Beckett'in okuduğum beşinci kitabı, beğeni olarak Murphy'den sonra ikinci sıraya koyarım bunu.
Metin yine tam bir Beckett tarzı; varoluşun dehşeti, insanın absürtlüğü, anlamsızlık, nedensel bağdan kopmuş boşlukta insan.
Mercier ile Camier iki dost ihtiyarcık; biri şişman, kısa, sevimli diğeri ise uzun, zayıf, huysuz. Bir yere gitme 'çaba'sı içerisinde gibi görünen, amaçsızca bir yolculuk yapıyorlar. Yola çıkılamayan, çıkılsada az sonra geri dönmeye karar verilen, bu sırada tuhaf olaylar yaşayan, eşyalarını kaybeden, kendileride kaybolan, kararsız ve sevimli-sevimsiz iki ihtiyar delikanlının hikayesi. Ruh halleri; 'umuyor, korkuyor, yadsıyorlar', nereye götürüyor bu ayaklar bizi diye sorguluyorlar, sonra geri dönüş-vazgeçiş, yeniden başlama, kaçış, kaçışın sıkıntısı, kurtuluş düşleri...
Onlarla beraber dolanıp dolanıp bir yandanda düşünürken; insan kökenli budalalıklarımızı, insan yaşamının döngüsel ve anlamsız yönünü okuyoruz aslında.
İki dost dedim ama, -bir beden iki ruh- gibi bir algı veriyor birçok yerde, tek bilincin bölünmüş hali gibi içimizdeki id-ego ya da iyi-kötü. En azından ben öyle algıladım ama eminde değilim, zira Beckett'ta herşey o kadar belirsiz ve havadaki, kesin bir yorum yapabilmek imkansız ya da ben yapamıyorum.
Bu kitapta simgesel anlatımda hayli fazlaydı, kendimce yorumlarım;
bisiklet- insanın hayatta ki hareket yanılsaması, beceremeyişleri.
şemsiye- yakınlarımızı temsil ediyor sanki, kırıp kırıp tamir etmeye çalışmamızı!
yağmurluk- yaşam, fırlatıp atılmak istenen, cepleri gereksiz şeylerle dolu, yaşam yükü, her şekilde kullandılar onu.
bataklık- ne zaman düşüncelerinde çıkmaza girseler, ayakları çamura saplanıyor, burda solucanlarda var ama onlar sanki düşüncelerin kılıktan kılığa girip insanın zihninde dolanması olabilir, zihin kurdu!
Herkese keyifli okumalar.
...yerimde kalıp kılımı kıpırdatmayabilir, sonu gelmeyen yaklaşışa, sürüklenen adımlara ve çınlayan anahtarlara derman olarak feryatlardan, soluğun tıkanmalarından, sızlanmalardan, hayda'lardan daha iyi bir çare arıyor olabilirdim.syf99
düşüncelerinin bir özelliği de hangi dalga ve çalkantıyla oradan oraya sürüklenirse sürüklensinler, hiç değişmeden, hep aynı kayalıklara dönüp dönüp vurmalarıydı. Aslında belki de geçmiş ve geleceğin tek bir akıntıyla birbirine karıştığı ve ezelden beri, olmayan bir şimdinin üzerini örttüğü karanlık ve gürültülü bir düş niteliği taşıyordu bu düşünceler. İşte böyle.syf40
Beni terk etmek için birçok nedenin var, biliyorum, dedi Mercier. Bir an düşündü. İnsanın Mercier'yi bırakmaması için Camier olması gerek, dedi Mercier.syf74
kendini kuşatan zamanı belirtir, hep olan zamandır, hep olacak zamandır, çok gecikmiş güzelliklerle erken beliren çekicilikleri birleştiren zamandır, en ürkütücü bir kuzgundan daha korkunç olmayan bir zamandışı zamandır. Zaten bütün gün böyledir, saatin ilk tikinden son takına kadar, daha doğrusu üçüncü tikten, sondan bir öncekinden önceki taka kadar, çünkü göğsümüzdeki tamtamın bize düşü anımsatması ve düşten koparması için biraz zamana gereksinmesi vardır. Ama arada kalanların hepsini işitiriz, her düşen darı tanesini işitiriz, ardımıza bakar ve kendimizi görürüz, her defasında biraz daha yakın, tüm yaşam boyu biraz daha yakın.syf87
hiçbir şeyin olup bitmediğini, hiçbir şeyin yapılamayacağı ve hiçbir şeyin söylenemeyeceğini duyumsuyoruz mutlulukla. Çünkü insan sonunda itfaiyecinin hortumundan susuzluğunu gidermekten ve kendisine kalan birkaç mumun havanın ısısında birbiri ardından eridiğini görmekten yorulur. O zaman kendini sonsuza değin karanlık ve susuzluğa adar. Daha az yıpratıcıdır böylesi.syf97
adımlarını binbir dikkatle atarak, yaşam öylesine değerli, acılar öylesine korkutucu, beden öylesine yavaş onarıyor kendisini; tek bir sözcük etmeden ya da şükranını belirten bir harekette bulunmadan bu dost kaostan dışarı süzülüyor; insan teşekkürlerini sunmuyor taşlara, oysa haksızlık ediyor, sunmalı.syf115
Ocağın köşesinde, sıcakta ve rahat uykuya dalarlar, dedi Mercier. Kitap elden düşer, kafalar göğüs üzerinde, alevler ölgünleşir, kor solar, düşler mağaralarından çıkıp otlaklarına doğru süzülür. Ama nöbetçi uyanıktır, onlar uyanır, rüzgâr ve yağmur camları döverken, düşünceler, arı us, evsiz, garip, lanetli, zayıf ve talihsizler arasında dolaşıp dururken, Tanrı'ya, onlara onca insan arasında böylesine neşe, böylesi-ne huzur sağlayan Tanrı'ya, böylesine zahmetle elde ettikleri durumları için teşekkür ederek yatmaya giderler.syf96