melih cevdet anday’ın gizli emir’i yangınlar sırasında devletin acizliğiyle acayip denk düşmüştü, ilya ehrenburg’un paris düşerken’i de medya ve kullanışlı aptallar sayesinde meydana gelen pogroma denk geldi.
çok can sıkıcıydı her şey, kitapta olanlarla iki katı… ve bir kez daha şu romandan sonra geçen 80 yılda insana dair hiç umudumun kalmamasına şahit oldum. çünkü bugün politik hayatımızdakileri alın romana koyun, zerre fark etmez.
1936’da halk cephesi’nin kurulmasıyla başlayan roman paris’in işgaline dek ilerliyor. romanda iğrenç politikacılar kadrosunu faşist breuteuil, her yana dönen fırıldak paul tessat paylaşırken, fransız devrimlerine sadık, idealist kadro fouger’de. bir de sosyal demokrat hımbıl var ki -hiç değişmiyor dedim içimden- viard adında, her şeyden çok tablolarının derdinde.
politikacıların her türlü kirli işlerini, medyayı nasıl yönettiklerini, onların sanayiciler tarafından (dessere örneği) nasıl yönetildiklerini uzun uzun yazmış ehrenburg. dedim ya hiçbir şey değişmiyor diye, gerçek dünyada pogromlar olurken burada da gazeteler aracılığıyla komünistler tutuklanıyor, işçiler düşman gösteriliyor. savaş bangır bangır gelirken yönetenlerin tek derdi komünistleri hapse yollamak. eh bizde de doğal afetti, ekonomik krizdi götümüzde ayı bağırırken tek dert kürtleri ve muhalifleri hapse göndermek.
bir de romandaki genç ekip var, romantik andre, şair pierre, tessat’ın kendi kadar beter oğlu lucien, ateşli solcu kızı denise, denise’in aşkı müthiş komünist michaud… hepsi belli bir rolü üstleniyor. tabii ki yazardan dolayı komünistler avantajlı :) bir onlar ölmüyor zati neredeyse.
dönemi için çok çok önemli bir roman, tabii ki romantik, yazar komünizme inanıyor, geleceği onda görüyor… o kuşakla bizim aramızdaki en büyük fark galiba bizim her şeyin çöktüğünü görmemiz ve hiçbir şeye inanmamamız. keşke ehrenburg gibi tutunduğum bir şey olsaydı.
oysa ben hiç ama hiçbir şeyin değişmeyeceğini, hele faşist ve orta yolcu politikacıların hiç değişmeyeceğini ama hep kazanacaklarını görüyorum bu romanları okudukça. her şeyin içine eden paul tessat’ın kendiyle kavgaları sonucu rahatlayarak kendini temize çıkarması var ki mis… keşke hepimizin vicdanı onun kadar rahat olsa.
romanın başladığı sokakta bitmesi ve andre’nin gözünden verilmesi çok güzeldi. son dakkada doğuştan kötü gibi gösterilen alman askerlerinin façasını düzeltme çabası olmuş yazarda. belki ilerleyen romanlar daha derinliklidir düşman konusunda da.
atilla tokatlı nefis çevirmiş. belki seneye de üçlemenin devamını okurum.