"Aylardan Aşk, harika ve yaratıcı... sürükleyici bir aşk hikâyesi..." SARAH JIO
Karanlık sırlar, acıtan gerçekler ve korkunç yalanlar arasında yeşeren aşkın bu savaşı kazanabilmesi için önce her şeyini kaybetmesi gerekiyordu.
Tanem Sancaktar, hayatını derinden etkileyen kazadan sonra iki yılını hastanede geçirmek zorunda kaldığında onu yeniden hayata döndüren Doktor Yağız Aslan olmuştu. İlk başta her şey küçük, ama gülümseten bir gönül hikâyesiydi. Oysa geçirdiği zorlu tedavinin ardından aşka sığınan ve ondan güç alıp yaşamayı seçen Tanem için asıl mücadele şimdi başlıyordu ve hiçbir şey ne bildiği ne de başladığı gibiydi. Geçmişini unutup geleceğini işine adayan ve gözü, önüne koyduğu hedeflerinden başka bir şey görmeyen Doktor Yağız’ın kalbine ulaşabilmesi için önce düşlerinden, sonra da kendinden vazgeçmesi gerekecekti.
Deney aşamasındaki tedavisinin ilk gerçek hastası olan Tanem Sancaktar, genç adam için sadece bir projeden ibaretti. Ancak kadının yaşama tutunmak için verdiği savaş, karakteri ve o cennet yeşili gözleri Doktor Yağız’ın tüm işini zora sokuyordu. Ne var ki hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını Sancaktar Ailesine ait sırrı keşfettiğinde anlamıştı. Bütün tehlikeleri görüp, kalbini de riske atarak amansız bir mücadeleye başlayan Yağız için artık her şey rayından çıkmıştı. Şimdi hem kendi hayatı hem de herkesten sakındığı Tanem’in hayatı tehlikedeydi. Geçmişe ait sırlar, sabote edilen planlar, gizli bir düşman ve tüm bunların içinde çaresiz kalan bir aşk…
Güçlü Sancaktar Ailesinin hikâyesini okumaya başlamadan önce derin bir nefes alın. Aşk, macera ve tempo yüklü bu hikâyede aşkın en tutkulu haline, sevgiye dair her şeye ve ihtirasın değiştirdiği hayatlara şahit olacak, okumaktan ziyade onlarla birlikte yaşayacaksınız.
15 Mayıs 1979 senesinde, - annesinin tabiriyle- kirazlar henüz çiçek açmamışken Trabzon’da doğan Meral Kır, beş çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarda ailesi ile birlikte İstanbul’a taşınan yazar, eğitim hayatına İstanbul’da devam etmiş, evli ve bir erkek çocuk annesidir. Rakamlarla arası iyi olan Meral Kır, on beş senedir aynı şirket bünyesinde muhasebe işleri ile ilgilenmektedir.
Rakamlarla arasının iyi olmasının yanında, kelimelerle aşk yaşadığını dile getiren yazar, bu aşkını ilk kitabı olan Aylardan Aşk’ta okuyucularla paylaşmak üzere yolculuğuna başlamış ve 2014 Haziran’ında ilk kitabını çıkarmıştır. Aylardan Aşk isimli eseri tüm okurlar tarafından çok beğenilince, hemen ardından ikinci kitabı Aşkı Seçtim’i de piyasa sürmüştür. Şimdi ise bu yolculuğuna, çok beklenen YOLUM AŞKA DÜŞTÜ isimli kitabı ile devam etmektedir.
Bu kitabı okuyun ondan sonra ne Vefa Enver diye tutturursunuz ne de FMArsal diye.. Yani hatun ne kitap yazmış öyle. Tebrik ediyorum kendisini. Kitabın tanıtımı baya yapılınca dayanamayıp aldım. Doğrusunu isterseniz çok fazla abartıldığını düşünüyordum ve beklentilerimi en az seviyede tutmuştum. Ama daha fazla yanılamazdım sanırım.. Beklentilerimin çok üstündeydi. Sadece romantik değil aynı zamanda son sayfalara kadar temponun yüksek olduğu merak uyandıran türdendi. İnsanların hayran olduğu Yağız'ı, onun tutkusu olan mesleğini okumak keyifliydi. Ha bu demek değildir ki çoğu yerde kafasını taşa sürtmek istemedim. Kazık kadar adam bu kadar korkar mı yani. Ama geçmişi ve yaşadıklarını göz önüne alınca kızsam da hak vermeden geçemedim. Tanem ise, aşkı sonuna kadar yaşamayı haketti. Harika bir karakterdi. Güçlü duruşu ve kendinden emin oluşunu okumak keyifliydi. Sanırım tek keyfimi kaçıran nokta kitabın sonunda Doruk ve Sabrina yazısını görmemdi. Resmen yıkıldım. Asya ve ikizleri için çok, çok üzüldüm. Ama çıkmadık candan umut kesilmez derler. Ben kitabın seri olabileceğini ve ailenin diğer üyelerinin hayatlarını da okuyacağımızı düşünüyorum. Yazarın kalemine sağlık, bize bu güzel dünyasını armağan ettiği için. Gelelim yayınevine. Onlar da özel bir tebriği hakediyr bence. Son zamanlarda basımında bu kadar özen gösterilmiş bir kitap elime almamıştım. Bunun için teşekkür etmek ile birlikte keşke tıbbi terimlerin ayrıntılı ibarelerini de sayfa altına not düşselerdi diye belirtmeden de geçemem. Kesinlikle okumalısınız.
"Bazen kulağımızla işitmek isteriz sevildiğimizi. Fakat onun yerine adamın sevgisini sana dokunduğunda hissedip bakışlarında görebiliyorsan, dudaklarının söylediğinin ne önemi var ki! Önemli olan kalbinin söylediklerini duyabilmektir."
Kitabın içi gereksiz yere uzatılmış ve aniden kesilmiş sahnelerle doluydu. Akışı bozan bir ayrıntıydı. Umarım yazarın yeni yayınevi daha iyi bir düzenlemesini basar.
Kitabımız kesinlikle beklediğim tarzdan farklı, rahatlıkla size her türlü duyguyu yaşatan ve okumaktan keyif alıp devamını sabırsızlıkla bekleyeceğiniz muhteşem bir kitaptı. Yani en azından durum benim için öyleydi. İlk başlarda bir afallamışlık, nedenine daha sonra değineceğim, bir alışamama durumum olsa da adapte olduktan sonra kesinlikle hikaye aktı gitti ve tasarımla da yaşadığım ufak süprizle bana oldukça keyifli dakikalar yaşattı :) Ve tam her şey bitti dediğim anda bile son anda, gider ayak bir şaşkınlık daha yaşatıp sevgili yazarımız bana her şeyin daha yeni başladığının sinyallerini vererek o keyfi, bir sabırsızlığa dönüştürdü ;)
Tamam, ben yorumuma dönmeden ve size içimi dökmeden önce gelin biraz kitabımızın konusuna bakalım...
Kitabımız en baştan, kızımız Tanem'in geçireceği ve kitabımızı asıl olarak başlatacak o kazadan bir süre öncesinde bizi oldukça gizemli bir şekilde karşılıyor. Gizemli çünkü kızımız bizim nedenini bilmediğimiz ve öğrenmek için can attığımız bir sebepten ötürü oldukça üzülmüş bir vaziyette. O gün aslında onun için önemli bir gün olmasına rağmen başına gelen bir olaydan dolayı gözleri görmeyecek kadar iki göz iki çeşme ve akabinde gelişen kaza sonucunda da, kişiliğine ters düşen bir şekilde, hemen pes etmiş bir durumdadır. Peki ya sonra ne mi oluyor? işte o kısımları pek bilmiyoruz, çünkü kitabımız kazadan ve gizemli girişinden sonra bizi iki yıl sonrasının Eylül ayında, diğer başkarakterimiz ve yakışıklımız Yağız'ın anlatımıyla karşılıyor. Ki böylesi kesinlikle sinir edici, bir o kadar şaşırtıcı ve ne olduğuyla ilgili merakınızı daha da ateşleyen bir durum! Ama merak etmeyin, sevgili yazarımız bu konuda bize hiç acımamış ve biz ne kadar ne olduğunu merak etsek de işi oldukça ağır alarak bizi uzuuuuun, oldukça uzuuuuun bir süre kızımızdan mahrum bırakmıştır. Yooo, kızımıza ne olduğunu çok çabuk olmasa da öğreniyoruz ama kızımızın bize tekrardan merhaba deme kısmı uzun sürüyor. Yine de çok üzülmeyin çünkü o süreyi telafi edercesine yakışıklımız Yağız'ın ağzından olayları bol bol okuyor ve kendisini kızımız uyanana kadar oldukça yakından tanıyoruz ;)
Neyse, konumuza dönersek... Kızımız uyandıktan sonra iş bitmiyor çünkü kızımız uyanana kadar geçen olaylar nasıl gizemli, maceralı ve sabırsızlık uyandırıcıysa kızımız uyandıktan sonra yaşananlar daha bile fazlası. Ve ne yazık ki bu durum kitabın sonuna kadar da böyle gidiyor. Korkmayın, hepsi değil. Bazıları sona doğru yaklaşırken açığa çıkıyor ve eğer dikkatliyseniz belki zamanından önce bile çözebilirsiniz bazılarını ;) Ama diğerleri için ne yazık ki sonu beklemeniz gerekecek ve o zamana kadar da kafayı yiyebilir, sinir krizleri geçirebilirsiniz benden demesi. Uyarmadı demeyin sonra! :D Ama kesinlikle okuduğunuza değiyor, hele o son yok mu o son! Hayır, spoiler yok. Okuyun ve yaşayın diyorum sadece :) Yine dağıldım, toparlarsak... Kızımız uyandıktan sonra doktorumuz konusunda bir takım şeyler hissediyor ve bu hisler o zaman için hayatında emin olduğu tek şey. Zira uyandığında farkediyoruz ki kızımız hafıza kaybı yaşıyor. Ne kendini ne ailesini ne de başka bir şeyi hatırlıyor. Bu bilinmezliklerin içinde ise bildiği tek şey cennetten bu okyanus gözlü yakışıklı kahramanı için gelmiş olduğu... *.* Kızımız bu haller içinde olsun yakışıklımız tarafından bakıldığında işler tamamen farklı ve oldukça karmaşık. Çünkü birisi kızımız uyanmasın diye onu zehirlemesinin dışında bir de duygusuz doktorumuz Tanem denen cennet gözlü bu kızı korumak, onun kendisine yaptıklarıyla uğraşmak zorunda :) Peki sizce kızımız tüm yaşadıklarının, kendisine yapılan girişimlerin ve kaza yapmasına neden olan olayın/olayların üstesinden gelip yakışıklı doktorumuzu kandırabilecek mi? Ya da bunların yükü altında ezilip gözü yaşlı mı kalacalak? Peki ya yakışıklı doktorumuz, o bu yeni duygular ve hastası konusunda ne yapacak? Kızımızın hayatına yapılan bu girişimleri engelleyebilecek ve tüm gizemleri açığa kavuşturabilecek mi? En önemlisi yıllardır kendine çektirdiği bu eziyetten kurtulup cennet gözlüsüyle kendisine mutlu olmak için izin verebilecek mi? Tüm bu sorular ve yanıtları için bu nefis kitabı en kısa zamanda okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum... :)
Kitabımız hakkında neleri sevmedim kısmına hoş geldiniz :D Bu kısmın asıl konuğundan önce sizleri bir iki gereksiz ama bahsetmek istediğim ayrıntıyla meşgul edeceğim, ama ondan sonrasında beni kimse tutamaz! Çünkü ben karakter katili olacağım sanırım -.- Kitabımız ilk olarak beni kızımızın uyanma sürecenin gecikmesiyle şaşırttı, bu bir eksi değil ama uyanması için beklerken yaşadığım stres ve karın ağrısı kesinlikle bir eksi. Tamam, yakışıklımla başbaşa zaman geçirmek gerçekten güzeldi ama baştan bilmediğim için yaşadığım o heyecan bünyeme pek bir zarar oldu ;) Bir de iki yerde kafam karıştı ama onları da hallettim, onun dışında sorunum yoktu kitabımızla ilgili. Benim sorunum karakterlerleydi, en büyüğü ise Doruk denen pislik, adi, ölmesi için zevkle türlü işkenceler yapabileceğim, nefret edilesi hatta gözleri.... ıhmm... yani işte yakışıklımızın en iyi arkadaşı olur kendileri, hah, işte o beyefendi -tabi cnm- ileydi. Ah yazarım, güzel yazarım, sevgili yazarım! Sen neden böyle bir karakter yazdın ama ya T.T Böhöööö... Ağlamak, sinirlenmek ve öfkeden kudurmak benim yaşadıklarım için az bile. Öyle ki koskoca kitapta sinirlenecek başka karakterler de olsa benim Doruk'la sorunum öyle bir yerdeki onları gözüm bile görmedi, ki içlerinden birini gözümden kaçırmam benim için bile şaşırtıcı oldu. Hele o son, o son neydi öyle ya! Tam duruldum demişken o sonla beni benden aldın, içimden çıkan canavarı ben bile tanıyamadım O.O Neyse, bu konu uzar gider, en iyisi bir ara özel olarak yüzyüze biz bunun tartışmasını yapalım. O zamana kadar bu köşeyi mühürlüyorum ve sana sevgilerimi yolluyorum sevgili yazarım :*
Sevdiğim kısımlara gelecek olursak... Birazına kitabımızın konusundan bahsederken değindim ama hala bahsedeceğim şeyler var tabi ki :) Öncelikle kapağın ve ayracın tasarımları oldukça hoşuma gitti, hele o kitaptan ayrılmayan ayraç kısmı oldukça iyi, başkası da alıp okusa hep kitapla bir kalacaklar. Ama beni asıl benden alan kısım hiç şüphesiz kitabın bölüm başlığı gibi olan Ay ve ifade ettiklerini anlatan o renkli sayfalar oldu. Kitap kendi renkli değilmiş gibi bir de tasarımıyla beni aşık etti iyice kendine :) İçerik bakımından konuşmak gerekirse, Yağız'ı sevdim ama itiraf ediyorum önce Sancaktar ailesine sonra da Tanem'e vuruldum. Yağız'ın başlarda odun olması ve kızımıza çektirmesi sebebiyle en başta uzun süre onu okusakta sevmem daha sonraları, Tanem'le olduğu anlarda oldu. Yine de Tanem uyanmadan önce yaşanan bazı şeyler de beni gizliden gizliye etkilemiş olabilir. İnkar edemem orasını ;) Sancaktar ailesi ise, anne baba kısmı değil kardeşler ve birbirleriyle bu kadar bağlı olmaları, aralarındaki ilişkileri kısmı beni tav etti. Hele o kardeşlerin hikayeleri olursa deme keyfime, tadından yenmez :D Ama Doruk denen zat olmasın mümkünse hiçbirinde -_- Kitabımızın birden çok ağızdan karakterleri ve yaşadıklarını aktarmasını gerçekten okunmayı daha keyifli kılmış. Ama ben başta bunu bilmediğimden dolayı şaşırdım, durumu farkettiğimde ise oldukça sevindim. Ki böylesi karakterlerin kendilerini açıklaması açısından gayet güzel olmuş, çünkü tek taraflı okusaydık inanıyorum ki yakışıklımız konusunda bu kadar bitiyor olmazdık. Zira kendileri hem pek nazlı hem pek sessiz hem de... şey okursanız anlayacağınız biri :) Bir diğer hoşlandığım konuysa yazarımızın kitabı tam bir dizi ya da film havasında yazmış olması. Okurken zaman kısmında aylar açısında aralık olsa da aylar kısmında içe girdiğiniz de oldukça detaylı ve canlı olduğunu görebiliyorsunuz. Bu kısımda alışana kadar size yorucu gelse de yazarımızın tarzına alıştıktan sonra çabucak seviyor ve kesinlikle durumdan memnun kalıyorsunuz ;)
Bunlar dışında kesinlikle konuşacak tonla şey olsa da sizlere herhangi bir spoiler vermemek için şu dakka susuyor ve turumuzun diğer durakları + çekilişlerimizle başbaşa bırakıyorum. Yarın görüşene kadar kendinize ve kitaplarınıza iyi bakın! :)
Meral KIR / Aylardan Aşk Öncelikle belirmeliyim ki anlaşma öncesi, sonrası, kapak heyecanı, basım aşaması derken aylardır sabırsızlıkla beklediğim canım ablamın bu şapşahane kitabını okuyup bitirip yorum aşamasına gelmiş olmanın haklı gururunu ve heyecanını yaşıyorum. :) ‘Aylardan Aşk’ nasıl bir kitaptı diye soracak olursanız, dilimin döndüğünce, parmaklarımın, düşüncelerimi yazıya döktüğünce anlatmaya çalışayım. :) ‘Sadece basit bir okuyucu’ gözüyle söylüyorum ki zaten kitap çıkmadan önce benim beklentilerim oldukça yüksekti ama kitabı elime alıp okumaya başlamamla beklentilerimin çok çok üstünde olduğunu anlamam bir oldu. Şöyle söyleyeyim, kitabı elinize alıp okumaya başlıyorsunuz ve kitap siz hiçbir çaba sarf etmeden akıp gidiyor. Belki Tanem’in uyanış evresine gelene kadar azıcık sabırsızlanabilirsiniz ama ondan sonrasında öyle bir heyecan dalgasına kapılıyorsunuz ki her şeyi bir tarafa bırakıyor, bitirmek için daha bir istekli davranıyoruz. Sürükleyici, heyecanın tavan yaptığı, açığa çıktığında tüm dengeleri alt üst edecek sırların, hayal kırıklıklarının, korkuların, geçmişte kapatılmamış hesapların içinde yeşeren sımsıcak bir aşk hikâyesi… Dikkat! Bu hikâyede herkese potansiyel suçlu gözüyle bakabilirsiz! (Şekil A.1 ben) :) Son nokta koyulana kadar nedir, ne değildir anlayamayacak ve tüm gerçekler açığa çıktığında çok şaşıracaksınız… *Tanem’in yaptığı kaza ile ilgili bilinmeyen tüm gerçekler… *Tanem’i zehirleyen suçlu kimdi ve amacı neydi? *Sancaktar ailesinin çok gizli sırları neydi? *Yağız’ın geçmişine gömdüğü ve kendini yalnızlığa mahkûm etmesine sebep olan bütün gerçekler açığa çıkmak için tüm sınırları zorlarken bakalım Doktor Yağız’ımız geçmişi ile yüzleşip onun karanlığından kurtulabilecek mi? Geçmişiyle barışıp, geleceğe bembeyaz bir sayfa açıp, her şeye sil baştan başlayabilecek mi?
*Doruk (uyuzu!) neden gitti? (“Neden geri geldi?” diye de sorardım ama o sorunun yanıtı hepimizin merakla beklediği 2. kitapta saklı… ;) ) Bu soruların cevapları mı? Hepsi kitapta! ;) Dostluk, aile bağları ve aşk üzerine yazılmış, türlü sırlarla harmanlanmış ve oldukça fazla emek verilmiş, dolu dolu muhteşem bir kitap! Yorumumu noktalamadan önce ise değinmek istediğim birkaç tane konu var… Okuduğum birkaç yorumda kitapta çok fazla ‘tıbbi terim’ kullanıldığıyla ilgili eleştiriler vardı ve hatta bende buna kendimi hazırlamıştım. Ama sonra okudum gördüm ki abartıldığı kadar değildi. Yerli yerinde kullanılmış terimlerdi. Sonuçta doktorlar ve ortada çözüme ulaşmayı bekleyen tıbbi bir vaka var… Tıbbi terimler yeşillik olsun diye değil gerekli olduğu için kullanılmıştı ve bence kararındaydı. Kitap kapağındaki Sarah Jio’nun yorumu eleştiriye tabi tutulan diğer bir başka konuydu. Fakat ben bunda yadırganacak bir şey göremedim. Yurtdışında zaten çoğu yazarın kitapları için başka yazarlar tarafından bu tip destek mahiyetli öneri cümleleri yazılıyor. Yabancı yazarlar kullanınca sorun olmuyor da bizim yazarlarımız kullanınca niye eleştiri malzemesi olarak kullanılıyor bu konu anlamadım. Bence çok çok güzel düşünülmüş ve iyi ki de uygulanmış dediğim bir yenilik oldu bu. Ha, Sarah Jio’nun ismi biraz küçük yazılabilir miydi, derseniz; evet, yazılabilirdi. Lakin yine de ‘Meral Kır’ ismini gölgeleyecek büyüklükte yazıldığını düşünmüyorum. Kitabı Sarah Jio’nun kitabı zanneden arkadaşlarımıza da biraz daha dikkatli olmalarını ve gündemi takip etmelerini önermekten başka çarem yok sanırım. ;) :) Bana göre, -tekrar ediyorum- bana göre, akla, mantığa aykırı hiçbir yanı olmayan, her şeyi es geçerek sadece cinselliğin ön plana çıkarılmadığı, tüm duyguları bünyesinde barındıran ve o duyguları sonuna kadar hissettirmeyi başarabilen, gerek kapak tasarımıyla, gerek iç tasarımı ve ayraç tasarımıyla çok emek harcanmış dolu dolu ve şahane bir kitaptı. İçinizden, “Her şey iyi, hoş da bu kitap tamamen dört dörtlük müydü, hiç mi eksiği yoktu be kardeşim?” diyeniniz varsa cevabım şudur ki “Bir sürü yazarın bir sürü kitabını okudum fakat daha dört dörtlük olanıyla hiç karşılaşmadım.” Elbette ki her kitapta olduğu kadar ufak tefek aksilikler vardı. Ama onlar bence işin tuzu biberiydi. Nazar boncuğuydu. :) Yorumuma son noktayı koyarken sevgili Müptelâ Yayınlarına bizi bu güzel kitapla buluşturduğu için teşekkürlerimi sunuyor, canım ablamm Meral Kır’a kalemine, yüreğine, aklına sağlık diyor, daha nice nice kitaplarını okuma isteğimi şiddetle belirtiyor ve kitabı hâlâ alıp almamakta kararsız olanlara kesinlikle tavsiye ettiği söylüyorum. :)
Dipnot: Serimizin 2. Kitabı olan Doruk ve sarı şeker Asya’mızın hikâyesini merakla ve sabırsızlıkla beklediğimi söylemeden de geçemeyeceğim. Sevgili yazarım bizi çok merakta bırakma. :) Birde Sancaktar kardeşlerin hepsine hepsine ama hepsine kitap istiyorum. :)
Meral Kır, sevdiğim bir yazar ve kalemi de bence güzel. Ama Aylardan Aşk beni fazla tatmin etmedi, çok fazla sevemedim. Akıcı evet ama kitabın dili ve kalın bir kitap olması akıcılığa yine de biraz engel oluşturmuş.
Ve Tanem'in hafıza kaybından sonra geçmişteki anılarını hatırlaması yani geçmişe gitmesi bana biraz kopuk geldi. Oraları tam olarak benimseyemedim.
Sıkılıp tekrar heyecanlandığım bir kitap oldu. Bence bunda kitabın uzun olması etken. Çünkü bence fazla uzatılmış gibiydi olaylar, gerçeklerin ortaya çıkması falan. Kitap biraz daha kısa olsaydı daha iyi olurdu çünkü bu tür kitaplarda bu bence hoş değil çünkü 576 sayfalık bir kitap ki bu bir süre sonra insanda "ne zaman bitecek, bitse de gitsek" hissi uyandırıyor en azından bende öyle.
Karakterler iyidi. Yağız fazla kalın kafalıydı :D Tanem ve güçlü duruşu güzeldi. Bol sırrın olduğu bir kitaptı ve çözümü de kolay olmadı. Doruk ise sevdiğim bir karakterdir ama sonda yapmış olduğu şey gerçekten dayaklık :D Tabi onunda hikayesi vardır ki ben Aşkı Seçtim kitabını okumak için sabırsızlanıyorum çünkü Asya ve Doruk merak ettiğim bir çift ve içimden bir ses Tanem ve Yağız çiftinden daha çok seveceğim diyor :D
Ama ben Mehmet Sancaktar'ı da çok merak ediyorum ve yakın zamanda kitabı çıkarda okurum inşallah :))
Bu kitap seriyi yazmaya başladığı ilk kitap bununda etkisi var. Çünkü okuduğum serinin 3. ve 4. kitapları Yolum Aşka Düştü ve Aşkın Kokusunu Aldım benim daha çok beğendiğim ve sevdiğim kitaplar.
Son dönemde Türk yazarlarını daha çok okumaya başladıysam benim için bu çok güzel bir şey. Artık Aiden, Christian, Cash vs. gibi erkek isimlerinin yanında Yağız, Doğan, Güven'i de okumak ve bizde de böyle erkeklerin olabileceğini bilmek sevindiriyor beni :)
Trafik kazası sonrası ölmek üzere olan Tanem şans eseri Yağız'ın çalıştığı hastaneye getirilir. Herkes umudu kesmişken ailesinin izni olursa Yağız Tanem'i hayata döndürebileceğini söylemektedir. 2 yıldır sürekli uyutularak tedavisi sürdürülen Tanem'in artık uyandırılma vakti gelmiştir. Yağız'ın bir doktor olarak nasıl mücadele verdiği, kendi içinde yaşadığı pişmanlıklar yüzünden daha çok Tanem'i hayata döndürme çabaları güzel bir kurguyla anlatılmış. Karakterlerin duyguları güzel ifade edilmiş. Tanem'in uyanmasına yakın yaşanan olaylar ile Yağız kendini bir maceranın içinde ortasında bulur. Herkes şüpheli, herkes tehlikelidir Tanem için.. Tanem'e hissettirmeden olayları çözmeye çalışan Yağız asıl tehlikenin nereden geleceğini tahmin edememiştir..
Kitapta en duygusal bulduğum yer; kendi iç hesaplaşmasını yaşayan Yağız, kazada kaybettiği ailesinin evine gittiğinde kız kardeşinin odasını incelerken, hergün yemek yediği masaya dokunurken ki hissettiklerini okuduğum yerlerdir..
Hem aşk, hem macerayı güzel ve akıcı bir kalemle sunmuş yazar. Tek sorun bence, 500 küsürlük kitabın çokta uzatılmasına gerek yokmuş. Biraz daha kısa tutulabilirdi.. 10/8 diyorum.
Kitap hakkında düşüncelerim biraz karışık. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitap detaylı araştırmalar sonucu ortaya çıkmış, bol bol terimlere yer verilmiş. Klişe bir şekilde Tanem de ilk sayfadan gözlerini açmıyor. Buraya kadar çok iyi ama daha sonrasında gelişen olayları kolaylıkla tahmin edilebilirdi. Ve sürekli Yağız'ın denek olarak kullandım benden ayrılacak düşüncesi yeter ama dedirtecek cinstendi. Aşklarını tam anlamıyla hissetmemize engeldi. Bunların dışında akıcı, kendine bağlayan bir kitaptı. Serinin diğer kitapları da elimde bulunduğundan onlarıda en kısa zamanda okuyup aradan çıkartmak istiyorum.
Uzun, çok uzun zamandır kalemi ile tanışmak istediğim bir yazardı Meral Kır. Bu tanışma için belli bir beklentimin olmaması da bir artı oldu benim için ki kitabı bitirdiğim zaman sevdiğimi hissettim. Kalabalık bir aileye giriş kitabı Aylardan Aşk. Tanem'in yaptığı kaza ve iki senelik bir koma ile başlıyor kurgu. Doktor Yağız'ın uyguladığı tedavi ile de Tanem'in uyanması için çalışmasını okuyoruz ilk 100-150 sayfada. Kitabın giriş kısımlarını sevdiğimi söylemem gerek. Merak ederek ve "ne olmuş olabilir ki?" sorusu ile okudum ilk sayfaları. Ancak kitabın ortalarına geldiğimde, kurgudaki kalabalık kadronun da etkisiyle, bazı kısımların da bana göre mantık hatası olduğunu söyleyebilirim. Sancaktarlara geniş yer verilmesi kurguyu boğduğu gibi esas karakterler ve olaydan da biraz uzaklaştırdı okurken. Hâliyle bu da mantık hatalarını da beraberinde getirmişti. Bir diğer eleştirim de editör kısmına. Keşke noktalama ve imlaya özen gösterilmiş olsaydı. Kitabın eleştirdiğim yönlerini geçtikten sonra sevdiğim kısımlara geçebilirim. Aslında son 150 sayfayı heyecanla okudum. Asıl olayların olduğu kısımlardı ve su gibi aktı. Belki favorim oldu diyemem ama kitabı kapattığımda okuduğuma da pişman değildim. Yazarın kaleminin kuvvetli oluşu ve ciddi anlamda araştırmalar yaptığını inkar edemem. Arkadaşlarımın dediğine göre de her kitabı daha da güzelleşiyormuş.
Kitabın konusundan her ne kadar benlik olmadığını anlasam da kendi jenerasyonumdan Türk bir kadın yazarın kitabını okumayı gerçekten istedim. Az da olsa bir gizem olması ve ailenin geri kalanını merak etmeme neden olması sebeiyle 2 yıldız verdim ancak kitabın eleştirilecek yönü çok çok fazla.
Öncelikle kitap son derece acemice yazılmış. İlk kitabı olması ve editörün de dikkatsizliği kitabı okumayı gerçekten zulüm haline getiriyor. Kitapta tek tarz bir anlatım yok, bazen 3. kişinin gözünden okurken bzen birinci ağızdan okuyorsunuz ve bunu o kadar ani geçişlerle yapıyor ki yazar başınız dönüyor. çok çok dikkatli olmalısınız okurken. yazarın ilk kitabı olduğu için bu kısıma beki de çok takılmamak gerekiyor diye düşünüyorum.
ikinci olarak kitabın konusu gereksiz yere çok uzatılmış,sündürülmüş de sündürülmüş. yağız ve tanem ikisinin de ağzına ağzına terlikle vurasım var:) karakterlerin gerçeklikten uzaklığı da değinilmesi gereken bir konu. çok zengin çok güzel/yakışıklı insanlar ve saçma sapan dramlar, gerçek dışı diyaloglar okurken arada gözlerimi devirdiğimi hissetmedim değil. yine de kitapta bir şey var ve okuma isteği duyuyorsunuz, serinin geri kalanlarını bu eleştirilere rağmen okuyacağımı düşünüyorum.
bence kitaptaki en önemli sıkıntı kadın yazarın (kadın diyorum bayan değil, cinsiyet olarak kadınız bayan değiliz, kendimizden bahsederken kadın kelimesini kullanmalıyız, evet takıntılıyım) cinsiyetçi yazım tarzı. özellikle genç insanların ayıla bayıla okuduğu kitaplarda yazarların özellikle de kadın yazarların bu cinsiyetçi söylemleri kullanmaması, dikkatli olması gerektiğine inanıyorum. kadını çirkin kalıplara sokmaktan ciddi anlamda kaçınmaları lazım. kadınlar sır saklayamaz, kadınlar çok konuşur vs gibi klişe çirkin söylemler beni çok çok rahatsız etti. ayrıca kadına ve erkeğe biçilen rol, romantizm anlayışı da çok sağlıklı değil. yağız'ın sevgilisinin ona yeşil giymeyi yasaklamayı düşünmesi ve bunu kendinde hak görmesi dekolte giymesine saçma sapan karışma çabaları, tanem'in anlamsız kıskançlığı ilişkiyi romantik yapan unsurlar değil, bunu çok güzel bir ilişkinin olmazsa olmazı gibi göstermenin anlamı olmadığını düşünüyorum.
sonuç olarak okudum, kısa sürede bitirdim, okumasam da olurdu, devamını da okurum...
Çoooookk uzun süredir bir Türk yazarın kitabını okumamıştım.Çünkü yeterince keyif alamamaktan korkuyordum.Fakat bu kitabı okuduktan sonra ve bu yazarla tanıştıktan sonra galiba korkularımı yendim. Kitap o kadar güzeldi ki ne kadar yorum yazsam üstüne ne kadar konuşsam az kalır.Çok modern bir hikaye yazmış yazarımız.Tanem ve Yağızın aşkları hiçte beklediğim gibi vıcık vıcık bir aşk değildi.Gayet yerinde ve yeterince savaş verilerek kazanılan bir aştı.Kitapta sadece Yağız ve Tanem'e yer verilmemişti onların haricinde ailedeki diğer üyelerin hayatlarına da yer verilmişti. Ayrıca kitapta çözülmeyi bekleyen bir gizemin oluşu her sayfasını daha bir merakla daha bir hevesle okumamı sağladı ve bu gizem hiçte tahmin ettiğim gibi çıkmayıp beni şaşırtmayı başardı.
Tanem karakteri benim gözümde çok güçlü bir karakter başından çokça şey geçmesine rağmen her zaman ayakta kalan bir karakter ve bu özelliği beni kendine hayran bıraktırdı.Birde kafasına koyduğu şeyi yapması hoşuma giden özelliklerinden biriydi.Özellikle Yağız'ı kazanmak için yaptıklarını ise çok taktir ettim,gerçi bir ara çocuğa kafayı yedireceklerini sanmıştım ama Yağız da çok sabırlı çıktı :D Yağız'a gelirsek geçmişinde çok yaralar almış bu yüzden kendini işine adamış bir karakter. Yağız'ı da çok sevdim aslında ama ilk defa bir kadın karakteri erkek karakterden daha çok sevdiğimi itiraf etmem gerek.
DİKKAT UFACIK BİR SPOILER ÇIKABİLİR !!!
Ben Yağız ve Tanem'in aşklarını okumanın yanı sıra Doruk ve Asya'nın aşklarınıda okumaya bayıldım.Kitap bittiğinde onların sonlanmamış hikayesi beni resmen deli etti hele birde olaya Sabina mıdır nedir onun dahil olması ise sinirlerimi iyice bozdu.Neyse ki kitabın devamı gelecekmiş ve devam kitabında Doruk ile Asya'nın hikayesinin açıklığa kavuşacağını tahmin ediyorum.
Ay yorumu çok uzattım galiba ama bu kitapla ilgili içimdekileri paylaşmak istiyorum ve ne kadar paylaşsam bile az kalacağını biliyorum.Bu kitabı bence herkes okumalı ve yazarın muhteşem anlatımıyla zaman kavramını yitirmeli.
Sanıyorum beklentimi biraz yüksek tuttum bu kitap için ve elimde biraz fazla süründü.Öncelikle şunu söyleyeyim,çok fazla karakter var kitapta. Bu beni epey zorlamıştı başlarda ve neden bilmiyorum,bir türlü ısınamadım karakterlere. Şunu söylemeden geçemeyeceğim,okurken Yağız beni delirtti resmen. Gerçekten kalın kafalı bir adamdı. Bunu kabul etmesi 500 küsur sayfa sürdü ne yazık ki. Kitabın başları gayet güzel ilerliyordu aslında fakat daha sonraları akıp gidemedi bir türlü. Biraz uzatıldığını düşünüyorum açıkcası. Ama son yüz sayfayla toparlayabildi kitap kendini. Olaylar açığa çıkmaya başladığında epey şaşırttı beni,iyi ki de böyle oldu. Tahmin edilebilir şeyler olmamasına sevindim. Yani,genel olarak böyle düşünüyorum çok uzun bir yorum yapabileceğimi de sanmıyorum. Son sayfalarla kurtarabildiği kadar kurtardı diyelim. Belki fazla bir beklentiyle başlamazsanız daha iyi olabilir. Serinin ikinci kitabına ne zaman başlarım bilmiyorum ama şu ara daha farklı şeyler okumalıyım bence.
Mükemmel bir işe, mükemmel bir aileye, mükemmel bir hayata yani kısacası yaşamınızda mükemmel olan her şeye sahip olsanız ve birkaç saat içerisinde tüm bu mükemmel olaylar dizisi tepe taklak olsa ne yapardınız? Nasıl bir boşluğun içine düşerdiniz? Neler hissederdiniz? Düşünemiyorsunuz değil mi? Tanem de düşünememişti…
24 yaşına girmesine bir gün kala, her şey hayatında mükemmel bir düzen içerisinde giderken, hayatındaki en büyük toplantıya dakikalar kala bir telefon görüşmesi ile Tanem’in mükemmel hayatı tepe taklak olmuştur.
Telefon görüşmesinden sonra dünyası başına yıkılan Tanem, gözyaşlarının ardı arkası kesilmeden arabasına binmiş ve körlemesine sürmeye başlamıştır. Daha fazla gidemeyeceğini anlayan Tanem, araba öyle durdurulamayacak bir yerde durdurur ki hayatından 2 koca yılı hastane yatağında yatarak geçirir.
herkesi potansiyel katil plato gördüm hatta filiz de emindim ama doktor sen aklımın ucunda bile yoktun. çok güzel bir hikayesiydi. ve şimdi doruk la asya yi okumaya gidiyorum bakalım onların hikayesinde beni neler bekliyor