Modern Ruhu Kurtarmak (Eva Illouz)
Terapötik ikna, doğası gereği moderndir ve modernizmin en endişe verici veçhesi modern olmasıdır; bürokratikleşme, narsisizm, sahte bir benlik inşası….
Kendi benliklerimizin içine çekilme çağrısında bulunan terapötik ikna, bize vatandaşlık ve siyaset gibi büyük alanlardan el etek çektirmiştir.
Terapötik söylem, niteliksel bakımdan benliğin yeni dili olmak gibi nadir bulunan bir meziyete sahiptir.
Duygu bizi eyleme sevk eden içsel enerjidir…Duygu psikolojik bir varlıktır….
Toplumsal eylemi “içeriden” anlamayı hedefleyen hermenötik (yorumsamacılık) sosyoloji, eylemin duygusal rengine ve tonlamasına dikkat kesilmek zorundadır.
Freud’un teorileri Almanya’da göz ardı edilip tahliye edilmişti. Oysa, ABD’de Clark Üniversitesi’nde verdiği konferanslar kendisini bir gecede meşhur yapmıştı..
Amerika’nın değişik olan her şeyi memnuniyetle karşılama eğilimi (Edit Kurzweil).
Freud kültürel anlamda Marx’ın kusursuz muadilini temsil ediyordu: Marx’ın insani değeri ve mücadeleyi emek alanında konumlandırdığı yerde, Freud onu aile hayatının sürdüğü alana yerleştiriyordu. Bu yolla Freud, benliği ev içi alanda düşünüp imgelemeye ve daha geniş anlamda, gündelik yaşam alanını benlik oluşumunun en yüce arenası haline getirmeye elverişli yepyeni bilişsel araçlar ve şemalar getirmişti.
Freud’çu benlik anlatıları, Batı kültürünün kadim ve süreklilik arz eden bir anlatısıyla, yani selamet/kurtuluş anlatısının nitelikleriyle dopdolu idi. Bu kurtuluş anlatısı, Protestan benlik anlatılarında ve İncil’de geçen dinsel anlatıların Romantik versiyonlarında yeniden işlenmişti.
Freudcu matris, benliği, patoloji ve normallik gibi ikiz kültürel kategoriler aracığıyla kurtarmanın yepyeni bir yolunu sunmuştu. Freud eşzamanlı olarak kimliği gündelik yaşam alanına yerleştirir ve patolojik olan ile normallik arasındaki ayrımı bulanıklaştırır.
Freud’un “’hepimizin bir şekilde histerik olduğu ve sözüm ona normallik ile nevroz arasındaki farkın sadece bir derece olduğu” şeklindeki kanaat, onu yazılarındaki başlıca anlatımlardan biridir (Philip Rieff).
Freud normalliğin bir hayli istikrarsız bir durum, karmaşık ve oldukça nadir görülen bir olgunlaşma sürecinin nihai noktası olduğunu iddia etmişti.
Nevrotik ve sağlıklı davranış arasındaki sınır onarılamaz biçimde bulanıksa (psikanalizden sonra hepimiz tek gecede nevrotik olduk), bütün arzular ve eylemler sorunlu, olgunlaşmaktan uzak ve nevrotik bir psişeye işaret ederdi. Freud’çu kayıp benlik, para, ün ve başarı ile bulunabilirdi. Freud’çu sağlık idealinin davranışı normalleştirmediğini savunuyorum. Daha ziyade bu ideal, davranışı patolojikleştirmiş ve psikolojik hermenötiği -derindeki anlamların benlikte saklı olduğu şüphesini- toplumsal eylemin alelade bir niteliği haline getirmişti.
Freud’çu bakış açısı, aileye odaklanan bir “ideolojik etkinlik” biçimiydi…
Benlik ve dış görünüş uğruna mutlu aile tablosu ile gerçekteki mutsuzluk örtülüyordu.
Arzulu kadın bastırılmıştır, erkek ise dışarda örselenir, bastırır, dışa vurur (Peter Gay).
Dışavurum ile kısıtlanmış cinsellik modelleri arasındaki çelişki…
Freud’a yönelik kimi eleştirilere karşı, Freud’un düşüncelerinde yepyeni ve cezbedici şeyin cinsiyeti ele alması ve kadın cinselliğini meşrulaştırması olduğunu hissediyorum.
Psikanaliz son kertede özgürlük ve kendine hakimiyet bahşeden bir inceleme sürecinde kişinin kendisine tarafsız bir şekilde bakması sayesinde kendini tanımayı buyuran rasyonel bir söylemdir. “Delphi’deki kâhinin “Kendini bil” şeklindeki tembihiyle başlayan kendine özgü bir iç gözlem geleneğinin doruk noktası” olarak kabul edilebilir.
Kültür, Ann Swidler’in benliğe anlam yükleyen “eylem hattı” adını verdiği şeyi sunduğu zaman, en güçlü haline kavuşur.
Psikologlar dürüstlük, sadakat ve güvenilirlik gibi karakter özelliklerinin verimlilikle kayda değer biçimde bağıntılı olduğunu keşfetmişlerdi. Donna Stanton: Kendine hükmetmek, başkasına hükmetmektir. Feminizm ve terapötik bakış açıları, görünüşte aynı nesneleri, yani benliğin aileyle ilişkisini, cinselliğin rolünü, cinsiyetler arasındaki ilişkiyi ve ebeveynlik ile anneliğin anlamını ele alma ve eleştirme çabasındaki birbiriyle rekabet halinde olan nüfuz sahibi iki kültürel oluşum arasındaki ittifakın olağanüstü bir örneğini sunar.
Kurumlaşmalarıyla birlikte, feminizm ve psikoloji, giderek birbirine düşman olmaya başladı.
Her ikisi de popülerleşen psikoloji ve feminizm, en nihayetinde nüfuz sahibi biricik bir kültürel ve bilişsel matris oluşturacak şekilde birleşecekti.
Abraham Maslow gibi hümanist psikologlar, insanların büyük oranda bilinçli ve rasyonel varlıklar olduğunu, bilinçdışı gereksinimler ve çatışmalar tarafından yönetilmedikleri ve kendi eylemlerini deneyimledikleri, bunları karara bağladıklarını ve özgürce seçtiklerini savunur.
Maslow’un düşüncesi kendini gerçekleştirme ihtiyacına çağrıda bulunuyordu ve bu da onu ABD kültüründe büyük başarıya ulaştıracak bir hipotezi -başarı korkusunun bir kişinin azamete ve kendini gerçekleştirmeye ulaşmasını engelleyen şey olduğu hipotezini- ortaya atmaya götürmüştü.
Kişisel anlatılar, aynı zamanda büyük ve önde gelen “başlıca kültürel senaryolar” ile irtibatlandırılabildikleri için, kolektif bir boyut taşıyabilirler (Shery Ortner).
Terapötik ikna, bir zamanlar ahlaki bir sorun olarak adlandırılan bir şeyi bir hastalığa dönüştürmüştür.
Redbook makalelerinden birinde, bir terapistten alıntıda, “Bizim toplumumuzda insanlar cinsellikten daha ziyade yakınlaşmaktan korkarlar” diye yazılmıştı.
Sağlıklı bir aşk tanımı gereği, yaralamaz ve acı vermez.
Otobiyografik söylem araştırmacıları, anlatıların kendimizi anlamamızı ve başkalarıyla iletişim kurma yollarımızı şekillendirdiğini ileri sürmüştür.
Hayatlarımızı nasıl kavradığımız ve onu başkalarına nasıl aktardığımız, “hayatlarımızı anlatmak için” seçtiğimiz anlatı biçimine bağlıdır.
Freud’un o meşhur iddiasının günümüze tercümesi, evimiz yanıyor olsa bile, hatta belki de özellikle yanıyorken, kendi evimizin efendisinin biz olduğudur.
Terapötik biyografi, kişinin yalnızca kendi ruhunun karanlık köşelerine bir göz atmamıza imkan tanımasını ve bir hikaye anlatmaya istekli olmasını talep eder. Anlatılaştırmak ve anlatı sayesinde dönüştürülmek, tam da çok çeşitli medya kuruluşları (kadın ve erkek dergileri, talk şovlar, radyo programları vb) tarafından üretilen, işlenen ve dolaşıma sokulan mallardır çünkü neredeyse eşi benzeri görülmemiş artı-değer üretebilirler. Ben; yani, sömürüye yol açabilirler. Gerçekten de, terapötik anlatıya performatif karakterini kazandıran şey onun piyasadaki konumudur: Oprah Winfrey şov bunun örneğidir.
Bu anlatı, utanç, suçluluk, korku ve yetersizlik gibi olumsuz duyguları öne çıkarırken, suçlama ve suçluluk gibi ahlaki şemaları devreye sokmaz.
Oprah; insanlar televizyonda olduğunuz için dünyayı parmağınızda oynattığınızı düşünüyor. Ama ben uzun yıllardır KENDİ özdeğerimle mücadele halindeyim. Bununla ancak şimdilerde yüzleşiyorum.
Psişik ıstırap anlatısı, başarı biyografilerini, benliğin kendini hiçbir zaman tam anlamıyla “inşa edemediği” ve ruhsal ıstırabın kimliğin süregiden kurucu bir veçhesi haline geldiği biyografiler olarak yeniden biçimlendirir.
Yeni terapötik otobiyografide, hikâyeyi yönlendiren şey başarı değildir; aksine tam da benliğin dünyevi başarının orta yerinde kontrolün kaybedilmiş olması ya da kaybedebilme olanağıdır.
Yaşamımın başlangıcından bir anlam çıkarmaya çalışmak kocaman bir aptallık (Abraham Lincoln). Terapötik anlatı, kişinin kendi hayat hikayesini anlatma tarzına kökünden karşıdır çünkü tam anlamıyla her türlü anlam yaşamın erken döneminden çıkarılmasından ibarettir.
Atölye konusunda en çok beğenilen “Sorumlu olan sensin” ve “Hayatını değiştirebilirsin” düşüncesi açık ara en cezbedici düşünce idi.
Duyguların (mesleki ve sosyal) yetkinliği işaret ettiği düşüncesi, başka hiçbir yerde duygusal idare ile sosyal başarıyı açık açık birbirine bağlayan, artık her yere yayılmış “duygusal zekâ” (DZ) kavramından daha belirgin olmamıştır.
Bu yüzden kişisel gelişim, geniş kapsamlı terapötik, kültürel yapının mihenk taşıdır ve kişisel değişim ancak ilk önce hastalıklar ve ıstıraplar belirlenip etiketlenip kategorize edilirse gerçeklik kazanabilir.
Modernitenin farklılık, dışlama ve marjinalleştirme ürettiğini unutmamak gerekir.
Duygusal yetkinlik; yani özfarkındalık, duygularını tanımlama, adlandırma, onlar hakkında konuşma, birbirlerinin konumlarıyla empati kurma ve bir soruna çözüm bulma yeteneğidir.
Terapötik dil ve duygusal tekinlik “gerçek” bir kültürel kaynaktır.
Amerikan toplumunun en güçlü dört kurumsal bölgesi -şirket, aile, kitle iletişim araçları ve devlet- psikolojiyi benimsemiş ve onu farklı kurumsal ve kültürel dinamikler aracılığıyla modern kimliğin merkezi özelliği haline getirmiştir.
Benlik, modernitenin çelişkilerinin yönetilmesi noktasında birincil bölge haline gelmiş ve psikolojik çelişkilerle başa çıkmak için teknikler sunmuştur. Psikoloji, “gözetim” veya “biyoiktidar” ile ilgili olmaktan çok, modern benliğin çelişkilerini kontrol altına almak ve yönetmekle ilgilidir.
Ben: Psikoloji ile modern benliğin kontrolü …Kapitalizmde kârı kurtarmak…Sözel gölgeleme vs…
Ben: Modern ruhu kurtarmak değil Kapitalizmin işleyişine çözüm ve esas sınıfsal sorun yerine benlik inşası vs ile uğraşan bir kitap olmuş.