Türkiye'de blog denince akla ilk onun ismi geldi. Birçok insanın blog açma nedeni olurken, onu okuyan herkesin bazen dert ortağı, bazen de en çok güldüğü arkadaşı oldu. Kendine bestseller yazarların arasında sağlam bir yer edinen Pucca, maceralarına devam ediyor.
İlk kitabı "Küçük Aptalın Büyük Dünyası", "blog" nedir bilen bilmeyen herkesin tatil çantasındaki yerini aldı. Pucca, ünlü - ünsüz, onu okuyan herkesi kendisine hayran bıraktı. Yazdıklarını okuyan onunla birlikte öfkelendi, onunla birlikte ağladı, onun şapşallıklarına karnı ağrıyana kadar güldü. Okurlar, aylarca hikayenin devamını bekledi, Pucca ise hep bir mutlu sonu...
Şimdi zamanı geldi, Pucca, merakla beklenen ikinci kitabı "Pucca Günlük ve Geri Kalan Her Şey" le aramızda!
İlkinin aksine, Pucca ikinci kitapta neyi, kimi anlatıyor kimse bilmiyor. Sürprizlerle dolu geri kalanlarda, Pucca'nın eğlenceli, komik, bazen de hüzünlü anlatımıyla günlüğün devamını okuyoruz. Yazarımız, ikinci kitaptan sonra battaniyenin altından çıktı, farklı ve yepyeni bir dünyada yerini aldı.
Şimdi biz de hep birlikte battaniyelerimizin altından çıkıp onun yeni dünyasına giriyoruz.
Asıl mesleği televizyonculuk olan PuCCa, 2007 yılında eski sevgilisinden intikam almak için açtığı blog'la internette “baya” tanındı. Günde 3000'den fazla kişinin ziyaret ettiği blog'u, Türkiye de en fazla izleyicisi olan kişisel blog oldu.
Birincisinin ardından ikincisine şans verip okumamak gerekiyormuş. Hiçbir kitabı çöp diye nitelendirmek istemem ama bu öyle değilse diğer okuduklarıma fazlasıyla yazık etmiş olurum.
Bir çırpıda keyif için okunan dizüstü edebiyatı klasiklerinden bir kitap daha. Daha önceden de söylediğim gibi bu kitapları yalnızca kafamı dağıtmak istediğim zamanlarda yüzümü güldürdükleri için okuyorum ve gülmek dışında hiçbir beklentim olmuyor. Haliyle evet bu kitap beni gayet tatmin etti. Bana göre tek sıkıntısı aşırı argo içermesi. O da zaten yazarın gündelik dilinin de aşırı argo içermesinden kaynaklanıyor. Açıkçası eğlenmeye ihtiyaç duyduğunuz bir dönemde rahatça Pucca'nın hayatına dalabilirsiniz. Tavsiye ederim.
PuCCa'yı zaten yıllardır takip ediyorum. Bir başkası kızlar hede kızlar hödö dese kabaracak feministlik damarım PuCCa okurken kabarmıyor çünkü tespitleri büyük oranda doğru ve bence amacı etiketlemek değil, var olan şeyleri dile getirmek.
Bir süre sonra Ceri'den bıkkınlık gelmedi değil ama ilk kitaba göre çok daha iyiydi kesinlikle. Okurken bol bol kahkaha attığımı bilmem söylememe gerek var mı?
Twitter'dan bloglardan uzak olunca tabii haberim yoktu benim PuCCa'dan. Cem patron sağolsun, ben elin sarı çiyanı tarafından terk edilince bu kitabı verdi bana. "Hem gülersin hem de erkeklere süper küfrediyo rahatlarsın" dedi. Meğersem bu PuCCa blog yazarıymış. Başlarda gerçek isim falan da kullanmıyormuş, içini dökmek istemiş. Ana avrat düz gidip hayatını anlatmış. Sonraları kitap olmuş. İyi de olmuş. Kendisinin de kabul ettiği gibi "edebi" bir değeri yok ancak hayatımızda olan biten küçük detayları dile getirmesi ve yazım tarzı çok hoşuma gitti. Ne demek şimdi küçük detay diyeceksiniz. Yani neredeyse hergün karşılaştığımız ama dile getirmeye gerek görmediğimiz şeyler. Bir şey anlatırken aralarda başka başka yerlere gidiyor. Murathan Mungan'ı sokuşturucam yine ama o Yüksek Topuklar'daki gibi. Çok eğlenceli! Bir sürü yerde kahkahalara boğulup gözlerimden yaşlar geldi gülmekten. Yine beğendiğim birkaç kısmını koyacağım buraya ancak kitabın ve hitabın göstergesi olmayacak. Keza kendi başına olsa çok masum durabilecek bir sözcüğü bazen bir olayın akışı içinde öyle kullanıyor ki midenize kramplar girebilir gülmekten. Eh tabi buraya da 2 3 sayfalık yazıyı koyamayacağım için en iyisi mi siz de okuyun. Bol kahkahayı kendinize çok görmeyin. Hatta blog sayfasına da bakın: http://passiflora-rapunzel.blogspot.com/
...Kendi kendime emekli teyze listesi yaparak çıktım dışarı, o sırada da Pekmez aradı, ya dedim bu çocuğun arabası var, elimde bir ton poşetle eve kadar yürümeyeyim, bi işe yarasın diyerek onu da çağırdım markete. O da hemen geldi, ya var ya bence bu çocuk bu yüzden kaybetti. Ne zaman çağırsam işi gücü bırakıp koştur koştur geliyor. Tek bana özel değil tabii bu durum, karısı da aradığında aynı şekilde yapıyor. Bi hayır demeyi öğren be adam, vallahi o zaman kazanacaksın ama ıı ıh ille birilerinin peşinde sürüklenecek..Sayfa53 Not: Bu kısmı kendim için özel olarak yazdım. Hayatta kimseye hayır diyemeyip kaybeden birisi olduğumdan. Ha bu arada, bu huyumdan vazgeçme kararı aldım. Artık iyi ışıl he ışıl yok haberiniz ola, hayırcı despot olacağım.
..Meğersem gay gruplar toplanıp gelmiş bu sezon ve bizim kaldığımız yer paso bunlarla dolu......Kız kıza Olimpos'ta olmak da neyin nesi? Denize gitmek için bile bir kilometre yol yürüyorsun.. Her taraf kaslı bebe dolu ve hepsi dünya ahret bacım, "Çin işkencesi mi lan bu" diyerek yedim de yedim bütün kahvaltıyı...Sayfa70
..Beyaz tenli olmanın zararı aslında bui esmerler ne güzel hiçbir bok yapmasalar bile kanlı canlı duruyorlar. Ben iki allık sürmeyeyim "geçmiş olsun tatlım lösemi olmuşsun" diyorlar...Sayfa161
..İyi biri gibi görüneyim bari bundan sonra yanında, bayramda huzurevine falan gidelim diyeyim de böyle götümden kelebek fışkıran iyilik perisi gibi görsün beni. Belki o zaman düdüklemek ister.........Belki de beni çok zeki bulmuştur, kendine göre fazla görmüştür. Yani evet, bence de zekmdan korkmuştur. Haklısın buna ben de inanmadım. Zekamdan neden korksun herif, sanki düşünce gücüyle atom bombası yapıp götüne sokacağım salağın, zaten bu da istediklerini elde edemeyen kızların bahanesi..Sayfa226
..Sonra lazer yüzünden daha dökülmemiş bazı tüycükleri fark ettim! Kadın onları sakın alma dökülecek demişti, o kadar büyük ikilemde kaldım ki, şimdi ne olur ne olmaz diye alsam mı? Yoksa amaaan ya ilk günden adamın koynunda ne işim var mı desem? Ya yolda trafik kazası geçirirsek? Ya o kurtulup beni kurtarmaya çalışırken eteğim açılırsa? Ya hastaneye yetiştirdiklerinde doktorlar buna "Kızı kurtardık, şu an yoğun bakımda traşlıyoruz" derlerse? Ya adam tam beni tekerleğin altından çıkartırken yanlışlıkla eli donuma gelirse, sonra midesi bulanıp beni orada kendi kaderime bırakırsa? Ya tam kaza anında güvenlik kameralarına takılırsak ve kameralar belden aşağımı haberlere verirlerse? Ya tüm Türkiye o gün ağdasız olduğumu öğrenirse? Haberleri izleyen teyzeler, "tüh tüh tüh pisliğe bak, yanına almış manken gibi çocuğu bi kuaföre git di mi? Japonya mı burası kapa kapa midem kalktı" derlerse?..Sayfa271
Evet, Pucca burada da tam gaz devam ediyor. Hatta burada kendini bi kat daha aşıyor diyebilirim. Yine çok güldürmeceliydi, hatta bana biraz sırf yazmak için bazı şeyleri yapmış ve yaşamış gibi geldi. Ama ben pek takılmadım. Eğlendim mi eğlendim gerisini kurcalamam arkadaş. Kitaba yine bir ayrılık acısıyla başladık, o yüzden başlar yine durgundu. Açıkçası Pucca ayrılık acısı çekerken hiç çekilmiyor. Bunu anlamış olduk. Tabi kitabın ilerleyen sayfalarında Pucca rahat durur mu? Yine kendince açılımlar gerçekleştiriyor.
Dizüstü edebiyat fenomenini merak ettiğimden hazır deniz kenarıdayım vakit geçireyim diye yazlığın kütüphanesinden aldım, hasılı kelam eğlenmek ve kafa boşaltmak için okunabilir ancak kesinlikle edeni bir değeri yok ve insana bir şey katmıyor. Zaten yazanın da edebi bir kaygısı ve iddiası yok. Yazın sahilde boş beleş yatarken okuyabilirsiniz ancak.
dedim yaa bir miktar röntgencilik var diye.. İnsan merak ediyor işte ne oldu acaba.. Onunla barıştı mı yeni biriyle tanıştı mı? Bu sefer ne arızalık yaptı acaba diye?? İşte bu kitapta da Ceri`yi okuyoruz. Ceri ile tanışması, birliktelikleri, kavgaları... Yalnız sende az arıza değilmişsin Ceri..
Ilk kitabı büyük zevk ile 1,5 gün içerisinde okumama rağmen, bu bölüm fazlasıyla sinir bozucu ve 'yok artık çüş' dedirten olaylarla dolu. Kendimi düşünce ve duygusal olarak Pucca'ya yakın hissetsemde, çoğu zaman fazla hayalperest ve aşırı abartı dolu hikayelerden oluşmuş.
Çooook güzeldiii. PuCCa bile büyüdü yeminle. Ceri de çoook romantik. Adam aşkından ağladı kafasını duvarlara vurdu. İnşallah bir daha ayrılmazlar. Mükemmel bir çift oldular bence.