Aslında, bu aralar çok sık paylaşılan şu söz geçtiği için, bağlamı merak ettiğim için okudum: "Burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu". (Mektupların geneli de bu sözü açımlıyor). Eminim onyıllardır ben de dahil olmak üzere değişik kuşaklardan yüzbinlerce insanın hissiyatına tercüman olan bir söz; bir nafilelik, yenilgi, kaçış kabulü... Ama, ama, ama... GİDİLEBİLECEK BAŞKA BİR YER DE YOK. Zengin olup basıp gitmek, iltica etmek vs. dışında da yok. Dünyanın her yerinde değişik türlerde, değişik boyutlarda bu tür sorunlar var (en azından oralarda bizi öldürmeye çalışmıyorlar ama). [Daha temel bir açıdan, yine kendi sözleriyle: "-İnsanın kendi dünyası dışında yaşayacağı bir dünya yoktur".]
Ufak, cılız da olsa bir ümit olmalı. Düşüncelerdeki şu dehşetli kötümserlik, en azından iradedeki bir iyimserlikle dengelenmeli (nasıl yapılacağını bilmiyorum). Sen, ben yapamasak bile mücadele edenlerin, direnenlerin de varolduğunu bilmeli insan. Akla gelebilecek en kötü koşullarda dahi umudunu korumaya çalışan, en azından yılgınlığını saklayabilmiş insanlar var. Bir Nazım'a bakmalı, Sabahattin Ali'ye bakmalı. [tabii, aslında onlar da gitmek/gitmeye çalışmak durumunda kaldılar - yazdıklarından bahsediyorum]
Tam dile dökemiyorum. Doğru gibi çekici gelen bu söz doğru olmamalı.