Sanki kapı çalınıp çocukluk arkadaşınız yıllar sonra tekrar çıkagelmiş gibi… Unuttuğunuz bir anıyı bulmak gibi…
Çok eskide kalmış, yıllar sonra yeniden duyduğunuz anda geçmiş bir zamanı size taşıyan bir şarkı gibi…
Dağ yollarında kaybolduktan sonra birdenbire, bir dönemeçte denizle karşılaşmak gibi…
Yaz… bitmesini hiç istemediğim eşsiz anlar ve hiçbir şeyin, hiç kimsenin sonsuza dek benimle kalmayacağını anladığım ayrılıklar mevsimi…
İlk kitabıyla edebiyatımıza benzersiz bir giriş yapan ve yıllar yılı insan yüreğinin, özlemin, aşkın, geçmişi geleceğe bağlayan o narin bağların izini süren Kürşat Başar, 11 yıl aradan sonra kaleme aldığı yeni romanı Yaz'la okurlarıyla buluşuyor.
Yakın tarihimizin kritik bir döneminde dünyaya gelen, birbiri ardına yaşadığı kayıplara rağmen hayata tutunan bir gencin büyüme serüvenini, yüzleşmelerini ve bir yaz mevsimi yaşadığı sarsıcı aşkı, arka plana hızla yitip giden İstanbul'u yerleştirerek anlatıyor.
Bir karşılaşmayla değişen hayatın, küçük bir rastlantıyla uyanan arzuların, birdenbire gittiğiniz yolu değiştiriveren olayların ve her şartta, her yerde insana devam etme, hatta yeniden, yeniden başlama gücü veren o ele gelmez sırrın peşine takılarak... (Tanıtım Bülteninden)
İstanbul, Ankara, Lefkoşa ve Ağrı - Doğubeyazıt'ta tamamladığı ilk ve orta öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Çeşitli basın kuruluşlarında çalıştı.
1989 yılında yayımladığı Kış İkindisinin Evinde adlı ilk kitabıyla Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazandı.
1990 yılında Konuştuğumuz Gibi Uzaklara, 1992'de Sen olsaydın yapmazdın, biliyorum, 1996'da Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları adlı romanları yayımlandı. Yazı ve denemelerinin bir bölümünü İğreti Yaşamlar adlı kitabında topladı. 2003 yılında Başucumda Müzik adlı romanı yayımlamıştır.
Halen televizyon programları yapmaya ve köşe yazıları yazmaya devam etmektedir.Bu siralar ntv de yayinlanmakta olan "Siyaset hakkinda hersey" adlı televizyon programını Ciğdem Anat ile birlikte sunmaktadır.
Tek kelimeyle şiir gibi bir kitaptı vallahi... Çabuk bitmesin diye az az okudum, elimde taşıdım günlerce. Kürşat Başar'ın kendine has bir tarzı vardır, bilen bilir. Çok büyük olaylar anlatmadan hikaye anlatmak, daldan dala atlamak, felsefi, aforizmalı, zihninizin kıvrımlarına temas eden şiirsel ve romantik bir dil kullanmak... Yaz da bu tarzın sanırım en iyi örneklerinden biri olmuş; ne çok ağır, ne hafif, bir yandan hayal dünyasına uçarken bir yandan acımasız gerçeklere başarıyla işaret eden bir kitap. Ha şu var ki, bu tarzı sevmeyenler muhtemelen kitabı sıkıcı ve "hiçbir şey anlatmıyor" bulacaklardır. Bir yerde biraz da öyle aslında, hiçbir şey anlatmıyor kitap... Ama bu anlatmamayı öyle güzel yapıyor ki, hayran kalmamak bence mümkün değil. Sanatsal açıdan çok üst düzey bir eser olduğunu düşünüyorum, herkese hitap etmez ama kendi tarzı içinde muhteşem. Okurken sıkça gözlerim doldu; eğer beğendiğim cümlelerin altını çizmem gerekse herhalde sayfaların yarısı çizilirdi.... Yazıyla, edebiyatla, kitapla, okumak ve yazmakla ilgili bazı cümlelerse fazlasıyla tanıdık ve vurucuydu. Tek eleştirim, nedendir bilinmez bir sürü yazım yanlışı vardı kitapta, ne yayınevine ne de yazara yakıştıramadım.. Neden böyle olduğunu da sahiden merak ediyorum, yani, özensizlik bu raddeye sıçradıysa artık, dilimizin işi sahiden vahim. Ancak neticede, gerek baş karakteriyle, gerek cümleleriyle, gerek verdiği derslerle olsun; Yaz, kitaplığımın en sevilen köşesine yerleşmeyi hak etti. Kürşat Başar'ı daha önce okumuş ve sevmişseniz keisnlikle kaçırılmamalı. :)
Çok uzun zamandır bu kadar güzel bir aşk romanı okumamıştım. Romanın dili ve hikayesi çok güzeldi. Hüzünlü ve dingin bir müzik eşlik ediyor sanki romana. Çok hoştu gerçekten.
İlk okuduğum Kürşat Başar kitabı Başucumda Müzik idi, ve kitaba vurulmuştum! Bu kitabı elime aldığımda ise herhalde Kürşat Başar, "Başucumda Müzik"ten daha da iyisini yazmamıştır artık ama bakalım nasıl bir romanmış demiştim.. Meğer çok sevdiğim Kürşat Başar'ı istemeden çok hafife almışım!.. Başucumda Müzik'te aşkı bize öğreten Kürşat Başar bu kitapta ise adeta aşkı ve kaybı bize yaşatıyor.. Herkesin kitaplığında olması gereken, bazı satırlarını yüzlerce kez okumak isteyebileceğimiz nefis bir roman. O kadar çok alıntı yapacak yer var ki..ne yazsam bilemedim. "Sözcükler ancak bir kurguyla başkalarına taşır hayatınızı. Ama kurgulanan hiçbir şey gerçeğin ta kendisi olamaz". Kürşat Başar (Yaz)
Tekrarlar (yaz, yaz, ne kadar önemli olduğunu anlamamıştım, o yazın önemini çok sonra anladım, hayatımın dönüm noktası yaz, yaz, o yaz....), birbirinin aynı tarzda bölüm bitişleri okumayı zorlaştırıyor. Roman kahramanı yaş olarak Başar'dan büyük, fakat kendisinin Kıbrıs'taki çocukluk hâtıralarından olduğunu düşündüğüm tasvirler canlı ve etkileyici idi. TMT'nın mücadelesini ve o dönemin havasını yansıtan güzel ipuçları var. Kitapta yer alan başka bazı otobiyografik detaylar bundan sonra yayınladığı kitabının habercisi imiş meğer. Bunun dışında roman kahramanının babasının kemiklerine sahip çıkmayışını ilginç buldum.
Maalesef akışı zayıf bir roman olmuş. Geriye dönüşler, zaman atlamaları, yazarın endişelendiği gibi çok karışıklık yaratmıyor, fakat kitap boyunca bölük pörçük paragraflar okuyormuş hissinden kurtulamadım.
Everest Yayınları – 2014 YAZAN: Kürşat Başar (İlk gençliğimin biricik yazarı. O dönem yazdığı her kitabı defalarca okuduğum, her okuyuşta farklı yerleri satır satır çizdiğim, içimi okuduğundan emin olduğum, hem zeki, hem yakışıklı, gönlümün yazarı. Yıllar sonra yollarımız Bozcaada’da bir kitaplıkta kesişti. İyi ki) Bazı kitapları bitirir bitirmez yeniden okumak istiyorum ve ya bittiği gibi, ya da hemen ertesi gün aynı heyecanla yeniden başlıyorum okumaya. Bu kitapta da beni tam olarak etkileyen neydi emin değilim, ama daha kitabı yarıladığımda tekrar başa dönüp ikinci defa okuyacağımı ve bu sefer beni etkileyen yerlerin altını çizeceğimi biliyordum. Tam da öyle oldu. Bazı cümleler benim için yazılmıştı sanki, bazı bölümler hayatımdan geçip giden ya da gidemeyip gönlümde kalanlara ithafendi. Sanki ben yazsam tam da böyle yazardım tadındaydı kitabın geneli. Belki de o yüzden kendimi buldum bazı satır aralarında. Hikaye Kıbrıs’ta başlıyor, İstanbul’da gelişiyor. İçine kapanık, kitaplardan oluşma dünyasında yaşayan bir çocuk etrafında dönüyor herşey. Annesini hiç hatırlamayan, babasını Kıbrıs olayları zamanında kaybeden, ona bakan nenesiyle birlikte Kıbrıs’tan İstanbul’a, amcasının yanına göç eden bir çocuğun büyüme sancılarına, ilk aşkına, yazar olma hayallerine şahit kılıyor yazar. Hem de ilk ağızdan. Olayların kurgusu yavaş, sakin ama sarıcılığını, sürükleyiciliğini hiç kaybetmeden gelişiyor, beklenenle beklenmedik olan içiçe geçip, insanı kendi dünyasına çekiyor. Her Kürşat Başar kitabında olduğu gibi, hikayenin kurgusundan çok dili beni çekti. Ne anlattığındansa nasıl anlattığına takıldım kitabın. Belki de müziğe olan ilgisindendir, ama bence Kürşat Başar kitaplarının hep bir melodisi var. Sanki hep bir hüzünlü ama dingin bir müzik kitaba eşlik eder gibi. Eline, kalemine sağlık.
Aslında kitabın hikayesi ilginç olmakla birlikte inandırıcı, ama hikayeye ulaşana kadar yazarın dönüp dolaşıp aynı şeyi anlatan aforizmalarına katlanmak gerekiyor.
Kimileri yazarı ve kitabı belki bu yüzden sevdi ama, ben bu yüzden ısınamadım, sevemedim. Benim tarzım değil.
100 sayfa okudum ve yorumları da okuduktan sonra kitabı bırakmaya karar verdim. İlk 20-30 sayfa güzel başlamıştı, Kıbrıs’ta bir çocuk falan egzotik bir hikaye geliyor dedim ama sonra bir türlü hikaye başlamadı. Ne aşkla ne yazla alakası var anlatılanların. Daha çok yazar kendi kendine konuşuyor gibi. hayatla şunla bunla ilgili düşüncelerini paylaşıyor ama bir hikayeye başlamıyor. Üzgünüm ama hiç olmamış.
Paylaşımlarıma yeniden en sevdiğim ve doğduğum mevsimin adını taşıyan bu kitapla başlamak istedim. Kitabın adına bakıp, bir yaz aşkı anlatılıyor olsa gerek bu sıcakta iyi gider diye başladım ama aşktan ötesi derinlikte güzel bir roman çıktı karşıma. Tabi ki yazarın her kitabında olduğu gibi duyguları ifadesi çok başarılı. Biraz 74 Kıbrıs olayları ışığında çocukluğu geçmiş kahramanın aşkı ve kendisini bulması diyebilirim konusuna. Sıcaklarda içinizi ferahlatacak bir roman.
haksız eleştiriler görüyorum ve üzülüyorum. popüler kitaplara alışanların bu kitapları kaldırabilmesi imkansız tabi! psikoloji ve tarihle bütünleşip edebiyat alıntılarıyla işlenmiş değerli bir kitap. bu kitabı okumakta bu kadar geç kaldığıma kızdım. yazarın da dediği gibi sözcüklerin ötesini görmek ....
kitap ha simdi basladi baslayacak derken sanki hic baslamadan bitti gibi 🤪 tipki Aziz Yildirim’in 'zamani geldiginde konusacagim’ cumlesindeki o meshur gelmeyen zaman misali 🤣🤣 Hikayeye ulasana kadar yazarin donup dolasip ayni seyleri tekrarladigi, tekrarlarken de -ne yazik ki- insani bunaltan 🙄 yer yer kitaptan uzaklastiran aforizma manyagi bir kitapti 🤩
Hani böyle bitsin artık diye sayfa çevirdikçe kaç sayfa kaldı diye bakılan kitaplar vardır ya Yaz da bu sınıfa giren bir kitap. Hikayede akıcılık yok, bol gereksiz betimlemeye kaçmış yazar ki bir süre sonra insanı bayıyor. Ben okudum ve kurtuldum.
Başucumda müzik kitabını hayranlıkla okumuş biri olarak , bu kitapda aynı tadı bulamadım. hikaye ve kurgu basit geldi. Anlatım ve betimlemeler yine çok güzel ama baş ucumda müzik ile kıyaslanabilir bir kitap olmamış:(
Aforizma dolu bir Kürşat Başar kitabı dilini sevdiğim için okumuştum birde o yaz motor kazası geçirdiğim için nedense iyi gelmişti bana ama biraz dolambaçlı kitap..
Yıllar önce başka bir sitede yazdığım yorumu aynen buraya ekliyorum, çünkü hiçbir şey değişmedi:
Başucumda Müzik'ten sonra hevesle aldığım bir kitaptı ama okurken betimlemelerin hücumuna maruz kaldığımdan bir türlü kendimi verip de bitirememiştim. Konu güzel ama oradan oraya atlaması falan sıktı beni. Normalde günde 2 kitap bitirebilen ben, bu kitabı 5 ayda bitirebildim (tabi araya sınavlar dersler başka kitaplar da girdi orası ayrı). Ama bu kitaba başlayacaksanız beklentinizi yüksek tutmayın derim ben.
Kitabı ilk okumaya başladığımda bir türlü içine girememiştim ve okumaya uzunca bir süre ara vermiştim. Ortalara geldiğimde Emel karakterini çok anlayamadım ama okudukça kendimden birşeyler buldum. Sanki bir hesaplaşma gibi birşeydi. Sonu çok şaşırtmadı ve çok etkilemedi. Satır aralarındaki kişisel farkındalıklar bana beni anlatıyormuş gibiydi. "Bazen bir coğrafyanın saati, orada yaşayan herkesin saatiyle aynı olmaz" cümlesi içinde coğrafyanın çok büyük kalacağını bazen çekirdek ailenizde bile saatinizin uymayacağını söylemek isterim. Deneyimle sabittir😶
Klişe bir aşk hikayesi aralara yerleştirilen hayatla ilgili genellemelerle zenginleşmesine rağmen klasik edebiyat eseri tadı vermiyor. Havada kalan durumlar var. Güzel saptama, tespit ve ifadeler olsa da daha fazlasını bekleyen okuyucuyu tatmin etmiyor. Olay akışında aralarda boşluklar var, arkadaş çevresi, vs. yok. Sadece iki kişilik dünyanın sırlarına odaklanmış, doğru ve yerinde saptamalarla... İlk sayfalarda fondaki Kıbrıs ilerleyen sayfalarda da yer alabilirdi. Belli belirsiz zihinde canlanan Dragos civarı. Zaman ve mekan akışı, bazen belirsiz; bazen çok hızlı...
Leyla'ya gerek var mıydı? Kararsızlık ve vazgeçememezlik abidesi bir kahraman Murat... Emel'le tanışması, hemen aşık olması ne kadar gerçekçi? Bunun gibi sorular duygu paylaşımının olduğu durumlarda büyüyü bozuyor olabilir, hem de edebiyatın gerçeklikle bağlantısı olmayan yaratılan bir dünya olduğu cevabı verilebilir. Yine de dünyanın gerçekliğini herkese hitap eden güzel sözlerle anlatmaktır edebiyat.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Daha önce Kürşat Başar'ın başka romanlarını da okudum ve bu kitabını da çok beğendim. Bence biraz fazla haksız eleştiriye maruz kalmış. Tek oturuşta kitabın neredeyse tamamını okudum. Kitap kahramanının anlatış biçimi olayları atlayarak gidip zaman zaman geri dönse de beni içine çekti ve merak uyandırdı. Zaten romanda anlatan kişi de bu şekilde anlattığına yer veriyor. Dili de bence ne çok basit ne de çok ağırdı. Piyasadaki pek çok balon aşk kitaplarındansa bu kitabı tercih ederim. En azından yüzeysel geçilmiyor, karakterin iç dünyasına bir yolculuk yapıyorsunuz. Kafa dağıtmak ve hızlı kitap okuyup bitirmek isteyenler okumasın çünkü bir paragraf uzunluğundaki cümleler kendilerini yoracaktır.
Kürşat Başar'ın romanlarıyla tanışmam 12-13 yaşıma denk gelir. O zamandan beri en sevdiğim yazar olarak ismini hiç düşünmeden söylemişimdir. Tüm kitaplarını okudum. Hatta bazılarını birden fazla kez. Başucumda Müzik 'ten çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Bu kitabını da 11 senedir beklemenin getirdiği heyecanla çıktığı ilk hafta aldım. Dili çok kolay. Kitabın ismi hem mevsime hem de yazmaya atfediliyor olarak ele alınabilir. Kurgusu öykünün atlaya zıplaya anlatılmasıma rağmen kafayı yormayan cinsten. Sonu ise tam bir yeşilçam filmi. Kitabı okurken merak ettim, baş karakter ile Kürşat Başar arasımda Felsefe okumak dışında ne gibi benzerlikler var diye. Tam yaz mevsiminde kumsallarda okunmaya layık ama edebi olarak tatmin etmeyen bir kitap. Yeni romanı için 11 sene ara vermez umarım...
s 78; "Sözcüklerin içinden belli belirsiz bir koku gibi çıkıp sizi içine alan, başınızı döndüren, heyecanlandıran, gerçekten de bir odada tek başınıza oturmuş kitap okuyormuş değil de, bambaşka bir yerde, bambaşka bir zamanda tanımadığınız insanlarla beklenmedik şeyler yaşıyormuşsunuz hissini veren birşeydi bu." diye anlatıyor kahramanımız kitapların kendine özgü varlığını, "ruh" unu. Kendi adıma Kürşat Başar'ın kitaplarının beni ilk sayfasında saran melankolik ruhunu seviyorum, son derece doğal buluyorum. Umarım bir 11 yıl daha beklemeyiz.
I do not understand why there are so many negative comments. It is about losing, not admitting having lost, and than later at the point of winning losing agin in some aother way.
The writer is not telling the 'love' itself. Basing his story on 'love', he is actually describing the condtion of being in between.
Çok az yazar aşık olma halini bu kadar derinden anlatabilir. "Yaz" romanının bugüne dek okuduğum, aşkı anlatan kitapların içinde en iyisi olduğunu belirtmeliyim. Aşk, günümüzde herkesin aradığı ama kolay kolay bulamadığı bir duygu. Çoğu zaman gözümde yaşlarla okudum. Pek çok cümlesini beynime kazımak, unutmamak istedim ve düşünmeden edemedim, yazar kime böyle aşık oldu diye?
İnsanın kendisini yormasına gerek kalmadan okuyabileceği tam da yaz aylarına uygun bir kitap. Edebi açıdan çok birşey vaad etmese de altı çizilebilecek pek çok cümle mevcut. Yazarın Başucumda Müzik adlı kitabının kalitesinden çok uzakta ama tavsiye edilebilir.
Malesef benim icin buyuk bir hayal kirikligi oldu, 11 yilin ardindan boyle bir kitap gelmemeliydi. Kapak tasarimi ve adı bana edebi bir metinden cok buyuk bir pazarlama projesi gibi geldi. Kursat Basar in eski kitaplarindaki tadi arayanlar malesef aradiklarini bulamayacaklar.
Kürşat basar'la ilk tanışmam. Aforizma manyağı bir kitap. Bazen yazarın duygularını kendiminkilere benzettim. çok çok altını çizdiğim bir kitap oldu. Hikaye bazen fazla uzatılmış ve çok kopuk bölümleri var ama yine de severek okudum. akıcı.
Başucumda müzik kadar etkileyici olduğunu söyleyemeyeceğim. Duyguyu verebilmek adına yaptığı tekrarlı betimlemeler sizi konudan uzaklaştırabiliyor ve konsantre olmanıza engel oluyor. Ancak yine de okumaya değer bulduğumu belirtmeliyim. Bir de roman tekniği açısından faklıydı. Hoşuma gitti...