Jump to ratings and reviews
Rate this book

Savaş ve Açlar

Rate this book
Hasan İzzettin Dinamo, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarını en fazla yokluk ve kimsesizlik içinde geçiren yazarlarımızdandır. Savaş ve Açlar, bir ailenin yaşayabileceği en zor koşullardaki var olma mücadelesinin, savaşın etkisiyle, nasıl drama dönüştüğünü, nasıl dağılma ve yok olma sürecine girdiğini anlatan, çarpıcı ve bir o kadar da etkileyici bir roman.

"O bir ermiş, bir kahraman, bir çocuk saflığında, dudaklarında hüzünlü bir gülümseme, yaşadı ve öldü. Hasan İzzettin Dinamo, su katılmamış, devrimci bir kahramandı ve edebiyatımızın da büyük ustalarından biriydi."
Yaşar Kemal

384 pages, Paperback

First published January 1, 1968

4 people are currently reading
229 people want to read

About the author

Hasan İzzettin Dinamo

36 books12 followers
Hasan İzzettin Dinamo (1909, Akçaabat, Trabzon - 20 Haziran 1989), Türk yazardır.

Ailesiyle önce İstanbul'a sonra Samsun'a yerleşti. Babası I. Dünya Savaşı'nda öldü. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ndeki eğitimini tamamlayamadan ayrılan yazar, geçimini çeviriler yaparak ve özel ders vererek sağladı.

Dinamo, gençliğinde bireysel şiirler yazsa da Nazım Hikmet'in şiirleriyle tanışınca kendine toplumcu bir çizgi çizdi. Nazım'ın yanında, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve A. Kadir gibi şairlerle birlikte çalıştı. yedi ciltlik Kutsal İsyan ve Savaş ve Açlar gibi önemli romanlara imza atmıştır. 1977 yılında, "Kutsal Barış" adlı romanıyla, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanmıştır. Genellikle savaş dönemini anlatan romanlarının yanında şiir kitapları ve bir de öykü kitabı bulunmaktadır.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
79 (71%)
4 stars
24 (21%)
3 stars
4 (3%)
2 stars
1 (<1%)
1 star
2 (1%)
Displaying 1 - 20 of 20 reviews
Profile Image for Burak Kuscu.
580 reviews132 followers
January 16, 2026
Savaş ve Açlar'ı okuyup etkilenmemek, savaşa sövgüler düzmeden durabilmek, Şakire'ye yardım etmek isteğini içinizde hissetmemek mümkün değil.

Savaşın geride kalanlarını, cephe gerisini anlatan çok kitap okuyoruz. Türk Edebiyatı'nda Umumi Harp'in cephe gerisini anlatan belki de en değerli 3-4 kitaptan biri Savaş ve Açlar ama neredeyse hiç bilinmiyor. Bir süre baskısı bile yoktu. Şimdi yine iyi kötü Tekin Yayınevi basıyor da hepimiz okuyabiliyoruz Hasan İzzettin Dinamo'yu.

O çok ünlü Küçük Ağa, Zeytindağı, Yaban, Esir Şehir Üçlemesi ve niceleri Türk Edebiyatında 1. Dünya Savaşı'nı konu alan eserler, Savaş ve Açlar kadar etkilemedi beni ne yalan söyleyeyim. Knut Hamsun'un Açlık kitabı da bunun yanında kabuklu fıstık niyetine okunur ancak.

Bu topraklar ait hisseden her bireyin, gencin yaşlının okuması gereken bir kitap. Böylece elimizdeki bir lokma ekmeğin de, patır patır ürün veren bu kıymetli toprağımızın da kıymetini daha iyi anlamamız için okunmalı.
Profile Image for Murat.
626 reviews
November 8, 2023
Yu Hua'nın Yaşamak ve Knut Hamsun'un Açlık kitapları geldi aklıma bu kitabı okuduğumda.

Sonra da bu toprakların tarihi gerçekliği üzerine yazılmış bu muhteşem kitabı, yukarıdaki iki kitaptan sonra okumuş olduğum için üzüldüm.

Okuduktan sonra sizi boğazınızda bir yumru ve aklınızda dünden bugüne, bugünden yarına uzanan binlerce düşünce ile baş başa bırakacak bir kitap bu.

“Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?” demiş Kafka.

"Okuma zahmeti"ne değecek bir kitap bu. Kesinlikle.
Profile Image for İlteriş.
109 reviews4 followers
June 6, 2021
Harika bir kitaptı. Osmanlı'nın son dönemlerinin nasıl geçtiğini, cephede askerler ölürken geride kalanların ne tür açlık ve sefalet içinde yaşadığını anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap. Hatta bu kitap Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okunması zorunlu bile kılınmalı. Yoksulların türlü türlü dertlerle yaşam mücadelesi verirken zenginlerin geride kalanların mallarına çökerek nasıl zenginliklerini katladığını, şehit ailelerinin yoksulluktan hırsızlıktan dilenciliğe varana kadar istemediği türlü şeyleri yapmak zorunda kalmasını, asker kaçağı eşkiyaların nasıl kök söktürdüklerini ve tabi artık gündelik hayatın parçası olmuş ardı arkası kesilmeyen ölümleri anlamak için bu kitap mutlaka okunmalı.

Bu kitabı okurken Türk insanını ve bu vatanın ne zorluklar ve imkansızlıklarla kurulduğunu da daha iyi anladım. Hasan İzzettin Dinamo bu kitabı yazarak çok büyük bir işe imza atmış. Serinin devam kitaplarını da en kısa zamanda okuyacağım. Bu kitabı herkese tavsiye ederim.
Profile Image for Terss.
669 reviews36 followers
May 27, 2023
Okuduğum en iyi otobiyografik roman.
Birinci Dünya Savaşı'nda Anadolu'da yaşanan açlığı birinci ağızdan dinlemek isterseniz mutlaka okuyun.
Profile Image for Drzd.
2 reviews
June 19, 2019
Cumhuriyet tarihini anlamak icin okunacak en onemli kitaplardan biri, hem edebi hem sade, anadolu gibi bir kitap. Savasin korkunclugunu anlatmasi disinda insani insana anlatan tam bir sanat yapiti, bu memleket ne acilar cekmis en guzel boyle kitaplar sayesinde ogreniyoruz, ne kadar kisisel ve gercek bir hikaye oldugunu okurken anliyorsunuz.
musa serisini bitirip kutsal isyana baslamak icin can atiyorum.
Profile Image for Mustafa Demir.
2 reviews
January 29, 2021
Savaşa giden aile üyeleri geri dönmüyor. Açlık, yardımlarla yahut yalnızca emekle dindirilmiyor. Bazen kurgular - bu kitapta olduğu gibi- mutlu sonla değil, realitenin salt kanunları ile şekilleniyor ve sona eriyor.
Profile Image for Halil Harutoglu.
14 reviews3 followers
June 1, 2021
Savaş çığırtkanlığı yapan herkese okutulmalı. Hatta okullarda okutulmalı ki gençler savaşın ne demek olduğunu bilsin. Herkes savaşı tarih kitaplarındaki kahramanlıklar, cephede olup bitenlerden ibaret sanıyor, gerçek yüzünü, geride kalanların yaşadıklarını bu kitap anlatıyor! Çok etkileyiciydi.
Profile Image for Korhan Günsor.
55 reviews6 followers
January 6, 2023
Kitap Musa serisinin ilk kitabı; savaş Birinci Dünya, açlarsa Dinamo'nun küçük Musa'sının da bulunduğu yetimler, dullar... Tanpınar'ın aksine, o dönemin en yoksul kesimi en olağan çıplaklığıyla işleniyor. Öyle doğrudan bir anlatışı var ki Musa yerine Hasan'ı koysaymış birebir hayat öyküsü olmadığından kimse dem vurmazmış hiç. Hoş, isimleri değiştirmesi yazarın olayları nesnel olarak ele alabilmesi için hakikaten elzemmiş. Okudukça da anlaşıldığı üzere böyle acıklı bir romanı yazmak hele başından geçenlerden ibaretse, büyük bir soğukkanlılık gerektiriyor. Yoğun tasvirler gibi sanatsallığa hatta yorumlara bile pek girişilmemiş ama olay üstüne olay şeklindeki şiddetli bir edebi akıntının üzerinde küçük Musa'nın dimağının içindeymişçesine dönemsel yolculuğa çıkıyorsunuz. Öyle ki; yalnız kitabı okumuyorsunuz, siz de o tarlayı mezbahanın atıklarıyla gübreliyorsunuz; sizin de babanız, abiniz savaşa gidiyor; tarlayı sürebilen kalmayınca siz de o mezbahanın atıklarıyla bu sefer doğrudan kendiniz nemalanıyorsunuz. Nitekim, çocuk kahramanlar çokça yer alsa da aşırı gerçekçi yokluk, açlık, ölüm ve cinsellik tasvirleri yüzünden asla bir çocuk romanı değil.

1914'e doğru başlıyor hikaye. Trabzon doğumlu Yemen gazisi baba Temel Çavuş, hamile eşi ve 4 çocuktan oluşan ailesiyle İstanbul'dan Samsun'un kırsalındaki Kötü Köy'e tersine göç etmek zorunda kalıyor. Daha büyük savaş başlamadan, en ağır çiftçilik olan tütün işinde çalışmaları yetmiyormuş gibi köydeki sıtma salgınından da nasiplerini baya bi alıyorlar. Neyse ki tanıdıkları vasıtasıyla Samsun'un daha şehir kısmındaki bir tarlaya kısa zaman içerisinde kapağı atabiliyorlar. Sıtmadan dolayı o denli sefil görüntüleri var ki girişte şehrin şımarık ve de nüfuzlu kesimine çok sert bir şekilde maruz kalıyorlar. Fakat verdikleri karşılık da aynı sertlikte olunca mahallenin yoksul sakinlerinin gözüne anında girebiliyorlar ama nüfuzluların diş bilemelerinin önüne geçilemiyor bir türlü. Ta ki tüm bir aileyi savaş, açlık ve ölümden oluşan 1914-1918 dönemi çukurunda iyice dibi boylasınlar diye defalarca ayakları kaydırılana dek!... Zaten Temel Çavuş kışlaya Zweig'in 'Mecburiyet' öyküsündeki gibi betimlenen bir dramla, kendiliğinden çoktan gitmiştir. Evin kalan tek iş gücüne sahip 15 yaşındaki büyük oğlu daha yaşı gelmeden, göz koydukları güzeller güzeli Tatar sevgilisinden de koparmak için, aynı nüfuzlular tarafından, haksız yere askerlik şubesine ihbar edilir. Fakat o ihbar edenler yoksulları ezmeğe gelince aslan kesilirken bedelli askerliğin ödemesi dışında başka hiçbir şey için 'Mecburiyet' hissetmeyen varsıl ödleklerdendir. Bu yetmiyormuş gibi üstüne bir de Şakire ana ve 3 küçük çocuğunun tek ekmek kapıları olan tarlaları da ellerinden alınır. Çünkü kiraladıkları tarlanın sahibi savaş dolayısıyla sürgün ve arsalarına el konulma kararı çıkmış azınlıklardandır. Önceden sürekli vandallık yaparak zarar verdikleri tarlayı bu sefer dikenli tellerle çevirip içindeki kışlık mahsulleriyle aynı nüfuzlular kendi üstlerine zimmetleyivermişlerdir. İttihat ve Terakki cemiyetine iyice sızmış, dönemin varsıllarını örnekleyen bu zorbalara karşı, mahalleli bir ordu mensubu ciddi çaba gösterir. Savaştaki gazinin yoksul ailesinin başını soktuğu biricik evinden de olmaması için gerekli yerlere başvurur, kalıcı olmasa da sonuç alır. Fakat eşi kendisinin tersine oldukça hasistir. Öyle ki komşusu değil aç yatarken, ailecek kıvranırken, çocuğunu ilaçsızlık ve açlıktan, eşi ile büyük oğlunu ise savaştan dolayı kaybettiğinde bile depolar dolusu azığını, ilacını Şakire'den sakınır. Daha sonra subay, eşinin bu durumunu fark ettiğinde aralarında ciddi fakat çok geç kalmış bir gerilim olacaktır. Hoş, yan komşusu da Şakire'nin batıl inançlı olmasından faydalanıp evinde hırsızlık yapmış, suçu da üç harflilere atmıştır. Bu batıl inanç daha sonra Şakire'nin Musa'yı kuduzdan korumak için büyücü bir şarlatandan medet bulmasına yol açacaktır. Çalınacak bir şeyleri kalmayacağı için aynı hırsızlık tekrar etmez. Savaş ilerleyip koşullar kötüleşince akrabalar arasında da başlayan hırsızlıklarla son parça değerli eşyaları da gidecektir.

Küçük Musa tabakhane için köpek dışkıları toplayıp satmaya başlar. Kriz ortamında bu pis iş bile kurtlar sofrasına dönmüştür, köpeklerdeki kuduz salgını da cabası. Dilenciler bile acır hallerine. Rızkın tümünü insanlar gasp etmiştir, Allah'tan değil insanlardan dileyeceksin rızkını diye kandırıp Musa'yı dilenmeye alır dilenciler. Tüm erkeklerini savaşta kaybetmiş Tatar komşuları gibi hırsızlığa başlamaktansa bu yola girmek gözlerine ilk başta daha iyi görünür. Fakat Temel Çavuş'un anısı peşlerini bırakmaz. Sonuçta babası, Sarıkamış gibi onlarca cephede yüz binlercesinin şehadet haberi gelen; çiftçilik gibi, avcılık gibi, askerlik gibi zanaatında en üst seviyede çalışkan ve namuslu bir eski topraktı, büyük oğluyla birlikte savaş kahramanıydı. Rus donanması kendilerine karşı koyacak bir donanma olmadığından Karadeniz'den Samsun yamaçlarını kolayca topa tutup yıkıma başladıklarında, Şakire ve yoksul ailesi evsiz kaldıklarına belki ilk kez şükrederler çünkü aynı donanma yoksunluğu yüzünden babalarının kışlıksız kalıp da donarak belden aşağı kötürüm kalması ve o yüzden geri çekil emrine rağmen intiharı görev edinip ölümüne savaştığını bilemezler...

Temel Çavuş her ne kadar mektepli olmasa da eşinden farklı olarak batıl inançlara kapılacak kadar cahil biri değildir. Kadınların o dönemlerde daha kapalı bir yaşayışa sahip olmaları onları daha bilisiz yapmıştır. Hatta Temel tam tersine; kemençe gibi bir enstrümana hakim ve yüzlerce maniyi çalıp söyleyebilen, yorumlayabilen ve çocuklarına aktarabilen sırf zanaat değil sanat anlamında da bilge denilebilecek biridir. Savaşlardaki kayıplardan dolayı kadına üreme ve evinde kalıp çocuk büyütme yükü verilmişken erkekler cepheden cepheye savaşıp dünyayı, farklı insanları tanıyabilmişler bunun yanında silah kullanma, kriz anında yiyecek bulabilme ve yardımlaşma konularında yetkinleşmişlerdir. Savaş katliam boyutuna gelince bu birikimler de yok olup gitmiş.

Bu eser, 6 kitaplık serinin daha başlangıç kitabı. Musa'nın öksüz kalmasına kadar işlenen süreçte işlenenlerden daha beterini anca Finlandiya'nın 19. yüzyılda İsveç hamiliğinden çıktıktan sonraki dönemi içeren "Ak Zambaklar Ülkesinde" kitabında rastlayabildim. Yokluk içerisindeki Finlandiya köylüleri ilaç bile istemeyi bırakmışlar bırakın ölelim der halde betimlenmişlerdi. Ama orada da daha belgesel bir anlatım olduğu için romandaki etkileyicilik yoktu. Halikarnas Balıkçısı'nın 1946'da basılan 'Aganta Burina Burinata' kitabında da, ana kahramanın rastladığı benzer betimlemelerde bulunduğu toprak köylüleri bulunuyor. Denizcilikle uğraşan kahramana topraktaki özgürlük yitiminin insanın ruhuna ve aklına işleyen yozlaşması ona ölüm gibi geliyor. Denizlere, engin özgürlüklere ama o çok daha tehlikeli yaşama bir daha dönmemek üzere dönüyor. Sonuçta Karadeniz de dahil olmak üzere 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denizciliğin gelişmemiş olması, o dönemde kıyıyı savunacak bir donanmanın kalmamış olması çok vahim bir durum açıkçası. Bu durumdan dolayı 'Savaş ve Açlar' romanında Karadeniz kıyısında o sıralar balıkçılık da hiç yok, Temel Çavuş arada tüfeğiyle ava gidiyor, çok güzel avlanıyor ama günümüzde aynı ismin klişesi olan bir Temel Reisliği asla olmuyor. Hatta balık şans eseri yakalanırsa yemekten çok gübre olarak kullanılıyor. Böyle bir kapasitenin değerlendirilmeyip, halkın sadece kara işlerine mahkum edilmesi ve o işlerin de cılkının çıkartılması o dönemlerde ülkenin ne denli yanlış yönetildiğini gösteriyor.

Dinamo'nun Musa serisinin 3. kitabı 'Açlık' 'ta daha beter olaylar işleniyorsa da serinin ilerleyen kitaplarında Musa'nın kendilerine zarar verenlerin peşlerine düşüp hesaplaştığı da yer alıyor:

1. Savaş ve Açlar

2. Öksüz Musa

3. Açlık

4. Koyun Baba

5. Musa'nın Gecekondusu

6. Musa'nın Mahpushanesi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, 'Hasan İzzettin Dinamo' kütüphanesini geçtiğimiz sonbahar açarak (aynı zamanda mezarının tamiratını da gerçekleştirerek) büyük bir yazarımızın anısını böylesine yaşatması da takdire şayandır diye ayrıca belirtip incelememi burada sonlandırıyorum.
7 reviews
December 16, 2023
Hayatımda iyi ki beni anlayan insanlar var. Neden mi ? Çünkü bana gerçekten önerdikleri eserlerle anlıyorum bunu. Bu kitabı öneren de teyzemdi. Kızım dedi al ve oku. Oku ve okut.
Okurken ağlayacak, yemek yerken iştahın kesilecek diyordu. Gezmediğim sahafçı kalmadı o gün teyzemle. Üsküdar'ın altını üstüne getirdik ve sonunda bulduk.
Dinamo' nun kitaplarını bulmak inanın çok zor. Zaten adamın bunca zaman o kadar kitabı yakılmış, yıkılmış çöp olmuş ki size anlatamam. Uzatmak istemiyorum kitaba geçeyim :(

Dinamo' nun kendi hayatını anlatan bir kitap. Karakterler akrabalarından , ailelerinden hatta kendi hanesinden olan olaylar. Bu yüzden gerek o savaşların çıkış anları gerekse savaş ve ölüm sonrası geride kalanların acılarını çok güzel yüreğimize sızdırmış eserinde.
Savaşların hep o iç yüzünü görmüş durmuşuz. Filmlerde, dizilerde kitaplarda sinemalarda. Peki ya savaş sonrası vatanı için can verenlerin, geride kalan canları için bizler neler veriyoruz ? Kimse bilmiyor. Görmüyor. Okumuyor.
Spoiler vermek hiç istemiyorum ama bı olay var ki yazamadan edemeyeceğim. Açlıktan hasta bir hayvanın etini günlerdir yiyen çocuğun bir gün bağırsağı çıkarıyor tuvaleti yaparken. Ve anne.... O bağırsağı günlerce içine geri sokuyor kendi elleriyle. Yazarken utandığım , yazarken bu nasıl hayat dediğim duygular içindeyim. Ölümler oluyor kitapta... Ama Dinamo öyle sayfalarca ölümden bile bahsetmiyor. Öldü diyo ve bitiyor. Belki bir iki sayfa bir kaç duygu nakşediyor ama fazlası asla yok. Çünkü ölmeden önce o kadar acı çekiyorsun ki okurken, ölüm seni üzmüyor. Sadece burukluk bırakıyor. Ne denilir ki diyorsun. Ölmeseydi daha kötüydü. Bu yüzden ölüme üzülemiyor, ölümün böyle gelmesine buruklanıyorsun.
Sadece üç kuruş para için bir can kıyılıyor.
Sadece bir kuru ekmek için günlerce aç yatıyorsun.
Sadece bir et yeme uğruna bağırsağın dışarı çıkıyor.
Ve sadece hayatta kalabilmek için ölüm bile tatlı geliyor.
Yalvarırım okuyun. Yalvarırım Dinamo' yu tanıyın. Size yalvarırım bu adamın kitaplarını ortaokuldan başlatın öğrencilerinize okutmaya. Asla unutamayacağım bir kitap. Kendimden utandığım, ülkemden utandığım, boğazımdan geçen bir yudum suda boğulmak istediğim duyguların esirindeyim.
Sevgiyle kalın.
Profile Image for Esra.
210 reviews6 followers
August 12, 2024
Böyle kitapları çok kolay ertelediğimi fark ettim, hatta genel olarak kendi acımıza, kendi mücadelemize, geçmişimize bakmayı nedense daha az tercih ediyoruz gibi geliyor. Halbuki Yu-Hua'nın Yaşamak'ını hepimiz okuduk, Germinal'i, Gazap Üzümleri'ni... Savaş ve Açlar Birinci Dünya Savaşı sırasında 9 kişilik bir ailenin yaşam mücadelesini Şakire adlı evin annesi üzerinden anlatıyor. Evin erkekleri bir bir askere çağrılırken evin nüfusu giderek azalıyor, yoksulluk, açlık, sefalet giderek artıyor. Cephede savaş sürerken evlerde de yaşam savaşı sürüyor. Çocuklar, bebekler açlıktan ölüyor, insanlar, özellikle de yoksul insanlar bir köşede kendi kaderlerine terk ediliyor âdeta... Etkileyici bir roman, hatta otobiyografi olduğu söyleniyor çünkü yazarın hayatıyla çok benzerlikler gösteriyormuş kitap, ki zaten cümlelerin her biri buram buram yaşanmışlık kokuyor. Evet, çok fazla acı, çok fazla melodram ama aynı zamanda gerçek, bunlar yaşanmamış ya da o dönem için yaşanmayacak şeyler değil neticede. Bence okunmalı.

Sayfa 227'den bir alıntı bırakayım. Bu arada kitaptaki diyaloglar hep yöre ağzıyla yazılmış, ben de o şekilde yazacağım:

"Açluktan elmemek için çaluşacağuz. Gerekirse açluğu yiyerek yaşayacağuz. Şu sırada yaşamak, canlı kalmak için hiçbir umudumuz yok. Ama biz gene de yaşamak için sağa sola atılacağuz. Şu bizim hâlımızda yaşamak yiğitliktur Musa'm. İşte, biz bu yiğitliğu sınayacağuz. Kahramanluk salt siperlere sinip düşmana kurşun atmak değildir. Şu bizim hâlımızda açlukla pençeleşerek oni yenmeye çalışmak ta kahramanlıktur. Buna yaşamak kahramanlığu derler, Musa'm. Bu, siperde düşmanla vuruşmaktan bin kat daha zordur."
1 review
April 10, 2025
Hasan İzzettin Dinamo'nun kendi hayatından kesitleri içeren, 1. Dünya Savaşı'nın Türkiye'deki yıkıcı etkilerini adeta gözümüzde canlandıran kitap. 7 kitap içeren serinin ilk kitabıdır. Atatürk önderliğinde Türkiye'nin nasıl kurulduğunu da halkın gözünden gösterir. Türkiye'nin kalkınması için o dönemin çocukları çok büyük fedakarlıklarla en güzel şekilde eğitilmeye çalışılmış. En sevdiğim kitaplardan.. Bu kitabı okuyup Samsun'da adı geçen yerlerin gezilmesini tavsiye ederim. Mutlaka okunması gereken kitaplardan.
Profile Image for Nuri.
6 reviews
September 14, 2020
Şu ana kadar okuduklarım içinde 5 yıldızın yetersiz kaldığını düşündüğüm ilk ve tek kitap. Mutlak okutulmalı.
Profile Image for Özgür Öztürk.
18 reviews
March 7, 2022
Biraz fazla romantize edilmiş bir kurgusu var. Kimi yerlerde de kendini tekrar ediyor. 250 sayfa civarı olsaymış, olay örgüsünden pek bir şey kaybetmezmiş.
10 reviews
August 26, 2024
Tüm kitaplar bu kitabı okumak için ön hazırlıktır. Savaş ve Açlar insanı okumaya başladığı andan itibaren ömründe hiç unutamayacak bir iz bırakır. Her aklınıza geldiğinde buruk hissedersiniz.
Profile Image for Dr. Nazim Gumus.
46 reviews
January 21, 2020
(Romanın başkişisi Şakire'nin kocası ve büyük oğlu Rus-Türk savaşında ölürlerken, açlıktan kırılmakta olan halk arasında bu kadın da geride kalan çocuklarıyla birlikte açlıktan ölüm kertesindedir ve yakınlarındaki fırına gider, bizim insanımız ölüp şehit olurken, geride kalıp çocuklarını para karşılığı askerlik/savaştan koruyan ve savaş zengini olanlara tepkisini göstermek üzere (ki ordu kumandanlarından bölgedeki bir subay bu duruma "açlıktan çıldırma olayı" diyerek sahiplenme sergiler iken) fırının bütün caümekanlarını paramparça etmesi üzerine, uzaktan koruyucusu olan kumandan, kiracı olarak kaldığı Ayşe Hanımın evindeki yiyeceklerden ve asker tayınından seyisiyle Şakire'ye yiyecek gönderir ve zaptiyenin onu içeri tıkmasını böylece önleyen) Kumandan, uzaklara bakarak şöyle der: "Şu bizim halkımız ne kanaatkar, ne temiz, ne canlı bir halktır. Karınlarına inen biraz iyi yemek onları hemen mutlu kılmaya yetiyor. Ne yazık ki bir iki gün sonra bu şehit ailesinin dramı dah ahızlanmak üzere yine başlayacak. Azrail tok karınlardan hiç hoşlanmadığından bir iki gün daha bu kulübeden uzaklarda gezip dolaşacaktır." ...
Profile Image for D.
38 reviews5 followers
October 16, 2025
Mükemmel bir başyapıt! Senelerce inkılap ve edebiyat derslerinde isminin geçmemesi, önerilerde duymamamız büyük bir kayıp olmuş. Daha çok Türk yazar okumak için araştırırken denk geldiğime şükrediyorum, şimdi bulabildiğim her eserini okumak istiyorum.

Duygusal çözümlemelere giremeyecek kadar gerçek, masalsı betimlemelere fırsat bulunamadan tamamen içgüdüyle hareket etmek zorunda olunan zamanlar. Her dönemde bulunan fırsatçıların belki de en çıplak halleriyle gösterilmesi bile bu kitabın temel eserlerde okutulması için yeterli.

Açlıkla boğuşan kadınların cehaleti üstünde günlerce düşünülecek tartışmalar ortaya konabilir. Tüm bunlara rağmen yer yer sorgulamalarıyla günümüzdeki çoğunluktan daha mantıklı hareket edebilen karakterler bir parçanız oluyor; sürükleyiciliğine rağmen yavaş yavaş okumanızı, bu sayede çevrenizle eşleştirme vaktini bulabilmenizi öneririm.
Displaying 1 - 20 of 20 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.