1970 yılında Ankara’da doğan Fazıl Say, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda piyano ve bestecilik eğitimi gördü. 17 yaşında, Düsseldorf’taki Robert Schumann Enstitüsü’nde ünlü piyanist ve pedagog David Levine ile beş yıl çalışmasını sağlayacak olan DAAD bursunu kazandı. 1992-1995 yılları arasındaki öğrenimini Berlin Konservatuvarı’nda sürdürdü. 1994 yılında “Genç Konser Sanatçıları Uluslararası Seçmeler Ödülü”nü kazanmasının ardından uluslararası kariyerinde hızlı bir yükselişe geçti Bugüne değin, Amsterdam Concertgebouw, Berlin Philharmonie, Vienna Musikverein, Tokyo Suntory Hall, New York Carnegie Hall ve Avery Fisher Hall gibi prestijli salonlarda; New York, İsrail, Baltimore, St. Petersburg ve BBC filarmoni orkestraları, Fransız Ulusal Orkestrası, Amsterdam Kraliyet Concertgebouw Orkestrası gibi dünyaca ünlü topluluklar eşliğinde çalan Say; Lucerne, Ruhr, Rheingau, Salzburg, Verbier, Montpellier ve Bonn Beethoven festivallerinde defalarca sahneye çıktı. Konser kariyerinin yanı sıra, verimli bir kayıt sanatçısı da olan Fazıl Say’ın Mozart ve J. S. Bach’ın solo piyano yapıtlarından oluşturduğu ilk iki CD kaydı tüm dünyada büyük bir ilgiyle karşılandı ve önemli ödüller aldı. Say’ın daha sonra kaydettiği Stravinsky, Çaykovski ve Liszt’in eserlerini içeren CD kayıtları da büyük ilgi gördü. Son yıllarda dünyanın önde gelen kayıt firmalarından Naive’in özel anlaşmalı sanatçıları arasına giren Say, bu firmadan çıkardığı Mozart, Beethoven ve Haydn’ın solo ve eşlikli piyano yapıtlarının yanı sıra kendi bestelerine ayırdığı kayıtlarıyla, ECHO, Deutschen Schallplattenpreis, Altın Diapason gibi klasik müzik dünyasının en prestijli kayıt ödüllerine layık görülmüştür. Fazıl Say, kızı Kumru, iki köpeği ve dört kedisiyle birlikte İstanbul’da yaşamaktadır.
Ne yalan söyleyeyim, Fazıl Say ile ilgili bazı olumsuz ön yargılarım vardı, yanılmışım... Tavsiye üzerine okudum, iyi ki de okumuşum... Edebi bir eser değil, Fazıl Say'ın sosyal medya yazılarının toplandığı bir kitap. İçerisinde o kadar çok bilgi var ki, toparlamak mümkün değil. Bu kesinlikle olumsuz bir yorum değil. Muhtemelen kitap içinde geçen şarkıları, müzisyenleri dinleyebilmek, yazarları, kitapları, şiirleri, şairleri okuyabilmek, bilgileri daha detaylı inceleyebilmek için not ala ala yeniden okuyacağım. Zaten müziğe bakış açımı değiştirdi. Şöyle ki, içinde geçen bir taksici hikayesinde taksici özetle Fazıl Say'a "Bizim millet şarkı dinler, sözleri akılda kalacak, sözleri olacak." diyor. Fazıl Say konuyu değerlendiriyor ve İlk Şarkılar eseri ortaya çıkıyor, büyük başarı yakalıyor. Taksici haklı çıkıyor. Fazıl Say taksicinin haklılığını onaylasa da bir taraftan da kızıyor Türkler için sözün müzikten öte önemli olduğuna. "Ne güzel söylemiş..." sözümüze de takılaraktan... Düşündüm, hak verdim... Müzik de sözsüz çok vurucu olabilir, çok şey anlatabilir, çok duygu yaşatabilir. Sanırım bu ön yargı bende de vardı ama kırıldı. Artık daha farklı bir ruh haliyle, hissetmeye çalışarak müzik dinleyeceğim... Bence insana bir şeyler katan tür kitaplardan... Tavsiye ediyorum...
İyiden aldığımız güçle yaşarız. İyiden aldığımız güçle yaptıklarımız "umut" olur. Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi. Hayatı, iyiyi içine çek.
Fazıl, yine bir günlük gibi, hisleri, kırgınlıkları, dostları ve bu sefer en çok eserlerinden bahsetmiş. Kıtabin en güzel tarafı Fazıl Say gibi dünyaca ünlü bir piyanistin bir günü nasıl geçer, nasıl eser oluşturur, ne okur gibi merak ettiğiniz sorulara cevap oluşturmasıydı. Dünyam, Yüzler, Şairlerim ve Çocuklarım kitabın 4 bölümü.
Sanatın büyüsünü hissetmek, sanatçının hassas ruhunu anlamak, Fazıl Say’ın eserlerini daha iyi anlamak adına çok başarılı bir kitap. Çağımızın ötesinde bir sanatçı olan Fazıl Say, kitapta duygularını samimi olarak dile getirmiş, bu nedenle okuması çok kolay ve akıcı olmuş. Tabiki edebi bir eser değil, okurken bunu dikkate almak gerekir.
Beklentimi fazlasıyla karşıladı, özellikle kitapta belirttiği eserlerin hikayelerini okurken bir yandan da o eserini dinleyerek kitabı okumak müthiş bir deneyim oldu. Fazıl Say’ı sevenlere kesinlikle tavsiye ederim.
Kitabı 2 sene önce elime alıp, yaklaşık 50. sayfada durup kitabı başucumda bırakmam ve 2 sene sonra, Corona günlerinde tekrar elime alıp 3 günde okumam...
Fazıl Say’a duyduğum hayranlık çok büyük. Sanatçı kişiliği, ürettikleri ve yorumculuğu bir yana, yaşam felsefesini ve hayattaki duruşunu, savunduğu konuları, yaşantısını da çok yakından sevgi ve saygı ile takip ediyorum. Lise ve üniversite yıllarımda Zülfü Livaneli’ye duyduğum hayranlığa benzetiyorum; çok derin.
Dolayısıyla kitabı da çok sevdim. Canlı olarak dinlediğim onca eserinin altında yatan hikayeleri okumak, kendisinin hayatına önemli dokunuşlarda bulunan şair, edebiyatçı, müzisyen entellektüeller hakkında yazdıklarını okumak bana çok keyif verdi.
“Her şey eşit zordur.” demiş Horowitz. “Yani uzun lafın kısası; ister beste yapın, ister bir enstrüman çalın, hangi tür müzik yaparsanız yapın, ister romancı olun, ister sinemacı, ressam, şair, dansçı... Azizim; bu işi yaparken, kalbini koyan, gerçekten kalbini açanlar sanatçıdır kanımca... bunu yapmayanlar da memur!” Ahh bu satırlar bende yine aynı duyguyu uyandırdı; vasat ile iyi arasındaki o ince ama bir yandan da kocaman olan çizgi...
“Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.” der usta yönetmen Andrey Tarkovski.
Ve kitaba adını veren Ömer Hayyam şiiri, Fazıl Say’ın muhteşem bestesi ve Serenad Bağcan’ın kusursuz yorumu ile seslendirdiği eserin dizeleri;
“Akılla bir konuşmam oldu dün gece Sana soracaklarım var dedim. Sen ki her bilginin temelisin, Bana yol göstermelisin. Yaşamaktan bezdim, ne yapsam? Birkaç yıl daha katlan dedi. Nedir dedim bu yaşamak? Bir düş, dedi; birkaç görüntü. Evi barkı olmak nedir dedim; Biraz keyfetmek için Yıllar yılı dert çekmek dedi. Bu zorbalar ne biçim adamlar dedim; Kurt, köpek, çakal makal dedi. Ne dersin bu adamlara, dedim; Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar dedi. Benim bu deli gönlüm, dedim; Ne zaman akıllanacak? Biraz daha kulağı burkulunca dedi. Hayyam'ın bu sözlerine ne dersin dedim: Dizmiş alt alta sözleri, Hoşbeş etmiş derim dedi. Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok. Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok. Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok. Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.”
Yer yer gülümseten yer yer gözlerinde yaş biriktiren bu kitap okunmalı! Okunmalı ki kaos içinde sürüklendiğimiz hayatlarımızda gitgide daha da inanmaya başladığımız “iyi insan yok”tan uzaklaşmak bir yana “iyi insanlar tabii ki var, iyi ki de var” şeklinde bir zihin yapısına doğru evrilebilelim. Hayat, biz umut ettiğimiz sürece yaşanabilir bir halde olacak. Umut etmek için okunmalı. İyiye inanmak için okunmalı. İyi bir insan olmayı hatırlamak için okunmalı. Başarının, başkalarının hayatlarına engeller oluşturarak değil gerçekten çalışarak elde edileceğini bir kez daha görmek için okunmalı. Düştüğümüzde kalkacak gücü bulmak için okunmalı. Tökezlesek de koşmak için okunmalı.
Sohbet eder gibi yazmış Fazıl Say. Hayatını düşüncelerini umutlarını paylaşmış. Kitabı okurken aynı sofrayı paylaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Samimi olmuş, bir müzik dehasının hayatına ilgi duyuyorsanız keyifle okuyacağınız bir kitap.
Kitap deneme tarzında yazılmış ve Fazıl Say’ın yıllar boyunca sosyal medyada yazdığı yazılar dört bölümde toplanmış: Dünyam, Yüzler, Şairlerim ve Çocuklarım. Dünyam’da yazarın dünya görüşünü, Yüzler’de sevdiği dostlarıyla olan anılarını, Şairlerim’de ve Çocuklarım’da eserlerinin notlarını okuyoruz.
Kitaptan Fazıl Say’ın babası Ahmet Say’ın yazar olduğunu da öğrendim. Fazıl Say babasının en çok öykü türündeki Güneşin Savrulduğu Yerden kitabını severmiş.
Fazıl Say’ı sevenler ve müzikle ilgilenenler için Akılla Bir Konuşmam Oldu güzel bir okuma olacaktır.
fazıl say çok değerli bir sanatçı. bu kitabında çeşitli yazılarını derlemiş, sıralamayı ve dokuyu biraz özensiz buldum. ama büyük bir sanatçının eserlerini ortaya çıkarışı, düşündükleri, yaptıkları, biriktirdikleri ve etkilendikleri... bunları bir arada görmek güzeldi. eserlerini dinleyerek okumak ayrıca zevkliydi. birlikte çalıştığı sanatçılara yer vermesi, yeni kuşaktan isimleri öne çıkarması ise takdire şayan. özellikle klasik müzikle ilgilenenlerin kitabı seveceğini düşünüyorum.
Müziklerini çok sevdiğim Say'ın kitaplarını da okumak istediğimde sadece son iki kitabına ulaşabildim.Önce Yalnızlık Kederi'ni okudum,çok güzel bir kitaptı.Bütün kitabı sanki Say'ın müzikleri arasında gezinerek okuduğumu hatırlıyorum.Sonrasında kasım 2017'de ilk baskısı çıkan Akılla Bir Konuşmam Oldu'yu okudum ve bu kitaptan da çok keyif aldım.
Fazıl Say,bir önceki kitabına göre burada okuyucuyla daha çok konuşuyor:)Bazen ince bir sitem,bazen sevinç,bazense geleceğe dair umutlarından bahsediyor.Tabi bütün bir okuma boyunca Say'ın o dinlediğiniz-çok sevdiğiniz besteleri kulaklarınızda çınlıyor adeta ve işte o bestelerini de anlatıyor kitabın sonlarına doğru;bu bestelerin bir de hikayelerini okumuş oluyorsunuz böylece...
Tabi inanın bu anlattıklarımdan daha derin bir anlatıma sahip kitap,bu eseri okuduğunuzda eminim siz de böyle düşüneceksiniz:)
AKILLA BİR KONUŞMAM OLDU / FAZIL SAY Fazıl Say'ın kaleminden okuduğum ikinci kitap Akılla Bir Konuşmam Oldu. İlki 'Uçak Notları' idi. Kitap Kasım 2017'de basılmış, benimki 22. baskısı Şubat 2018. İlk okuduğum kitabı beğendiğim için bunu da indirimde görür görmez aldım, okudum. Okudum ama böyle bir kitabın yorumunu nasıl yazacağım bakalım? Kitap önsözle birlikte beş bölümden oluşuyor. Önsözde Say kitabın hazırlanışını kısaca anlatmış. "Dünyam" adlı bölümdeyse müzik üzerine düşüncelerini, hayatı ile birlikte dünya görüşünü, ülkesi hakkındaki fikirlerini, insanlık, kültür, sanat ve yaşama dair endişelerini, umutlarını, yapmak istediklerini anlatıyor. "Yüzler" adlı ikinci bölümde ise çocukluğundan başlayarak yaşamında izi olan insanlar, dostlar, sanatçıların portrelerini çiziyor. Üçüncü bölüme ise "Şairlerim" adını vermiş. Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya gibi şiirlerini bestelediği; Nazım, Metin Altıok gibi oratoryosunu yazdığı şairlerden ve bestelerin oluşum süreçlerinden bahsediyor. "Çocuklarım" adlı son bölümde ise yazdığı konçertoları, senfonileri, oda müzikleri, solo piyano eserlerinin oluşum süreçlerini anlatıyor. Kayıt III başlıklı yazısında: "Bu anlattıklarım, yazdıklarımı okuyan insanlar için, müzikteki kayıt yapımı hakkındaki tüm bildiklerinin çok ötesinde şeyler gibi gözükebilir. Klasik müzik kaydı ile -mesela ne bileyim - pop kaydı külliyen farklı iki ayrı konudur." diyor ve benim merakımı uyandırıyor. Kuzenim gitarist ( Hardal gurubunda çalmıştı) ve beste yapıyor, ders veriyor. Bir dönem onunla stüdyoya girdim, kayıt aşamalarını izledim. Madem klasik müzik kaydı farklı benim bunu da izleyip öğrenmem lazım. Tabular Ormanına Baltayla Dalan Yönetmen başlıklı bölümde; Danimarkalı film yönetmeni Lars von Trier'den ve filmlerinden bahsediyor. Beş filmden sadece bir tanesini izlemişim, ilk fırsatta diğerleri de izlenecek. (sıralama Say'ın yazdığı şekilde) 1- Melancholia (Melankoli - 2011) 2- Dogvill (2003) 3- Nymphomaniac (İtiraf - 2013) 4- Antichrist (Deccal - 2010) 5- Karanlıkta Dans (2000). Listenin sonunda ise: "Uyarmak da isterim: Trier tabular ormanına baltayla daldığından, muhafazakar anlayış için rahatsız edici olabilir." diye not düşmüş. Efsane Maestro "Zubin Mehta" başlıklı yazısında izlediği bir konseri ve Mehta ile birçok konser vermiş olmaktan duyduğu gururdan bahsediyor. Biz yaşlardakiler içinse maestro eşittir Hikmet Şimşek. Bizler onun sayesinde klasik müzik ve terimlerini öğrendik, sevdik. Zaten kitabın ilerleyen bölümlerinde " İyi Şef" Hikmet Şimşek başlıklı yazısı ile ona da saygılarını sunuyor. Mehta tanıdığım bir isim, bir dönem takip edip dinledim. Keyifle dinlediğim şefler zaman zaman değişiyor. Son yıllarda severek izlediğim favori şefim; André Rieu. ( tavsiye ederim videolarını izleyin) Bir müzisyen evinde ne tarz müzik ve kimi dinler? Bu soru Fazıl Say'a sıkça sorulduğu için cevabını vermiş. Sting... Onun için bir klasikmiş. Ayrıca Björk, Ella Fitzgerald, Spyro Gyra, Jun Miyake... (Sting ve Ella Fitzgerald'ı bildiğim için diğerleri dinlenilecek) Sıra dansa gelince vazgeçilmezi; (çoğumuzun ki gibi) Michael Jackson! Akıcı bir dille, okurla sohbet eder, dertleşir gibi yazılmış yazılardan iki tanesinden daha bahsetmek istiyorum. İlki "Beethoven'e Mektup". Say, Beethoven eserlerine çalışırken, çalarken yaşadıklarını, hissettiklerini Beethoven'e sitemkar bir mektup yazarak anlatmak istemiş, ama içinden geçenler kağıda dökülüp, siz okuduğunuz zaman sitemden çok mizah içerdiğini görerek, gülümsüyorsunuz. Diğeri ise "Bach ve Veysel Dinleyen Köpeğim Paşa". Bu yazıda ise 2011'de kaybettiği Golden Retriewer cinsi köpeği Paşa ve müziklere verdiği tepkilerini anlatmış. Oldukça duygusal, hatta hüzünlü bir yazı olmakla birlikte Paşa'nın tepkileri ve müzik zevki sizi oldukça eğlendirirken şaşırtıyor.
Kitabı okuduktan sonra Fazıl Say'a yine ve yeniden hayran oldum. Çalışkanlığına, üretkenliğine, yaratıcılığına, mücadelelerine, duruşuna, hayat çizgisine, gençleri desteklemesine.
"Bunalımdayım" diye başlıyor kitabına. Nasıl olmasın? Herşeyi yanlız yapmaya alışmış çeyrek asırdır, hep mücadele etmiş. Her akşam konser veren biri fırtınalı, kasırgalı bir ruh hali içinde oluyor tabii.
Üzüldüm okuyup ülkemizdeki bu derece zor bir dönemde beklentilerimizin yüksek olduğu sanat kurumlarındaki dayanışma ve sağduyu erozyonunu tekrar hatırlayınca.
Kitapta Fazıl Say'ın eserleri hakkında kısa bilgilendirme turuna da çıkıyoruz. Ne büyük emek, ne hikayeler. Yıldızları yükselen genç yetenekler ile de tanıştırıyor Fazıl Say bizleri. Bu yıldızların isimlerini not aldım, keyif ve ilgiyle takip ediyor olacağım. Ailesi, sanatçı dostları ve müzik yolculuğunda destek olanları da tanıma fırsatı elde ediyoruz.
Belirsizlik ve gelecek kaygısıyla yaşayan toplulumuz için (dünya genelinde bence) aslında müziğin evrensel bir dil olması nedeniyle ne kadar önemli bir değer olduğunu tekrar anımsıyoruz. Kültürün siyasetin üstünde olduğunu, kültürün uzlaşma olduğunu. Kurumları küçültmeye veya kısıtlamaya yönelmenin aslında diyaloğa ne kadar zarar verdiğini.
Bu ölümlü düyada yıkmak aslında ne kadar kolay, var etmek, yaratmak ise ne kadar zor.
Nazım Hikmet'in hapishanedeki dıkuzuncu yılında yazdığı ve umutsuzluğa kapıldığı bir şiirine atıfta bulunuyor Fazıl Say defalarca. "Arda kalan: sevmek, düşünmek ve anlamak".
Emek olmadan sanat olmuyor. Sanat ise umut.
Fazıl Say'ın da kitabında değindiği gibi: "Sanat, dünya üzeri pek çok kötülüğe karşı, savaşlara, ölümlere karşı, insanoğluna umut olmuştur, resimle, müzikle, dansla, şiirle, heykellerle...."
Lütfen bu muhteşem sanatçının umutlarını, sanatının arkasındaki emeğinin hikayelerini, "aklındaki konuşmalarını" okuyunuz. Eminim Siz de hayran kalacaksınız.
Sanatçının çoğunluğu sosyal medyada paylaştığı metinlerden oluşan bu kitap, Fazıl Say'ın eserlerinin, insanlarının (ailesi, çalışma arkadaşları, şairleri, yazarları, öğretmenleri ve esinlendiği diğer sanatçılar) ve düşüncelerinin sıralandığı bir derleme. Sanatın emekten, cesaretten ve sorumluluktan doğduğu fikriyatı tüm metinlerde okuyucuya bir şekilde iletiliyor. Bu kitap sayesinde bir çok müzisyenle tanıştım, birçok edebi şahsiyeti yeniden irdeleme fırsatı yakaladım. Fazıl Say'ı okurken kulağıma hep onun tınısını verdim ve en çok "Yen'i şarkılar", ilk şarkılar" ve "eurasian tales" albümlerinden keyif aldım. Baştan sona yolda okuyup bitirdiğim bu kitap ve müzikleriyle sanatçının batıya dönük ana kökleri Anadolu'dan gelen sentezden dünyasına girmeye çalıştım. Edebi yönü hiç dikkate alınmadan, müziklerine ilgi duyanların ve sevenlerin mutlaka okuması gereken bir derleme.
Bu kitap ne bir roman , ne bir biyografi nede bir günlük. Fazıl Say ın dünyaya , müziğe, sanata, siyasete, Türkiye ve dünyada ki olaylara bakış açılarını, her duygu ve güncelliğe dair kendi görüşlerini sık sık paylaştığı sosyal medya hesaplarındaki yazıları dan oluşmuş . Fazıl Say ı daha yakından tanımak için önemli bir kilometre taşı. Düşünsenize Mozart ile aynı yüzyılda yaşamış olsaydınız, dünyaya daki olaylara arkadaşlarına , ailesine vb. tüm düşüncelerini an be an öğrenmek istemezmiydiniz? İşte bu kitap bence bu anlamda önemli. Ayrıca kitaptan öğrendiğim bir detay, Mozart 10 yaşında beste yapmaya başlamış ve öldüğü ana kadar 600 eser bestelemiş. 35 yaşında ölmüş yani 25 yılda 600 eser.. Matematiksel olarak sınırları zorlayan bir deha olduğunu kabul etmek lazım. Bazen bir senfoninin tamamlanması bile yıllar alırken.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bahçemizi yetiştirmemiz gerek! Neredeyse her sayfada farklı bir iyi, güzel...
Say, iyiden böylelikle vazgeçirmiyor bizi bu yazdıklarıyla, iyiye olan inancımızı tazeleyerek.
Bir de, elleri kelepçeli piyanist Dengin Ceyhan'ın fotoğrafı var ki, iyiyi görebiliyorsanız, inandıysanız, direnmekten de vazgeçmeyin diyor.
Metin Altıok' un dizelerini yazıyor, Bir ben kaldım şimdi/ Tek yakın bana/ Ama ben eskiden de/ Hep böyle/ Yalnız çıkardım yola.
Lars von Trier filmlerinin müziklerini filmle bütünleyen yorumlar yapıyor bir de kitapta, hayran kalıyor insan.
Leyla Gencer' in anlatıldığı Tutkunun Romanı kitabını aklın köşesine not ediyor, işini iyi yapan insanlara nasıl hayran olduğumu bir kere daha farkediyorum.
Edebi nitelikte değil, hayatında kendisini etkileyen anılarını not alarak önce sosyal medyada paylaşıp sonrasında kitapta haline getirmiş. Say; kesinlikle iyi bir entellektüel ; fakat kişiliği enterasan bir piyanist. Bir bölümünde hocası pressler ile alakalı methiyeleri düzüyor, olağanüstü bir deha olduğundan bahsediyor sonrasında konserine Beethoven mi gelsin, pressler mi? diye soru yöneltildiğinde Beethoven’ı tercih ederdim herhalde diyor. Ironi mi yaptı kendince anlamadım (hocasından güzel çalamama kaygısından çekindiği için de olabilir)ama o cümleyi defalarca okuyup kahkahalar attığım da bir gerçek :) kitapta oldukça kendini tekrar eden cümleler mevcut; fakat buna takılmayın. Kitapta klasik müzik ile ilgili oldukça faydalı paylaşımlar olduğu aşikar.
This entire review has been hidden because of spoilers.
İdil Biret’le beraber Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük piyanist Fazıl Say. Bu kitabı da adeta günlük tutulmuş gibi samimi bir içeriğe sahip. Deha seviyesinde bir sanatçının günlük yaşantısına, düşünme biçimine, öfkesine, sevincine alınganlıklarına şahit olmak çok ilginç.
Kitabın içeriği Fazıl Say’ın günlük yaşantısından ipucu vermesinin yanında aynı zamanda birçok öneri de taşıyor. Fazıl Say ince ince aralara serpiştirdiği önerilerle rafine müzik zevkini yaratmaya gayret ediyor.
En önemlisi ise kitapta eserlerinin hangi ruh hali ile yazıldığı, ne anlatmaya çalıştığını açıklıyor. Böylece onun bestelerinden aldığınız keyif de artıyor.
Kısa kısa sosyal medyada paylaşmak üzere hazırlanan yazılardan oluşsa da Fazıl Say gibi bir dehanın duygu dünyasına girmek bakımından eşsiz bir kitaptı.
Genel olarak kitabın akıcı bir üslubu var ancak yine de klasik müziğe amatör düzeyde ilgisi olan benim gibi okuyuculara hitap etmeyen bölümler de vardı. Bunlar yerine eğitim ve günlük hayatına, çalışma alışkanlıklarına, hayatını şekillendiren önemli olaylara daha çok yer verseydi daha zengin bir içerik ortaya çıkardı. Yine de keyifle okunuyor.
Bayildim, temel müzik bilgim icin harika bir liste cikardim, Mithat Fenmen eserlerini de isim isim verse daha iyi olurmus.
Bazi yerlerde kendinden ucuncu sahis olarak bahsetmesini sevmedim, biraz daha edit edilebilirmis.
Kendiyle barisik, umutla gelecege bakan, art arda projelerden bahseden motive ruh haline bayildim, insana pozitif enerji asiliyor, yolu acik olsun, hep yeni isler uretsin biz de zevkle dinleyelim.
Fazıl Say'ın bu kitabı, anılarından ve notlarından yola çıkarak derlediği bir kitaptır. Uzun soluklu bir roman değildir. Eğer böyle bir beklenti içinde bu kitabı okursanız, hayal kırıklığına uğrarsınız. Bu kitap, son kitabı olan "Suya Yazılan" gibi aslında bir nevî sohbet kitabı. Bir kahve veya çay alıp onunla sohbet etmek istiyorsanız bu kitap, size göre. Fazıl Say'ı seven ve hayranı olan birisi olarak onun değerli anlarına hayata dair görüşlerine tanıklık etmek, çok güzel bir duygu.
Fazıl Say hissettiklerini ve var oluş serüvenini anlatmış. Fazıl Say’ın eserlerinin arkasındaki hikayeler, çalışmaları, doğu-batı arasındaki iletişimi ve müzik değerlendirmeleri... Fazıl Say’ı daha iyi anlamak isteyenler okumalı!
Fazıl Say'ın kendisiyle yaptığı bir röportaj. Eserleri, ilhamı, hayatı, dünya görüşü ve dostları üzerine yazdıkları. Sanata az buçuk ilgi duyan herkesin hoşuna gidecektir. Sanatla uğraşanlar ise muhakkak okumalı.
Bu kitap, Fazıl Say'ın yorucu, yoğun ve bir o kadar da zengin yolculuklarinin arasında sevenleriyle paylaştığı bir sohbet etme imkanı. Bir yandan eserlerinin arkaplanını bir yandan da güncel ve siyasi olaylara karşı duruşunu net bir şekilde ortaya koyuyor.
Fazil Say’i tanimak icin cok guzel bir kitap...yeni baskilarinda yazilarin tarihi de olsa anlamasi daha kolay olur. Insani dusunusuyle, bilgisiyle, azmi ama hosgorululuguyle kendine hayran birakiyor. (Tabi ki muzik yeteneginin yaninda)
Fazıl Say çok iyi bir müzisyen. Kitapta da hem müzik, edebiyat ve güncel olaylarla ilgili tanıdıklarını, olayları ve görüşlerini anlatmış. Ne mutlu kendisini sahnede izlemiştim, tekrar dinlemek isterim.
Eger Fazil Say seviyorsaniz, ya da muzigini, kisiligini ic dunyasini biraz olsun merak ediyorsaniz bu kitap tam size gore. Kisa yazilari ilerledikce, ozellikle muzik, sanat dunyasi, besteleri ve basina gelen olaylari/hikayeleri paylastikca kitap daha da icine cekti beni.