4 (22%)
4 stars
7 (38%)
3 stars
7 (38%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 7 of 7 reviews
Profile Image for Ezgi.
350 reviews31 followers
February 4, 2024
Kitap daha önce okumadığım, çalışmadığım bir alandan. Okurken hem çok etkilendim hem sıkıldım. Yemeğin masamıza gelene kadar geçirdiği süreçleri, yemeğe olan bakış açısını hatta yemeğin konumunu analiz ediyor. Gastronomi birçok sınıfa hitap eden bir alan oldu. Yemek belgeselleri, yemek gezileri, şeflerin tanınırlığı arttı. İlginç denebilecek ritüelistik yemeklerden fast fooda simgesel bir anlam kazandı en temel ihtiyacımız. Tüm bunların nedenlerine bakmak gerekiyor. Kitap birçok meseleyi gündeme getiriyor. Ama iyi işlenmediğini söylemem gerek. Psikoloji çalışmalarının geneline hakim olan yorucu bir dili var. Çok fazla uzatılıp bir sonuca varamayan düşünce var. Routledge’ın kısa serilerinden olduğu için meseleyi yeterince derin ele de almıyor. Ama kitabın alandaki çalışmalara dikkat çekmesi adına iyi buldum. Çeşitli verilerle incelendiğinde harika bir çalışma olacak bir konu. Yazarın şeflerle ilgili yaptığı tespit özellikle üzerine düşündürdü. Marka haline gelen şeflere göre restoran seçiliyor. Bir akım haline geldi neredeyse. Bu şeflerin sözde imza haline gelen yemeklerine sanat eseri gibi sanki çok nadide bir şeymiş gibi davranılıyor. Bu davranışın yemeği endüstriyelliğin dışındaymış gibi yorumlamamıza neden olduğunu söylüyor. Sözde şeflerin hepsi bir statü simgeliyor. Ama yemek yazılarının hemen hepsinde özel bir alanları varmış gibi değerlendiriliyor. Yazarın buna benzer fikirlerinin ayakları yere sağlam bir şekilde anlatıldığı halini görmek isterim.
Profile Image for Sencer Turunç.
142 reviews27 followers
April 7, 2022
"Yemek yapmak, sadece nötr ve tamamen masum bir karışım hazırlama işi olarak görülüp sınıflandırılamaz. Aksine, tüm maddi kültürlerde olduğu gibi, daha geniş ideolojik pratikler ile ilişkili olarak incelenmeli (...), insan ruhunda karşılığının olması gibi pek çok psikopolitik işleve sahip olduğu dikkate alınmalıdır."

"Yemek, temelde maddi bir form olduğu ölçüde tam da bedenlerimizin maddeselliğini ve diğer bedenlerle iç içe geçişimizi etkiler. Tıpkı dil gibi bizi celbeder, konumlandırır, ne olduğumuzu ve ne olmadığımızı söyler, ne olup ne olmamamız gerektiğini, ne şekilde davranmamız gerektiğini buyurur."

Gastroporno (...), toplumsal bir anlayış olarak işsizlik ve yoksulluğun kültürelleştirilmesini; bir tür yaratıcı uyum sağlamayı vaaz etmektedir.

"Yemeğin anormalliği, çiğden pişmişe; tabiattan medeniyete; zıt kutuplar arasında hareket olanağı tanıyan geçişken yapısı ve hatta aracı olma özelliği ona pek çok metaforik anlam yüklemektedir. Ünlü şef figürü (şamanik figür), benliğin oluşturulması ve yeniden üretilmesi ile kıyaslandığında hem yemek ile hem de yemek üzerine çalışmak suretiyle, kadınsılık ve erkeksilik, geleneksellik ve modernlik, tekrar ve icat, sabitlik ve esneklik, kozmopolitizm ve taşralılık gibi zıt dualist arketipleri karşı karşıya getirir. Bunu yaparken de kültürel olarak yerleşmiş neoliberal geçişken talepleri göz önünde bulundurur. (...) Farklı dünyaların sınırında duran anormal figürler gibi şef figürü de ruhumuza seslenir, yönergelerine uyduğumuz ve geçiş törenini gerçekleştirdiğimiz takdirde varoluşumuzun daha yüksek bir mertebesine ulaşacağımız taahhüdünü verir."
Profile Image for Onur Daylan.
52 reviews14 followers
March 4, 2022
Hazmı zor kitaplardan biri, ancak iyi “çiğnemek” her daim iyi sonuç veriyor.

Bunun anlamı şu; kitaptaki ilk bölüm şeflerin romantize edilişi ve gastropornonun politik etkisi hem iyi bir okuma hem de ülkemiz açısından da araştırılmaya muhtaç alanları sorgulama imkanı veriyor. TV’deki şeflerimizi, “Yeni Anadolu Mutfağı”nı öncülerini bu veriler eşliğinde araştırmak isterdim, araştıracağım.

Neoliberal çokkültürlülük ve krizleri içeren iki bölüm hem iki ayrı bölüm hem de iki aynı alan. Türkiye’nin arada kalmışlığının gastronomi açısından psikopolitikası halen çalışılmadı. Sınıfsal örüntüler içeren şef-aşçı ayrımı da. Sınıfsal değişim ve neoliberal etki ile hangi “yerel” ürünlerin ana akım üretime dahil olduğunu da tartışmak gerekiyor. Kitap üzerine sevgili Erhan Akarçay ile yaptığımız kısacık sohbetimizde aklımı kurcalayan soru büyüyor: Yerel Ürünlerin gıda sistemine katılması antropolojik dönüşüm mü yoksa neoliberal bir talep mi?

Kitapta Gastroseksüel tanımını çok beğendim (küliner tanımına ise ısınamadım) ve bu da ülkemizde örneklerinin çalışması gerekilen bir alan. Sosyal medyadaki yemek uzmanları ve yemek eleştirmenlerinin gastroseksüel halleri çalışılsa keşke; hatta bu terime bir de kadınlar açısından bakılsa…

Diğer hazmı zor konuları sona bıraktım, spermin ve vajina sıvısının bir ürün olarak tanınarak yenmesi/yemeğe katılması, plasentanın yemek olarak tüketildiği deneyimler… Bunlar zor ve tabu olan konular ve cinsiyet çalışmalarından biraz destek almak gerekiyor.

Özetle yemek yapma, pişirme, yemek deneyimlerinin bir öncekini yıkarak ilerlemesi konusunda okudukça soru sorduran, not aldıran ve yeni çalışmalar yapmayı gerektiren bir kitap bu. Yaşadığımız sürecin yeme içme ritüellerini nasıl dönüştürdüğünü anlatan ve sorgulayan bir eser. Bu alanın meraklıları temiz bir zihinle, sindirerek okumalı.
Profile Image for DemirOS.
49 reviews
November 17, 2021
Konuyla direkt ilgisi ve akademisyen olmayan bir okur gözü ile Giriş, 1., 3. ve 4. Bölüm gerçekten çok ilginç bilgilerle dolu.
Yunan bir akademisyenden Yunanistan’ın ne kadar “Doğu”lu olduğunu okumak şaşırtıcı. Batılılaş(tır)ma sürecine tarihten gelen direnç çok tanıdık. Batı Roma, Latince, Hristiyanlık, Bizans, Osmanlı derken toplumsal “melez” yapı, tarihte yerini almış bir cümle ile özetlenmiş: “Papa’nın tacındansa Türk’ün sarığı.”
“Ne yiyorsan osundur” anlayışından “nasıl yemek yapıyorsan öylesindir”e varan bir özet. İstanbullu bir Rum’un torununa söylediği gibi; “Yemek bir dünyadır, evrendir ve bu yüzden “gastronomi” kelimesi “astronomi” sözcüğünü içerir.”
Mihalis Mentinis’in bu değerli çalışmasında sürekli kan kaybeden bir “kültürel sermaye”ye tanık oluyoruz. Şili yerlileri Maphuce’lere özgü bir çeşni olan “Merquen/merken” (tütsülenerek kurutulup öğütülmüş acı kırmızıbiberin, öğütülmüş kişniş tohumu ve tuz ile karıştırılması) ile Kollyva’yı öğrenmek ayrı bir güzellik.
Kinoa ile sağlıklı beslenen yoksul yerli halkın, bu bitkinin keşfi ile daha çok üretip, daha çok para kazanmasına karşın, elde ettikleri gelirin Kinoa satın almaya yetmemesi... “Atları da vururlar” filmi ve “Squid Game”in yumuşatılmış sunumu olan mutfak programlarındaki “Şef”ler ile toplumların suyunun istenilen ısıya ulaştırılması…
İki güzel sinema yapıtının özelinde (A Touch of Spice, Dangerous Cooking) okuyucuya sunulan analiz, tespitler ve sürekli kendini yenileyen, yeni enstrümanlar ile karşımıza çıkan neoliberalizm/kapitalizm yorumları okunmaya değer.
10 reviews
March 17, 2023
Senelerdir gözümüzün önünde ardından midemizde olan “yemeğe” oldukça farklı bir yerden bakmak istiyorsanız bu kitap iyi bir başlangıç olur.
8 reviews1 follower
May 4, 2026
Kitabın konusu kadar yazarın çalışmayı böldüğü ana temaları ilgi çekici ve iyi yapılandırılmış bulsam da her bir heyecanla başlayan bölüm yerini buruk bir hayal kırıklığına bıraktı. Yazarın yer yer kaybolduğunu düşündürdü. Plesanta veya Yunanistan örneklerinden bahsettiği bölümler gibi tek bir örneğe çok saplandığını ve saplandığı yerde de çok derine inemediğini düşündüm. Daha fazla örnekle, daha geniş perspektiften çok daha zengin anlatabileceği birçok konu varmış fakat fırsatı tepmiş gibi hissettiriyor. Yer yer "fazla okuma" yaptığını ya da "kestirme sonuca vardığını" düşündüğüm çıkarımlar olsa da okuması çok keyifliydi.
Displaying 1 - 7 of 7 reviews